21 Aralık 2010 Salı

lets see

çılgınlar gibi bir pazar alışverişinin ardından
ana yemek malzemelerimin yarına bıraktım ki bu da balık oluyor.
taze taze sabahtan alırım dedim
kolum koptu mu koptu pazardan dönerken
buna değer mi değer.
şincik ahtapotumu haşlamaya başladım
Ale "Polipo queen" dedi bana
"sempre polipo" dedi eve birkaç dakikalığına uğrayan Lu da
güldüm bende.)

Ale yemek yiyor şimdi ondan sonra patlıcanlara girişeceğim
sonra biraz çamaşır
sonrada pestil olurum zaten sanırım
bakalım
bakalım bakalımmm



(ah birde bir kaç base jump görüntüsüne denk geldim
evet
evetttt
çok istedim
deli gibi korksamda düşme hissinden
kara adadan kratere atlamışlıımız var sonuçtaaaa)

adımadım

alışverişe gidiyorum lakin yarın akşama mühim konuğum var...

20 Aralık 2010 Pazartesi

aç kalmaya alışıyor insan, peki ya deliliğe alışabilir mi?

Bu tavşanları çok seviyorum
yaparken farklı bir kompozisyon yapmıştım kendimin de içinde olduğu
buraya koydum mu hatırlamıyorum ama neyse
sonradan böyle bir arka planım olsun dedim
kalıplardan farklı bir şey en azından
ama alışamadı gözüm
üst tarafa koyuluk lazım sanırım
yada hastayım diye takılıyorum her şeye


İtalya da neden KFC yok diye süregelen isyanımı
(yaaaa ama onnar tavuk deiiiilll yaratııığğğkk benzeri söylemlerle ilgilenmiyorum çok keyif alarak yediğim bir besin çeşidi kim ne derse desin ve evet hayvan severim yo hayır iki yüzlülük değil bu insanlık ups belki iki yüzlülüktür tamam)
bir şekilde bastırmaya karar verdim iki gün önce
ve çeşitli tarif ve tavsiyeleri değerlendirdikten sonra her zaman alış verişimi yaptığım Dok a gittim.Hemen via melo da o da 2 blok evden sadece.
neyse aldım malzemeleri
eve geldim hazırladım
ama hazırlarken o kadar yoruldum ki çok bir hevesim kalmadı yemeye açıkçası
bununla beraber eğer kızartma yağını unutmasaydım tamamen aynısını yapmış olacaktım sanırım
ama zeytin yağında kızartınca olayın rengi değişti
.))
neyse ki tavukların rengi aynı kaldı
neyse
velhasıl çok yemedim başta sonradan gün içinde atıştırdım falan
kızlarda Spinazzola ya dönmüşlerdi salı geliyorlar tekrar evde de yalnızım
neyse uyudum
gece bir ağrı mideme bir tekme
uyandım oturdum
tekrar uzandım
kusmam lazım evet
ve bilmem bahsettim mi önceden
ben kusamayan bir insanım
her türlü acıyı çekerim yeter ki kusmayayım
döndüm döndüm
yok bir çare gittik wc ye
kustum kustuk kustuk
neden sevmiyorum bu işi
çünkü öyle kustum geçti olmuyor
boğazın ağrıyor günlerce ıyh
tamamen yanlış bir eylem yok
yok kesinlikle bana göre değil
neyse
bütün gece sabaha kadar böyle geçti
ertesi günde zombi oldum bu sebepten
dün de az çok iyi geçen gün
ben bembeyaz yüzüm ve yatağım ve sevgili emektar bilgisayarım
annem şey dedi ağlayarak
"şimdi kuş olup yanına gelmek istiyorum"
her seferinde kalbimi daha fazla kıramazsın dediğim de farklı bir yol buluyor annem
ya ahah saçmalama ya iyiyim ben ağlama anne dedim ağladığımı çaktırmadan
tamam tamam yat sen dedi
ah..
ah...
sonra kal sen orada diyor bir de
sanki yapabilecek...
neyse dün gece de sıfır uykunun ve 3 filmin ardından bugün gözlerim başımdan fırlarcasına çıkmak için zonklarken 10 buçuk gibi uyandım buranın saatiyle
günde ilerliyor işte..
daha iyice.
beynim donuk o ayrı.

uzun süre bulsam da kfc yermiyim artık
nöööö
ama olsun

19 Aralık 2010 Pazar

hayat

"malesef insanlar beni sandıkları kadar çok yada umdukları kadar kolay şaşırtamıyorlar..."

if you want to be somebody else, change your mind

annem fal baktırmış bir kaç ay önce
yanıma gelince anlattı
garip
çünkü bende annemde inanmayız böyle şeylere
birileri girmiş aklına işte
gitmiş keyfine..
adam tarif etmiş beni babamı detaylıca
annem şaşırmış
adımıza kadar söylemiş
annem ürkmüş
mikrofon vardır belki dedim
yalnız gitmiştim dedi
güldüm.
görmeden inanmam dedim..
güçlü kuvvetli kızın
istediğini yapar demiş adam..
bu söze takıldım
üstüne üstlük bir de ay dolunaya dönüyor
bir takıldım ki sormayın gitsin..
ufak tefek bir kız değilim
boyum 1.80 e merdiven dayamış evet
güç ama öte yandan
buradan mı geliyor
ondan emin değilim
bugün baride
koyu bir akşam
o pudingin dibi tutmadan bir an önceki koyu hali gibi sıcak yoğun
belki ay dolunaya dönüyor diye
belki ben pek içmedim diye
kanım koyu
ellerime hakim
beni pek dinlemeyen dilimin sesi bile çıkmıyor
gözlerim yorgun..
iyi geceler.

17 Aralık 2010 Cuma

bari

15 Aralık 2010 Çarşamba

sipastik

değer bilmemek benim derdim bu
mesela omzuma dökülen saçlarım var
ben hala kısa sanıyorum onları
saçlarım uzunken erkekler için
daha da etkileyiciyim
bunu biliyorum
genede kestiresim var
içimden bir ses aklında teki olduğundan bu diyor ama
ona da atarım var
neden bilmiyorum.
aynada yüzüme bakıyorumspor yapan biri gibiyim
ama genede bana voleybolcumusun sen diyen birinin üzerinden en az 3 yıl geçti aklım
aklım benim hiç dönüp bakmak istemediğim yerlerde.
öyle işte bile diyemiyorum
o kadar sıkıyım bu konularda
spastikleşme
yürü...

11 Aralık 2010 Cumartesi

il polipo




10 Aralık 2010 Cuma

sanki

ağlamak öyle herkese koymazmış aslında
koymadığı sanılanlara koyarmış hatta
bunun için bir kaç tek içki kafi imiş meselaa
işler öyle her zaman yolunda olmazmış yani...

"sleepless in seattle-sam"

"...at the very first time that I touched her..it was like coming home..only a home I ve never known..I was just taking her hand to help her out of a car...and I knew it..it was like magic.."

sus

sen gerçekten sevseydin.

ağlama

akşamları hep bir dışarı çıkma isteği olur içimde
hani çıkalım coşalım dan öte
çıkayım da
tur atayım boş sokaklarda gibi
meğersem bildiğim yerler
yani boyumun ölçüsü kadarmış bu istek
şimdi gene içimde ama içimde birde ses var dur otur diyen
aynı şehirde ailem olsa belki o sesi sallamazdım
ama evdeyim..
öyle bir şey işte.

8 Aralık 2010 Çarşamba

neden olmasın

Bugün bütün devlet daireleri tatil..
bayram özel gün vb
annem bana hep mangal yüreklisin derdi der..
gençlik ergenlik kızsam da zamanla bunun doğru olduğunu anladım
bir şeyleri geciktirdiğimde yada yapmadığımda içim rahat mı?
hayır tabii ki ama rahatsızlıkta o işi tamamlamam yada yapmam konusunda
bana bir teşvik sağlamadı hiçbir zaman sağlamıyor..

bir çok blog takip ediyorum
yani orada izlediğim görülüyor resmim her şeyim falan
ama ne kadar sık bakabiliyorum dersek
çok sık değil malesef
mangal gönüllülüğün yanında birde egoistlik mevcut
zaman içinde çok değiştim lafını çok edenlere bende çok gülüyorum
çünkü geçen zaman içinde değiştirdikleri çevreleriyle önceki zamanlarında da ne kadar aynı insan olduklarını açıklayabilecek tanıkların da yok olduğuna inanıyorum.
nereden vardım dersek bu sonuca kendimden biliyorum..

çok değiştim diyemem tabii hiçbir zaman demem yani
iki yüzlülük olur ama küçük farklar oldu mu evet
e çevreye uyum sağlamak lazım bazen hayatta kalabilmek için..
(bkz.neandertaller..)

ne diyordum
evet çok takip ediyorum
küçük çapta takip ediliyorum
ama takipçilerimin de benim takiplerim kadar ciddi olduğundan eminim.
genede son zamanlarda dolandığım bloglarda gözüme çarpan bir şeyler oldu
o da hayatımı olduğu gibi sererim gözler önüne hanımlar
yanlış anlaşılabilir iznim var ama genede daha açıklayıcı olmak adına
hayatının her detayını gözler önünde yaşamaya cesareti olan ve üstüne üstlük bunu yapabilen herkese çok büyük saygım var
bizzat benim haz etmediğim bir şey
anlayamadığımdan belki
belki yalnızlığı çok sevdiğimden
belki tek çocukluğumdan
belki her şeyin açıklaması çocukluğumda anneme babama sormak lazım
bilemiyorum ama
bugün gene biryerleri okuyup kıkırdarken buldum kendimi
çünkü ben bizzat kendim bunlara inanmıyordum
tam o halde yakaladım kendimi
yani bahsi geçen yazar bayanın şişman çirkin bakımsız
mutlu olmadığı bir işte çalışan ya evlenmemeye karar vermiş
yada daha beteri mutsuz bir evliliği olan ve yazdıkları sadece fantezilerden ibaret olan bir hanım olduğu fikri vardı kafamda
küçük cılız bir ses tam da aksini fısıldasada yani bunların gayet de gerçek olabileceğini
içimdeki o daha gür mırıltı bu fikre gayet inanmıştı
hemen dik dur komutunu alıp dikildim
ve kendimi yakalamışken bir sorguya çektim
sonuçları başka bir yazıda irdelerim ama ne yaparsam yapayım cılız sese inanamadım diyebilirim.

aklım başka yerlere kaydı
insanlar bunu neden yapar?..
orta okulda okuduğum V.C.Andrews kitaplarını düşündüm
edebiyat hocam o yaş için fazla "açık" olduklarını söylemişti
gerçi tek okuduğum kitap türü olmadığı için kimse tehlikeli bulmadı muhtemelen

sonraları yazarın okulda geçirdiği bir kaza sonucu tekerlekli sandalyeye bağlı bir hayat geçirip öldüğünü öğrendim falan filan
o zaman da mantıklı gelmişti insanın yapamayacağı şeyleri yazarak beynini hazlaması
mantıklı derken işlevli değil belki ama insandan beklenebilir anlamında mantıklı..

dolayısıyla belkide dedim durumun böyle olduğunu beni düşünmeye iten sebep budur..
vay..sonuçta o adar da geriye gitmeye gerek kalmadı.))

modern zamanın verdiği konforla artık kendi kimliğimiz dışında bir kimlik yaratmanın kolaylığı da eldeyken modern V.C. Andrews ların türemesinin önüne geçen bir şey olmadığından bu normal sanırım..

itirazım yok
olsa da bana kalan bir şey değil zaten biliyorum
her şey de yaptığım gibi bunda da düşündüm
ben ne yapardım
böyle bir şey yapar mıydım diye?
vardığım sonuç net değil
bu bloğu da yazmaya isimsiz başladım ama sır tutup yalan söylemeyi
çok zahmetli bulduğumdan
eninde sonunda her kimliğim birbiriyle bağlantılı..

neyse.
bugün tatil arkadaşlarım ne yapsak dediler
benim içimden pek bir şey gelmiyor.
ama bende onların ne yaptığını merak ettim sordum
"projeye başlasak diyoruz ama senin programın varsa dahil olabiliriz?"
herkesin kaçası var sorumluluklarından
en çok da benim.))
benimde başlamam lazım projelere
bir şeyler bir şeyler
ama işte serde mangallık var
şöyle güzel maydanozlu sarımsaklı ev köfteleriyle pirzolalarla
güzel salata el sarması yaprak dolmalarıyla rakılı makılı bir piknik mangalı havasındayım hatta...

annem dönme kal dedi oralarda.
"purps" sesi eşliğinde içtiğim su dudaklarımdan sızarak güldüm.
hıhı tamam dedim.

anne sen biliyor musun ;
ben köprüden geçerken kafamı kaldırıp beton kirişleri gördüğümde yada uçakla üstünden geçerken
garipçede mezarlıkta oturup bira içerken karadenizden boğaza giren tankerlerin yanına yaklaşan klavuz tekneleri gördüğümde
babamın istanbul erkeğe giderken oturdukları evi göstermek için götürdüğü sokak ta evin yıkıldığını gördüğündeki ifadesini gördüğümde
yada senin dedenin konağından gururla bahsederkenki aileni öven halini gördüğümde
gözlerim doluyor
bodrumda sahilde yatarken kafamı çevirik kosa baktığımda yunanistanın kara suyu boyunu düşünüp sinirlerim bozuluyor..
mimarlık hastalığı höhöhö tepkilerine aldırmadan yakılıp yıkılan her binaya üzülüyorum
yaşanmaz burada derken sesim azalıyor kendime bile inanmıyorum
şimdi yazmak için düşünürken bile yüzüm gülüyor.
o kadar seviyorum ben oraları işte.

ondan yapamam dedim
ondan giderim ama kalamam dedim
ondan dönsem oh çok mis olur dedim.
insanlar dedim
hep aklımın arkasında
insanlar kolay
özlersin
bir şekilde birlikte olursun
bunun yolu var
ama sıcak bir akşamda çimenlere oturup adaları kesemem adriyatikten.
ben buralara uygun bir türden gelsemde buralardan değilim anlayacağın..
aralarda tatile geliriz dostlarıma annem olmaz mı?
ben sana bir portakal bahçesi alırım burdan
babama da zeytin..
sıkıldıkça kaçarız..
olmaz mı?

6 Aralık 2010 Pazartesi

how

inside all that no, how did you find that little yes?

5 Aralık 2010 Pazar

4 Aralık 2010 Cumartesi

yani

yastığımı iterek uyandığım bir gün daha dedim
ve vücudum her sabah ki küstahlığıyla
şikayet ediyordu bana.
sosyal paylaşım siteme baktım
iki lise orta okul arkadaşım birşeyler paylaşmış
sabah sabah baktığıma pişman mı oldum sevindim mi bilemiyorum ama
bugünüme bu haftama damgasını vuracak cinsten diyebiliriz sanırım..

geçtigimiz yolları arıyor gözüm yine
sanırım şehir uzakta kalıyor
sanırım şehir uzakta kalıyor
ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
ama güneş her gece tepemde doğuyor

yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...

yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
uzun cümleler kurardım konuşurken
eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor
ama şimdi filmler bile eskimiyor

yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...

fırat tanış'tan gelsin efendim.

pof

tam ayaklarım yere değiyor
tam kondum konuyorum
puff bir rüzgar
gene uçtum bir karış havaya

2 Aralık 2010 Perşembe

anne ben mim oldum

sevdiceğimin uyarmasıyla fark ettim ki mimlenmişim sayın spike will in blogunda
bir süre ertelemem gerekti iş güç şimdi oturup yapayım dedim. Oldu sanırım. Teşekkürler efendim.


en sevdiğiniz kelime nedir?:
velhasıl-ı kelam
en nefret ettiğiniz kelime nedir?:
neyse
sizi ne heyecanlandırır?:
arabayla yokuş aşağı hızla inmek
heyecanınızı ne öldürür?:
yüksek ses, çocuk ağlaması..
en sevdiğiniz ses hangisidir?:
felix in gurultusu
nefret ettiğiniz ses nedir?:
çocuk ağlaması
hangi mesleği yapmak istemezsiniz?:
öğretmenlik
hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?:
doğal yollarla sahip olduğum yeteneklerimden memnunum
birde sevdicek gibi dans edebilmek isterdim
kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz?:
annem?
nerede yaşamak isterdiniz?:
şimdi uzak olduğum yerde, İstanbul da.
en önemli kusurunuz nedir?:
çabuk güvenir inanırım
size en fazla keyif veren kötü huyunuz nedir?:
şımarıklık
kahramanınız kimdir?:
babam
en çok kullandığınız “kötü” olarak nitelendirilebilecek kelime hangisidir?:
kimsin?
şu anki ruh halinizi tarif eder misiniz?:
sakinim içim ılık ılık akıyor gibi
ne kadar koşarsam koşayım hayatımda bir şeyler yinede kaçıyor gibi gibi
hayat felsefenizi hangi slogan özetler?:
aklında duracağına söyle onun midesinde dursun.
mutluluk rüyanız nedir?:
Güzel manzaraya nazır evimde sevdiklerimle yaşamak,çıplak ayakla balkona yürüyüp oradan uçarak işe gitmek
sizce mutsuzluğun tanımı nedir?:
tatminsizlik
nasıl ölmek isterdiniz?:
düşünemediğim bir konu zira ölümden korkuyorum.
öldüğünüz zaman cennete giderseniz allahın size ne söylemesini istersiniz?:
ölümden sonra hayata inanmıyorum.


mimledim o halde varım:
(hızlı bir mimleme oldu kusurlara vesile olmasın efendim)

http://ediramca.blogspot.com/

http://manikiledepresif.blogspot.com/

http://otekisisifos.blogspot.com/

http://gununilkisigi.blogspot.com/

http://rroll.blogspot.com/