Çok güzel filmler izledim şu geçtiğimiz günlerde.
En çok aklımda kalan, aklıma takılan sanırım
"They're Watching"
O yüzden ondan başlayacağım.
Hikayemiz Romanya da geçiyor. Filmkorku da yeni neler var diye bakarken rastgele karşıma çıktı bu film çoğu güzel filmi bulma şeklim gibi.)
Yorumlara şöyle bir baktım ama çok da önemsemedim açıkçası
dedim fragmanını falan izlemeden şöyle bir bakayım
kötüyse sonuna bakar geçerim.
Ama beni şaşırttı doğrusu.
Son 1 yıldır sıkı bir şekilde takip ettiğim House Hunters International ekibinden/programından esinlenmiş bir grup
Romanya nın bir köyüne götürüyor bizi
Hikaye klasik bir çift ev arıyor ve bu köyde kırık dökük bir ev buluyorlar.
Ama yani müzikler ara grafikler falan direk HHI den alınmış gibi
O hissi güzel veriyorlar.
Programı bilen bilir gerçi ama ben gene de kısaca bahsedeyim House Hunters International da
Programın bulduğu yerel bir emlakçı ev arayan adayımıza 3 seçenek gösteriyor aday ya da adaylarımız bu üç seçenekten birini seçiyor ve o yeni ülkeye taşınıyor. Ekip se 1 ila 3 ay sonra onları gene ziyarete gidiyor hani ne yaptılar nasıl yerleştiler gibi.
Burada da olay aynı ama emlakçımız üç kağıtçı bir roman (tipi tam bir türk.) )
Köydeki yerel halk korkunç
ve tabii ki çiftimiz bir 'garip'.
Ekibin başına gelmedik şey kalmıyor haliyle ama
Zaten ciddi bir film çekmediklerini alenen belli ediyorlar dolayısıyla karanlık bir komedi olarak bakıldığında bence hakkı yenen bir film sayılabilir.
Ben 7.8 veriyorum.)
Sırada "The Boy" var.
Ben bu filmi epeyce bekledim aslında.
Umutsuzca internette mi aramadım dersiniz.
2015 yapımı bir diğer the boy filmini mi izlemedim bu umutla
(O da fena bir film değil bu arada. Daha çok dram gibi gerçi)
Ama işte ne zaman bir şeyi bu kadar beklesem istesem bir sıkıntı oluyor malesef.
gene de çok kötü değildi diyebilirim.
Mekan hissi güzeldi.
Sanki böyle bir Dont't be Afraid of the Dark havasına yaklaşır gibi ama o kadar da başarılı olamıyor.
Hikayede boşluklar var
zaman yetmemişcesine ama ne oluyor ne bitiyor anlıyoruz tabii.
Sonu farklı. Yani benzer şeyler izledik tabii ama Gerilimle böyle bağlanması güzel olmuş.
Filmde bir kızımız var, amerikalardan kaçmış ingilterelere gelmiş çocuk bakıcılığı yapmaya
tabii rahat oluyor amerikalı olunca
Neyse
Onun kendi sıkıntıları var işte şiddetli bir ilişkiden kaçmış
Ama geliyor bir görüyor ki
Çocuk mocuk yok bu Mükemmel ingiliz şatomsu malikane de
sadece yaşlı bir çift ve onların taş bebekleri var
Kız garipsiyor tabii ama diyor yani bir ton para
napalım bakalım.
Oğlumuzun adı Brahm
Yatırılması yedirilmesi temizlenmesi lazım düzenli
Neyse yaşlı anne baba gidiyor
Kız tabii direk sallıyor brahm ı
Yanlış seçim tatlım
Problemler de başlıyor akabinde
Yok eski koca çıkıyor geliyor
Evin alışverişini yapan ingiliz çocuk kafalanıyor
Brahm iyice çıldırıyor.
Ama hepsi güzel bağlanmış
İzlendi mi izlendi
bir daha izlenir mi?
nope!
Sorry Brahm!
Bu filmimizi Sinemada izledik arkadaşımla;
"10 Cloverfield Lane"
Arkadaşım tam da karar vermişken filmin 2008 yapımı Cloverfield filmiyle alakalı olduğunu söyledi
Çok hoşuma gitmeyen bir bilgi oldu bu çünkü o filmi de biraz vasat bulmuş pek beğenememiştim(ama şimdi bir ara vakit ve heves bulursam tekrar hatırlama izlemesi yapmayı planlıyorum)
Eski filmi izleyenler bilir.
Bu bir uzaylı filmi.
Ama bizi sadece sıkıcı uzaylı kovalamacasıyla boğmuyor şaşırtıcı olarak bir kere oyuncular bonus!
Bir kere gönüllerin Fred Çakmaktaşı John Goodman var neredeyse başrolde!
Hemde alışık olmadığımız bir rol seçimiyle.
Ona bu atılımında yardım eden aktrisimiz ise
Scott Pilgrim vs. The World de bir çare Scott ımızın aklını başından alan Ramona Flowers- Mary E. Winstead den başkası değil.
Mekan biraz klostrofobik ama zaten verilmek istenen his de o.
Her detay gayet yeterli yani Cloverfield filmine ön yargımdan dolayı biraz sevimsiz başladığım bir filmdi ama sinemanın atmosferiyle de(tıklım tıkış bir salon ne ilgiymiş ve kardeşim! Paltomuz kucağımızda oturduk!)
gayet keyifli devam etti
iliklerime kadar gerildim heyecanlandım
sonu da güzel bitti
bu cloverfield serisinin daha çok ekmeğini yiyecekler belli ki
öyle bir sondu yani.
Tavsiye edebilirim.
Filmkorku ya da düşmüş durumda zaten.
Emelie ve Deccal araya sıkıştırmalık özlesine izlediğim filmler ama genede şöyle bir bahsedeyim.
Emelie de klasik bir nanny hikayesi izleyeceğimizi anlıyoruz;
Emelie kızımız biraz problemli bu her halindende belli zaten
ama işte salak bu ebeveynler genede alıyorlar bunu
Evin 3 çocuğu var 1 i en büyük abi
ortanca piremses kızımız
birde küçük şirin mi şirin oğlan çocuu
Anne baba sorunlu ilişkilerini(tabii ki)
kurtarmaya bir yıldönümü yemeği yapalım demişler
Çocukları da bu hiç tanımadığımız kıza teslim edelim
which is cool, i would do that too.)
Onlar orda sorunlarını beceriksizce masaya yatırıp kah hoşça kah gergin
vakit geçiredursunlar
Emelie kızımız kendini öldürüp yerine geçtiği Anna olarak tanıttığı bu ailenin evinde çocuklara türlü türlü eziyetler etmektedir
hem de bütün bunların amacı küçük oğlanı kaçırıp kendi ölen oğlunun yerine alma isteğidir.
Bir suç ortağı vardır o da ondan da deli film boyu yüzünü değil sadece gözünü görebildiğimiz bir beydir.
Bla bla bla
çocuklar kurtulur
Emelie ölmez kaçar
Çocuklar 45 yaşına kadar psikolojik yardım alır muhtemelen
Emelie nin yardımcısı amca ölür.
aile kavuşur viola mutlu son.
İyi bir film değildi ama Sarah Bolger için izlenir herhalde.
Yani en azından erkek izleyiciler için daha teşvik edici bir etken olur diye düşünüyorum.
Çünkü kendisi Tudors da Breh Breh BREH dedirtecek kadar iyi bir Mary Tudor olmuştu.
Deccal e gelirsek ise
Yani söylenecek çok bir şey yok tabii;
Fotoğraf gereken herşeyi anlatıyor konuyla ilgili.
Şimdi korku filmleri benim özel ilgi alanım olduğu için
Türk film sektörünün de bu konudaki bütün yeniliklerini yakından takip ediyorum. Bu ne demek oluyor
yani bütün türk korkuları izliyorum.)
Ama malesef bana yenilik vermek yerine hep aynı hikayeyi daha iyi veya daha kötü bilgisayar efekt ve teknikleriyle vermekten başka bir şey yapmıyorlar.
Konu gene şeytan bir bebek
gene bolca dua var
Gene Kendini dünya zevklerinde kaybetmiş bir kızımız.
Gene korkunç bir yaşlı teyze.
Salak bir yakın arkadaş
Saçma sapan efektler.
İyi değildi kesinlikle
Yani ben zaten bu filmleri korkmak için izlemiyorum ama en azından bu kadar tekrara düşmeseler de heyecan olsa diyorum ama işte napalm eldeki bu.
Başrolde Öznur Serçeler diye bir kızımız var. Oyunculuk olarak olmasa da görsel olarak hoşça bir abla belki onun için gene erkek jüri ok leyebilir ama kimi kandırıyoruz ha.) erkekler bu filmlerden çok korkuyor dostum.P
Daha bir kaç tane daha film var tabii eklemem gereken ama biraz yoruldum ve sıcakladım.
Ayh çarşamba 32 derece olacakmış ayol
ALAM cehennem ateşlerini burada mı çektireceksin bize yarebim!
18 Nisan 2016 Pazartesi
8 Nisan 2016 Cuma
I'm not o-fucking-kay
Sabah sabah my chemical romance güldürdün beni.))
Adamlar depresif şarkı yapmak isteseler de olmuyor.)
Bir yerinde insana komik gelen bir şey çıkıyor.)
Bu bulutlu karanlık sonbahardan çalıntı İstanbul sabahına ben en güzel ayakkabılarım
ve jilet gibi kıyafetlerimle hazırlanmıştım oysaki
Zaten erken kalkıyorum
hava hep karanlık oluyor aşağı yukarı
Sonradan ofise gelene kadar güneş çıktığı için ona göre bir şeyler girdim
sonra baktım no güneş what so ever
neyse artık napalım
zaten güzel ayakkabılarımı asfalta değdirmiyorum kolay kolay
Dolayısıyla suya sabuna çamura da değmez
Gerçi yağmurdan bahsedilmiyor hava durumunda
sadece kocaman bir bulut
güneşi perdeleyen.
En son Tutsak Güneş i okudum.
Uzun süredir Ayşe Kulin okumuyordum en son adı aylin i okumuştum sanırım
Kadının yazımını seviyorum
İçinde kaybolup gidebiliyorsun hikayenin.
Tutsak güneşte de böyle perdelenmiş bir güneşten bahsediliyor
Kitabı okuduğumdan beri hava ne zaman böyle kapalı olsa hemen hikayeye gidip içinde kayboluyorum.)
Biraz hüzünlü ama hoşuma gidiyor.
Şimdi iş arkadaşım sayesinde Wardstone diye bir seriye başladım.)
Hemde pdf yani!
BEN! pdf ten kitap okuyorum.
Yani
Okumaya çalışıyorum.))
Daha çok kitabımı alayım
başucu ışığımı yakayım
İnsanı olduğum için biraz zor gidiyor ama
eh işte
.)
Adamlar depresif şarkı yapmak isteseler de olmuyor.)
Bir yerinde insana komik gelen bir şey çıkıyor.)
Bu bulutlu karanlık sonbahardan çalıntı İstanbul sabahına ben en güzel ayakkabılarım
ve jilet gibi kıyafetlerimle hazırlanmıştım oysaki
Zaten erken kalkıyorum
hava hep karanlık oluyor aşağı yukarı
Sonradan ofise gelene kadar güneş çıktığı için ona göre bir şeyler girdim
sonra baktım no güneş what so ever
neyse artık napalım
zaten güzel ayakkabılarımı asfalta değdirmiyorum kolay kolay
Dolayısıyla suya sabuna çamura da değmez
Gerçi yağmurdan bahsedilmiyor hava durumunda
sadece kocaman bir bulut
güneşi perdeleyen.
En son Tutsak Güneş i okudum.
Uzun süredir Ayşe Kulin okumuyordum en son adı aylin i okumuştum sanırım
Kadının yazımını seviyorum
İçinde kaybolup gidebiliyorsun hikayenin.
Tutsak güneşte de böyle perdelenmiş bir güneşten bahsediliyor
Kitabı okuduğumdan beri hava ne zaman böyle kapalı olsa hemen hikayeye gidip içinde kayboluyorum.)
Biraz hüzünlü ama hoşuma gidiyor.
Şimdi iş arkadaşım sayesinde Wardstone diye bir seriye başladım.)
Hemde pdf yani!
BEN! pdf ten kitap okuyorum.
Yani
Okumaya çalışıyorum.))
Daha çok kitabımı alayım
başucu ışığımı yakayım
İnsanı olduğum için biraz zor gidiyor ama
eh işte
.)
5 Nisan 2016 Salı
questa é la vita
you meet someone
you two get close
it's all great for a while
then someone stops trying
talk less.
awkward conversations
the drifting
no communication whatsoever
memories start to fade
then that person you know
becomes that person you knew
that's how it usually goes, right?
sad isn't it?
4 Nisan 2016 Pazartesi
uzun lafın şortu
Sakalı bulaşık teli gibi
ortası farklı ama
ortasında kocaman bir gülümsemesi var
Ara ara çalılardan baş vermiş beyazlarından şikayet ediyor
Gözlerinin yanındaki çizgilerini fark ediyorum o sırada
ama anlaşılmıyor gülümsemekten mi yoksa yaşından mı
gülümsemekten olduğunu düşündüğümü fark ediyorum
yıllarla alakalı olmasına imkan yok
Üzüldüğünde bana bakamıyor hala
uzağa bakıyor
Kırılabileceğimi bildiği cümlelerine güzel sözlerle başlıyor hep
sesini yumuşatıyor
üzülür gibi olursam hemen şapşalca olduğunu düşündüğü bir şey söylüyor
çok kötü olursam beni gıdıklıyor.
Ne olursa olsun değerli olanın ben olduğumu söylüyor hep bana
söylemekten öte öyle düşündüğünü görüyorum yüzünde
Beni seviyor
beni ailesini sever gibi seviyor
beni değerli ama biraz aptal buluyor bazı konularda
korumak istiyor
ama biraz korkuyor.
kendinden pek bahsetmiyor
Kaldıramayacağımdan endişeleniyor
Önemsemeyeceğimden çekiniyor.
Merak etmeyeceğimden endişeleniyor
Oturup bakarken ona ne kadar az şey sorduğumu fark ediyorum
o gittikten sonra kendime kızıyorum.
o bana ne güzel bir arkadaş oluyor.
ben ne kadar eksik kalmışım.
gene de ne güzel bir insan kazanmışım.
ortası farklı ama
ortasında kocaman bir gülümsemesi var
Ara ara çalılardan baş vermiş beyazlarından şikayet ediyor
Gözlerinin yanındaki çizgilerini fark ediyorum o sırada
ama anlaşılmıyor gülümsemekten mi yoksa yaşından mı
gülümsemekten olduğunu düşündüğümü fark ediyorum
yıllarla alakalı olmasına imkan yok
Üzüldüğünde bana bakamıyor hala
uzağa bakıyor
Kırılabileceğimi bildiği cümlelerine güzel sözlerle başlıyor hep
sesini yumuşatıyor
üzülür gibi olursam hemen şapşalca olduğunu düşündüğü bir şey söylüyor
çok kötü olursam beni gıdıklıyor.
Ne olursa olsun değerli olanın ben olduğumu söylüyor hep bana
söylemekten öte öyle düşündüğünü görüyorum yüzünde
Beni seviyor
beni ailesini sever gibi seviyor
beni değerli ama biraz aptal buluyor bazı konularda
korumak istiyor
ama biraz korkuyor.
kendinden pek bahsetmiyor
Kaldıramayacağımdan endişeleniyor
Önemsemeyeceğimden çekiniyor.
Merak etmeyeceğimden endişeleniyor
Oturup bakarken ona ne kadar az şey sorduğumu fark ediyorum
o gittikten sonra kendime kızıyorum.
o bana ne güzel bir arkadaş oluyor.
ben ne kadar eksik kalmışım.
gene de ne güzel bir insan kazanmışım.
30 Mart 2016 Çarşamba
her şeyi güç savaşına döndürenlerde olan hal: dertlilik.
the tempest a selamlar saygılar olsun.
Sadece sevmediğim hatta önemsemediğim insanlara yapmak şöyle dursun
(normali o olsa diyelim)
aksine sevdiklerime daha çok yaptığım durumum.
hani nasıl durdurulur nasıl geçer.
bilemiyorum.
şimdi nefes terapisini deneyeceğim.
geçmezse kendimizi kandırmaya devam.n'apalm.
Sadece sevmediğim hatta önemsemediğim insanlara yapmak şöyle dursun
(normali o olsa diyelim)
aksine sevdiklerime daha çok yaptığım durumum.
hani nasıl durdurulur nasıl geçer.
bilemiyorum.
şimdi nefes terapisini deneyeceğim.
geçmezse kendimizi kandırmaya devam.n'apalm.
29 Mart 2016 Salı
23 Mart 2016 Çarşamba
Bunu alışkanlık haline getirebilirim!
Eskiden yani laptoplara esir olmadan önce desktoplara esirken.))
bu eski klavyelerden kullanıyordum
tıkır tıkır
yazarken tak tuk klavyeyi döverek
evdekiler haliyle sinir olurlardı herhalde
kim olmaz ki yani.))
Şimdi iş yerinde merak ediyorum aynı şey oluyor mu diye.)))
Gerçi iş mailleri yazışmaları falan da oluyor tamam ama
takır tukur burayı yazmak
sanki sesi bile farklı :P
HHani sanki ben burada işten başka bir şey yapıyorum diye bas bas bağırıyor.))
Herkesin takıldığını fark ediyorum bugünlerde
Hani an geçiriliyor.
Getting by it gibimsi.
Baştakinden sondakine herkes
bir rehavet
bir go with the flow
tasarım süreci bir sıkıntı mı
kıçımızdan uydurmak zor mu
falan filan.
Ya basmane çukurunu satmışlar.
Dün gelen mimarı bültende gördüm.
Şimdi gelsin yerine gökdelenler.
E ne yapacaklardı adamlar
park mı yapacaklardı.
Yok artık.
Lütfen ama.
Hadiii amaaaa.
bu eski klavyelerden kullanıyordum
tıkır tıkır
yazarken tak tuk klavyeyi döverek
evdekiler haliyle sinir olurlardı herhalde
kim olmaz ki yani.))
Şimdi iş yerinde merak ediyorum aynı şey oluyor mu diye.)))
Gerçi iş mailleri yazışmaları falan da oluyor tamam ama
takır tukur burayı yazmak
sanki sesi bile farklı :P
HHani sanki ben burada işten başka bir şey yapıyorum diye bas bas bağırıyor.))
Herkesin takıldığını fark ediyorum bugünlerde
Hani an geçiriliyor.
Getting by it gibimsi.
Baştakinden sondakine herkes
bir rehavet
bir go with the flow
tasarım süreci bir sıkıntı mı
kıçımızdan uydurmak zor mu
falan filan.
Ya basmane çukurunu satmışlar.
Dün gelen mimarı bültende gördüm.
Şimdi gelsin yerine gökdelenler.
E ne yapacaklardı adamlar
park mı yapacaklardı.
Yok artık.
Lütfen ama.
Hadiii amaaaa.
22 Mart 2016 Salı
I write, U write, They don't know how to read!
Uzun süredir Sinemaya gidemiyorum.
Partnerimin bunda etkisi çok oldu ve yaşadığımız yerinde tabi
ama daha çok onun etkisi bence.
Bence pek sevmiyor sinemayı
Belki eski bir sevgilisi yüzündendir belkide (muhtemelen) sadece sevmiyor motion pictures ı.
Şimdi doğal habitatıma döndüğümden beri sinemaya gitme isteği aldı gene beni.
Filmlere baktım hoşuma giden bir şeyler bulayım diye
ve şu şok edici gerçeği fark ettim(gark ettim)
Alışmışım sinemaya gitmemeye!!!!
Tabii ki film izlemeyi bırakmadım. Come on! It's me! Çok güzel internet sitelerim var online film izlediğim.
Hatta gösterime girmeyen filmleri bile erkenden izlediğim.
Sadece uzaktaydım aklımı kaybetmiş değil.
Ve tabii korku filmi takıntım tam gaz devam ama açıkçası o türde de bir kısırlaşma mevcut.
Öyle ki beğendiğim korku, gerilim filmlerini tekrar tekrar izliyorum arada.
Neyse sonuç olarak sinemaya gitmek istiyorum ama gidecek film yok.
Zaten kuyruk sokumum kırık.
O kadar saat çok da wuhuhu olmadığım bir film için saatlerce oturamam o milyon popo değmiş koltuklarda dedim.
Ve o an gene fark ettim ki
Ben bir coach potatoe olmuşum.
Sosyal medyadan koşarak kaçışımın son etabında paylaşımlarıma dikkat etmeye bile başladım.
Sonuçta başka bir şehire gidiyorsunuz
Herkes gibi oranın sadece güzel yanlarını çekip paylaşıyorsunuz.
Ve herkesin içi gidiyor sizin de diğerlerininkine gittiği gibi.
E sonra gene yurdum yani
Ne koyayım şimdi.
Kendimi koyasım yok.
Yüzüm eskimesin.
Kendimi anlatasım yok.
Ay anlayan anlardı şimdiye kadar embesillerse ben ne yapayım hıııııh.
Oturur herkeslerin unuttuğu bloğuma yazarım dedim bende.
İçimden akar ama su yolunu bulmaz.
Çünkü bir süredir düşünüyorum
eskiden ne kadar sabırlıydım diye
ama eskiden yani
böyle lise -üni başı gibi eskiler ve öncesi tabii.
Sonra böyle bir ölüm korkusundan mı nedir.
Bir saman alevi.
Bir "amaaaaan uzatmayayım kaç günlük ömür yieaa"
havaları.
Gereksiz gereksiz.
Sevgi kelebeklikleri.
Acaba şişman insanlar gerçekten daha mı mutlu?
Doktor bir arkadaşım geçen gün tiroidlerime baktıktan sonra şey dedi
çok kiloya da sebep olabiliyormuş tiroid galiba aşırı zayıflığa da
işte çok üretirse az üretirse artık ne salgılıyorsa.
Zayıf olunca çok sinirli oluyorlarmış bir de gene o salgı yüzünden.
Tabii benim tiroidim para tiroidlerim falan hepsinin maşallahı varmış o ayrı.
Ama hep derler ya
şişman ve mutlu
acaba zayıfladım diye mi böyle oldum
yada amaaan
no bahane
U ve always been a bitch!
Partnerimin bunda etkisi çok oldu ve yaşadığımız yerinde tabi
ama daha çok onun etkisi bence.
Bence pek sevmiyor sinemayı
Belki eski bir sevgilisi yüzündendir belkide (muhtemelen) sadece sevmiyor motion pictures ı.
Şimdi doğal habitatıma döndüğümden beri sinemaya gitme isteği aldı gene beni.
Filmlere baktım hoşuma giden bir şeyler bulayım diye
ve şu şok edici gerçeği fark ettim(gark ettim)
Alışmışım sinemaya gitmemeye!!!!
Tabii ki film izlemeyi bırakmadım. Come on! It's me! Çok güzel internet sitelerim var online film izlediğim.
Hatta gösterime girmeyen filmleri bile erkenden izlediğim.
Sadece uzaktaydım aklımı kaybetmiş değil.
Ve tabii korku filmi takıntım tam gaz devam ama açıkçası o türde de bir kısırlaşma mevcut.
Öyle ki beğendiğim korku, gerilim filmlerini tekrar tekrar izliyorum arada.
Neyse sonuç olarak sinemaya gitmek istiyorum ama gidecek film yok.
Zaten kuyruk sokumum kırık.
O kadar saat çok da wuhuhu olmadığım bir film için saatlerce oturamam o milyon popo değmiş koltuklarda dedim.
Ve o an gene fark ettim ki
Ben bir coach potatoe olmuşum.
Sosyal medyadan koşarak kaçışımın son etabında paylaşımlarıma dikkat etmeye bile başladım.
Sonuçta başka bir şehire gidiyorsunuz
Herkes gibi oranın sadece güzel yanlarını çekip paylaşıyorsunuz.
Ve herkesin içi gidiyor sizin de diğerlerininkine gittiği gibi.
E sonra gene yurdum yani
Ne koyayım şimdi.
Kendimi koyasım yok.
Yüzüm eskimesin.
Kendimi anlatasım yok.
Ay anlayan anlardı şimdiye kadar embesillerse ben ne yapayım hıııııh.
Oturur herkeslerin unuttuğu bloğuma yazarım dedim bende.
İçimden akar ama su yolunu bulmaz.
Çünkü bir süredir düşünüyorum
eskiden ne kadar sabırlıydım diye
ama eskiden yani
böyle lise -üni başı gibi eskiler ve öncesi tabii.
Sonra böyle bir ölüm korkusundan mı nedir.
Bir saman alevi.
Bir "amaaaaan uzatmayayım kaç günlük ömür yieaa"
havaları.
Gereksiz gereksiz.
Sevgi kelebeklikleri.
Acaba şişman insanlar gerçekten daha mı mutlu?
Doktor bir arkadaşım geçen gün tiroidlerime baktıktan sonra şey dedi
çok kiloya da sebep olabiliyormuş tiroid galiba aşırı zayıflığa da
işte çok üretirse az üretirse artık ne salgılıyorsa.
Zayıf olunca çok sinirli oluyorlarmış bir de gene o salgı yüzünden.
Tabii benim tiroidim para tiroidlerim falan hepsinin maşallahı varmış o ayrı.
Ama hep derler ya
şişman ve mutlu
acaba zayıfladım diye mi böyle oldum
yada amaaan
no bahane
U ve always been a bitch!
21 Mart 2016 Pazartesi
sene olmuş 2016
Sene olmuş 2016 ben hala internet sağlayıcımla telefonda "hmm... peki neden yeni üye benden daha az ödüyor? sonuçta sizin bana yıllardır beraberliğimizi toz kondurmadan sürdürdüğüm için daha uygun bir tarife önermeniz gerekmez mi?" ana fikirli konuşmalara giriyorum.
Sadece internet olsa gene iyi! Televizyon paket kullanımım ,telefon tarifem!
Arkadaş dünya yeni gelenlerin dünyası. Gerçekten.
Bunları düşünürken fark ettim. Sadece teknoloji ve gündelik hayat ihtiyaçlarımızla alakalı bir konu değil bu.
Özel hayatımızda da böyle.
İlla ki kişiden kişiye değişiklik gösteriyordur ama genel olarak konu şu ki
çocukluğumuzdan beri bir durum var ki
yeni oyuncak geliyor eskisi kenara atılıyor.
Yeni arkadaş eskisi ne kadar da sıkıcı
Yeni dizi eskisi zaten artık baymıştı
Son olarak da yeni sevgili adayları
eskisi ...hmmm zaten eskimişti.
Tamam belki her an için durum bu değil ama
izlediğimiz diziden reklamdan filmden bile yönlendirildiğimiz durum bu!
Bir de şöyle bir durum var mesela
kişinin daha doğrusu
"Kadın" kişisinin kendine yetebilmesi durumu
"kendi ayakları üzerinde durabilen kadın"
bu günümüzde sadece finansal olarak ele alınıyor sanırım
pekala çok iyi para kazanan ve "kendi kendine yetebilen" bir kadın
duygusal olarak kendine yetemiyor olabilir
e bu durumda bu zaten daha büyük bir eksiklik olmuyor mu?
"Aman tanrım istediğim bütün ayakkabıları alabilirimmmmmm!!!!"
ama akşam yatağına yattığında evli veya bekar yalnızsan ayakkabılarına sarılıp uyuyamazsın.
hele ki toplum baskısının tavandan uçup gittiği
her köşe başı tecavüze uğrama ihtimaliyle yaşadığın bir ülkede
finansal olarak güçlü olsan kaç yazar.
Ama duygusal olarak "kendi kendine yetebilen" "kendi ayakları üzerinde durabilen" bir kadın olduğunda işin rengi değişiyor biraz.
Gerçi o zamanda mahalle baskısı falan
"ah evladım ne zaman evlilik?" "haydi darısı senin başına"
"şimdi istemezsin ama sonra istersin çocuk" "kocan ister kızım?"
yumurtalarını düşünüyorsun
işlemeseler keşke de yapamasam o deyyus istese de diyorsun.))
Yıllarca yazmadığın bloğuna sarıyorsun kendi fikir ve davranışlarını bir ülke kadınlarına mal-ediyorsun.
Yani aslında herkes ofiste yemeğe 12:30 da çıkıyor bense öğle yemeğimi 2 de yiyorum
sıkıntı burada baş gösteriyor.
Sıkıntının pozitif etkileri tekrar yazmamı sağlaması iken.
mesela benim internet sağlayıcısının callcenter ındaki kızcağızla yaptığım konuşmadan daha önemli konular olmasına rağmen kafamı toparlayıp o konularda yazı yazamamam
hani bombalar patlıyor.
genci yaşlısı ölenler
biz bile ölebiliriz.
dünyanın 4 yanından arkadaş eş dost arayıp soruyor yaşıyor musunuz diye
bu tip şeylerde var ama ben daha
bırakın böyle ciddi konulara eğilmeyi
call-center muhabbetine bile loyal olamıyorum da konu erkeklere sevgililere oradan da kadın haklarına geliyor.
meditasyon deniyorum şimdi odaklanmak için bugünlerde.
Aşırı birikim yapan enerjimi atmak içinde yürüyüş.
derken eskiden beri aklımda olan hep demo derslerine gidip bir türlü devam edemediğim dövüş kurslarına baktım gene hani madem artık Türkiye'nin en sükseli şehrinin en kalbur üstü semtlerinde bile tecavüze uğramadan evime dönmeyeceksem;
dedim en azından bir-iki yumurta patlatmayı kemik kırmayı öğreneyim bari.
sonuçta hayatımın fiyuuuu hemde nasıl kararlı bir dönemindeyim.
devamlılık çılgın atıyor.
en azından bir işe yarar.
Tabii baktım çok tırnağım kırılıyor.
ne bileyim çeşitli eklem sıkıntıları falan o zaman her zaman için yasaklı teaser larımıza yada biber gazlarımıza sarılabiliriz.
çiuv çiuv
Sadece internet olsa gene iyi! Televizyon paket kullanımım ,telefon tarifem!
Arkadaş dünya yeni gelenlerin dünyası. Gerçekten.
Bunları düşünürken fark ettim. Sadece teknoloji ve gündelik hayat ihtiyaçlarımızla alakalı bir konu değil bu.
Özel hayatımızda da böyle.
İlla ki kişiden kişiye değişiklik gösteriyordur ama genel olarak konu şu ki
çocukluğumuzdan beri bir durum var ki
yeni oyuncak geliyor eskisi kenara atılıyor.
Yeni arkadaş eskisi ne kadar da sıkıcı
Yeni dizi eskisi zaten artık baymıştı
Son olarak da yeni sevgili adayları
eskisi ...hmmm zaten eskimişti.
Tamam belki her an için durum bu değil ama
izlediğimiz diziden reklamdan filmden bile yönlendirildiğimiz durum bu!
Bir de şöyle bir durum var mesela
kişinin daha doğrusu
"Kadın" kişisinin kendine yetebilmesi durumu
"kendi ayakları üzerinde durabilen kadın"
bu günümüzde sadece finansal olarak ele alınıyor sanırım
pekala çok iyi para kazanan ve "kendi kendine yetebilen" bir kadın
duygusal olarak kendine yetemiyor olabilir
e bu durumda bu zaten daha büyük bir eksiklik olmuyor mu?
"Aman tanrım istediğim bütün ayakkabıları alabilirimmmmmm!!!!"
ama akşam yatağına yattığında evli veya bekar yalnızsan ayakkabılarına sarılıp uyuyamazsın.
hele ki toplum baskısının tavandan uçup gittiği
her köşe başı tecavüze uğrama ihtimaliyle yaşadığın bir ülkede
finansal olarak güçlü olsan kaç yazar.
Ama duygusal olarak "kendi kendine yetebilen" "kendi ayakları üzerinde durabilen" bir kadın olduğunda işin rengi değişiyor biraz.
Gerçi o zamanda mahalle baskısı falan
"ah evladım ne zaman evlilik?" "haydi darısı senin başına"
"şimdi istemezsin ama sonra istersin çocuk" "kocan ister kızım?"
yumurtalarını düşünüyorsun
işlemeseler keşke de yapamasam o deyyus istese de diyorsun.))
Yıllarca yazmadığın bloğuna sarıyorsun kendi fikir ve davranışlarını bir ülke kadınlarına mal-ediyorsun.
Yani aslında herkes ofiste yemeğe 12:30 da çıkıyor bense öğle yemeğimi 2 de yiyorum
sıkıntı burada baş gösteriyor.
Sıkıntının pozitif etkileri tekrar yazmamı sağlaması iken.
mesela benim internet sağlayıcısının callcenter ındaki kızcağızla yaptığım konuşmadan daha önemli konular olmasına rağmen kafamı toparlayıp o konularda yazı yazamamam
hani bombalar patlıyor.
genci yaşlısı ölenler
biz bile ölebiliriz.
dünyanın 4 yanından arkadaş eş dost arayıp soruyor yaşıyor musunuz diye
bu tip şeylerde var ama ben daha
bırakın böyle ciddi konulara eğilmeyi
call-center muhabbetine bile loyal olamıyorum da konu erkeklere sevgililere oradan da kadın haklarına geliyor.
meditasyon deniyorum şimdi odaklanmak için bugünlerde.
Aşırı birikim yapan enerjimi atmak içinde yürüyüş.
derken eskiden beri aklımda olan hep demo derslerine gidip bir türlü devam edemediğim dövüş kurslarına baktım gene hani madem artık Türkiye'nin en sükseli şehrinin en kalbur üstü semtlerinde bile tecavüze uğramadan evime dönmeyeceksem;
dedim en azından bir-iki yumurta patlatmayı kemik kırmayı öğreneyim bari.
sonuçta hayatımın fiyuuuu hemde nasıl kararlı bir dönemindeyim.
devamlılık çılgın atıyor.
en azından bir işe yarar.
Tabii baktım çok tırnağım kırılıyor.
ne bileyim çeşitli eklem sıkıntıları falan o zaman her zaman için yasaklı teaser larımıza yada biber gazlarımıza sarılabiliriz.
çiuv çiuv
18 Mart 2016 Cuma
çokdaşeyetme
çalışan didinen kazanan insanlar topluluğu.
hep bende o topluluğa dahil olmak istedim
oldum da.
yazdık çizdik gezdik tozduk
konuştuk yedik içtik
bir şeyler yaptık
önce ikili gruplar halinde
sonrasında ikilinin vasfına göre çoğalarak
böyle mikroskopta gösterilen bir görüntü vardır ya
filmlerde genelde
çoğalan hücreler gibi
minik organizmalar gibi
böyle küçük şeyleri yanına katarak ya da onları yiyerek büyüyen.
öyle olduk
normaldim yani.
bir dönem notlar çok önemliydi
bir dönem notların kötü olması "cool" du
sonra gene iyi olması daha iyi oldu
sonra bunun bir önemi kalmamaya başladı.
bunu da liseden bir adam söylemişti zaten.
içimizde insanları biriktirip devam eden hayatımızda onların üzerinden bir şeyler paylaşarak mı yaşıyoruz
bu da bir dil öğrenmek gibi bir şey mi.
yoksa ben mi böyleyim sadece
ya da bunun tam olarak bir önemi var mı?
sanki yani
sadece ben böyleysem
böyle olmamak için kendimi değiştirmem mi gerekir
ya da değiştirsem bir işe yarar mı
ya da zaten bir insan bunu değiştirebilir mi
ya da boşver bir insanı sen değiştirebilir misin
bunların hiç birinin cevabını bilmiyorum
ya da yeni inancım doğrultusunda
biliyorum ama bildiğimin farkında değilim
sonuç olarak onu da öyle bir adam söylemişti yani
geçmişimde nur içinde yatsın
yeni bir şey deniyorum
zararlı olarak adledilen her şeyimi bırakma "şeysi"
tabii bunun tespitini başkaları yapıyor
toplum yapıyor
fiziki zararlar sanırım bu sebeple asıl korkulan
ama sonuçta yaptık bizde kendimizce bir şeyler işte
mesela alkolü bıraktım
un yağ şekeri bıraktım
keyif verici her şeyi bıraktım
bana keyif veren şey ölüp gitti daha doğrusu
bende diğer şeylerin bana keyif veremediğini fark ettim
durum böyle olunca onları da ben bıraktım
onlar içinde ben ölüp gittim
işin garibi
zor olur sandım
olmadı
20 kilo da beni bıraktı gitti
eksisi ne dersek
hani bir muhasebe yapsak. daha çok üşür oldum
ama psikolojik de olabilir. giyecek kıyafetim kalmadı(ama bu tam bir eksi sayılmaz sonuçta ben bir bayanım)
başka hmmm
asıl tabii şöyle bir şey oldu
bu yazıyı yazmama da sebep olarak
bir şekilde kendimi uyuşturduğumu düşünüyordum hep
hani böyle deli deli düşünüyorum
yoruyorum kendimi ama kim bu kadar dağıtsa böyle olur zaten gibi
o öyle değilmiş belli ki
o çıktı ortaya
daha berrak olmayı bekliyordum
o olmadı
yani pek bir fark göremiyorum.
bilmiyorum.
daha temkinli oldum
sağ şeride atlamadan aynama bakıyorum.
üst üste çok fazla araba çarptı o şeride atladığımda bana sanırım
artık bir anda yapamıyorum bu yüzden bir çok şeyi.
yeni bir kedi geldi
küçük bir felix
benden başka herkes sevindi
benim için sevindiler tabii sorsak
ama dürüst olalım yavru bir kedi zaten tek başına da pozitif bir şey.
ben bahaneleriyim.
bana iyi davranıyor kedi.
aslında sanırım en iyi bana davranıyor.
küçük anlamlı bir suratı var
annem karıştırıp felix diyor ona arasıra
bana ise
çinlilerin o meşhur cevabını hatırlatıyor
"bize göre hepiniz aynısnız!
-siz de bize göre aynısınız"
çekikler ve çekik olmayanlar.
bu kedi de öyle
o başka biri
bambaşka bakıyor
gözleri daha yuvarlak ve soluk mavi
onun gözleri tam badem şeklindeydi ve akyarlar denizi kadar maviydi
burnu daha büyük
benim oğlumunki hokka gibiydi
patileri fazla büyük
kuyruğu fazla kıvrık
işte bir şeyler.
geceleri kafamda uyuyor.
gündüzleri ayaklarıma dolaşıyor.
çok da şey etmemek lazım belki
kedi falan bunlar sonuçta
yaşıyorlar ölüyorlar
biz de insanız
yaşıyoruz
öleceğiz
hem savaşlar falan var
insanlar patlıyor ölüyor
her an ne olabileceği belli değil
öööyle yaşamak lazım
yüzüğümün kenarı çizilmiş işte benimde
iş çıkışı onu parlattırmaya gideyim diyorum
bakalım
nasip kısmet işi bunlar.
hep bende o topluluğa dahil olmak istedim
oldum da.
yazdık çizdik gezdik tozduk
konuştuk yedik içtik
bir şeyler yaptık
önce ikili gruplar halinde
sonrasında ikilinin vasfına göre çoğalarak
böyle mikroskopta gösterilen bir görüntü vardır ya
filmlerde genelde
çoğalan hücreler gibi
minik organizmalar gibi
böyle küçük şeyleri yanına katarak ya da onları yiyerek büyüyen.
öyle olduk
normaldim yani.
bir dönem notlar çok önemliydi
bir dönem notların kötü olması "cool" du
sonra gene iyi olması daha iyi oldu
sonra bunun bir önemi kalmamaya başladı.
bunu da liseden bir adam söylemişti zaten.
içimizde insanları biriktirip devam eden hayatımızda onların üzerinden bir şeyler paylaşarak mı yaşıyoruz
bu da bir dil öğrenmek gibi bir şey mi.
yoksa ben mi böyleyim sadece
ya da bunun tam olarak bir önemi var mı?
sanki yani
sadece ben böyleysem
böyle olmamak için kendimi değiştirmem mi gerekir
ya da değiştirsem bir işe yarar mı
ya da zaten bir insan bunu değiştirebilir mi
ya da boşver bir insanı sen değiştirebilir misin
bunların hiç birinin cevabını bilmiyorum
ya da yeni inancım doğrultusunda
biliyorum ama bildiğimin farkında değilim
sonuç olarak onu da öyle bir adam söylemişti yani
geçmişimde nur içinde yatsın
yeni bir şey deniyorum
zararlı olarak adledilen her şeyimi bırakma "şeysi"
tabii bunun tespitini başkaları yapıyor
toplum yapıyor
fiziki zararlar sanırım bu sebeple asıl korkulan
ama sonuçta yaptık bizde kendimizce bir şeyler işte
mesela alkolü bıraktım
un yağ şekeri bıraktım
keyif verici her şeyi bıraktım
bana keyif veren şey ölüp gitti daha doğrusu
bende diğer şeylerin bana keyif veremediğini fark ettim
durum böyle olunca onları da ben bıraktım
onlar içinde ben ölüp gittim
işin garibi
zor olur sandım
olmadı
20 kilo da beni bıraktı gitti
eksisi ne dersek
hani bir muhasebe yapsak. daha çok üşür oldum
ama psikolojik de olabilir. giyecek kıyafetim kalmadı(ama bu tam bir eksi sayılmaz sonuçta ben bir bayanım)
başka hmmm
asıl tabii şöyle bir şey oldu
bu yazıyı yazmama da sebep olarak
bir şekilde kendimi uyuşturduğumu düşünüyordum hep
hani böyle deli deli düşünüyorum
yoruyorum kendimi ama kim bu kadar dağıtsa böyle olur zaten gibi
o öyle değilmiş belli ki
o çıktı ortaya
daha berrak olmayı bekliyordum
o olmadı
yani pek bir fark göremiyorum.
bilmiyorum.
daha temkinli oldum
sağ şeride atlamadan aynama bakıyorum.
üst üste çok fazla araba çarptı o şeride atladığımda bana sanırım
artık bir anda yapamıyorum bu yüzden bir çok şeyi.
yeni bir kedi geldi
küçük bir felix
benden başka herkes sevindi
benim için sevindiler tabii sorsak
ama dürüst olalım yavru bir kedi zaten tek başına da pozitif bir şey.
ben bahaneleriyim.
bana iyi davranıyor kedi.
aslında sanırım en iyi bana davranıyor.
küçük anlamlı bir suratı var
annem karıştırıp felix diyor ona arasıra
bana ise
çinlilerin o meşhur cevabını hatırlatıyor
"bize göre hepiniz aynısnız!
-siz de bize göre aynısınız"
çekikler ve çekik olmayanlar.
bu kedi de öyle
o başka biri
bambaşka bakıyor
gözleri daha yuvarlak ve soluk mavi
onun gözleri tam badem şeklindeydi ve akyarlar denizi kadar maviydi
burnu daha büyük
benim oğlumunki hokka gibiydi
patileri fazla büyük
kuyruğu fazla kıvrık
işte bir şeyler.
geceleri kafamda uyuyor.
gündüzleri ayaklarıma dolaşıyor.
çok da şey etmemek lazım belki
kedi falan bunlar sonuçta
yaşıyorlar ölüyorlar
biz de insanız
yaşıyoruz
öleceğiz
hem savaşlar falan var
insanlar patlıyor ölüyor
her an ne olabileceği belli değil
öööyle yaşamak lazım
yüzüğümün kenarı çizilmiş işte benimde
iş çıkışı onu parlattırmaya gideyim diyorum
bakalım
nasip kısmet işi bunlar.
12 Aralık 2015 Cumartesi
felix gitti
cok agladim
kucagimda titredi
annem yanimdaydi
baba diye bagirdim ama ben
neden bilmiyorum
111 bucuk gun gecti
hala bilmiyorum
bazi seyler var yapamadigim
instagramima fotograf koyamiyorum onunkinden baska
profil resimlerimi degistiremiyorum
boyle sosyal bir yas tutmak mi
nedir bilmiyorum
sacma belki
bu ne kadar umrumda
onu da bilmiyorum.
gececek acisi tabii
gecti bile hatta belki ama
beyin diyorum
beyin cok enteresan bir organ
bilinc cok garip bir sey
hala bazi gunlere o hayatimdaymis gibi
burun buruna uyaniyorum
gozlerimi actigimda orada olmuyor
bunun bu kadar aci vermesine inanamiyorum
aglayamiyorum
soylenemiyorum
gozlerimi kapatiyorum
tekrar aciyorum
dislerimi sikiyorum
yatagimda donuyorum
gercekten aileme bir sey olursa nasil olurum artik bilmiyorum
eskiden uzulecegimi biliyordum
belki bir kac ay sonra alisacaktim
belki sonra daha az hatirlayacaktim
tabii unutmayacaktim
tabii ki
feliks ilk adimi olacakti
felikse gore bilecektim nasil yas tutacagimi
oyle olacak diye dusunmustum daha gencken
simdi durum bu ise
kendimi kocaman pasli bir gemi gibi hissediyorum
omru boyunca limandan limana kum tasimis
simdi sanki demirimin zinciri kopmus gibi
demirim demirledigim son yerde kalmis
cok derinde geri cekememisim
dalip cikaramamisim
ve simdi demirim olmadan
surukleniyor gibiyim
bilincle yasadigim kayip ve uzuntu
farkinda oldugum kisim
en normal kisim
farkinda olmadigim ve en alakasiz zamanlarda
karsima cikan kisim ise
sadece korkunc.
o yuzden
bilmiyorum iste
cocugum oldu benim
felix
feliks
felis
oldu ve oldu
cok agladim
kucagimda titredi
annem yanimdaydi
baba diye bagirdim ama ben
neden bilmiyorum
111 bucuk gun gecti
hala bilmiyorum
bazi seyler var yapamadigim
instagramima fotograf koyamiyorum onunkinden baska
profil resimlerimi degistiremiyorum
boyle sosyal bir yas tutmak mi
nedir bilmiyorum
sacma belki
bu ne kadar umrumda
onu da bilmiyorum.
gececek acisi tabii
gecti bile hatta belki ama
beyin diyorum
beyin cok enteresan bir organ
bilinc cok garip bir sey
hala bazi gunlere o hayatimdaymis gibi
burun buruna uyaniyorum
gozlerimi actigimda orada olmuyor
bunun bu kadar aci vermesine inanamiyorum
aglayamiyorum
soylenemiyorum
gozlerimi kapatiyorum
tekrar aciyorum
dislerimi sikiyorum
yatagimda donuyorum
gercekten aileme bir sey olursa nasil olurum artik bilmiyorum
eskiden uzulecegimi biliyordum
belki bir kac ay sonra alisacaktim
belki sonra daha az hatirlayacaktim
tabii unutmayacaktim
tabii ki
feliks ilk adimi olacakti
felikse gore bilecektim nasil yas tutacagimi
oyle olacak diye dusunmustum daha gencken
simdi durum bu ise
kendimi kocaman pasli bir gemi gibi hissediyorum
omru boyunca limandan limana kum tasimis
simdi sanki demirimin zinciri kopmus gibi
demirim demirledigim son yerde kalmis
cok derinde geri cekememisim
dalip cikaramamisim
ve simdi demirim olmadan
surukleniyor gibiyim
bilincle yasadigim kayip ve uzuntu
farkinda oldugum kisim
en normal kisim
farkinda olmadigim ve en alakasiz zamanlarda
karsima cikan kisim ise
sadece korkunc.
o yuzden
bilmiyorum iste
cocugum oldu benim
felix
feliks
felis
oldu ve oldu
2 Ocak 2015 Cuma
Aklımın dipleri
Step 1
İçini akıt
Derdini anlat
Bu zor kısım
Çünkü anlattıkça gerçek olacak herşey
Kendinle yüzleşeceksin
Kime neye anlattığın önemli değil
Ne anlattığın önemli
Anlattıkça ağır gelecek kendine söylediğin yalanlar
Anlattıkça içindeki senin sesi yükselecek
Karşındaki yorum mu yapıyor ne yapıyor önemli değil sen kendinde kaybolacaksın
Kabiliyetin Gözünü korkutacak
Başkasına da yapmalıyım diyeceksin
Step 2
Atlatmaya çalışacaksın
Defalarca dönüşlerin olacak
Vazgeçemeyeceksin
Yaftalamaya çalışacaksın daha değersiz şeylere benzetmeye
Neredeyse otomatik olacak
Zaten değmezdi
Zaten ot zaten bok
Kendi kendine kaldığın dönem o olacak
Bol bol susacak bolca boş konuşacaksın
Masalarda olacaksın
Kahkahaların çınlayacak
Yatağında olacaksın
Yastığın ıslanacak
Kayıpların olacak iyi insanlar ve gerekli şeyler kaybedeceksin
Yangından kurtarılacak ilk üç listen değişmeyecek ama esneyecek
Nefret edeceksin
Geri dönmek isteyeceksin
Geri dönmeye çalışacaksın
Belki döneceksin bile
Gene olamayacak
Daha çok kızacak daha çok üzüleceksin
Step3
Üzüleceksin
Özlem olacak geçmişe
Iyi şeyler kalacak elde ve sol Üstte bir acı
Sızacak ince ince
Geçtiği yerleri yakacak
Uyku gidecek
Başka şeyler kalacak
Önceki adıma dönmek için bahaneler arayacaksın
Küçük kırıntılar günü kurtaracak Önemsiz detaylar avlayacaksın
Dışardan sevilmeyecek bir sen başrolde olacak
Step 4-5-6
Bomboş geçecek
Step7
Gözyaşı yada herhangi bir his kalmayacak
Yeni ve mermerden oyulmuş bir ruh
Çarpan can verecek
Günler kısalacak normal haline dönecek
Kalan her şey çok enteresan ve önemli gelecek
Step8
Yeni düzen inatla yer edecek
Sessizliği mutlak bir güç
Geçimsizliği tek yol ve Yön olacak
Senden başka herşey iyiye güzele gidecek
Bunda herhangi bir katkın olmayacak
Olsada farkında olmayacaksın
Step9
Tam herşey olması gereken yerde
Demek bundan sonra böyle dediğinde
Bir detay çıkacak
Ilgi çekmek için gerekli hazırlığı yapmış
Seni gözünden anlamış
İrkilip kaçmak gelecek içinden
Hayaller Ümitler bitsede anılara sahip çıkmak gerekli gelecek
Anıları tek tek ele geçirecek
Yaraları tek tek saracak
Zamanı gelince lafını kalkan yapacak
Step10
Canının acıması geçmeyecek
Ama çevre daralacak
Ve detay seni kandıracak
Bir gün çevrene baktığında heryer
Sadece detay olacak
O zaman nefes alacaksın tekrar
Zaman var
15 Ağustos 2014 Cuma
nefes al nefes ver bak ne kadar şanslısın
mutsuzluğun yolu dar bakış açısından geçiyor
ama insan öyle bir canlı ki
uzun süre odaklandığında ister istemez
açısı daralıyor
ve çok da önemli olmayan şeyler
çok da önemli oluyor
bu sebepten arada geri çekilip nefes almak lazım
yıllardır söylerim
gene de vaz geçmem
çözüm bu kardeşler
dostlar romalılar
ama insan öyle bir canlı ki
uzun süre odaklandığında ister istemez
açısı daralıyor
ve çok da önemli olmayan şeyler
çok da önemli oluyor
bu sebepten arada geri çekilip nefes almak lazım
yıllardır söylerim
gene de vaz geçmem
çözüm bu kardeşler
dostlar romalılar
21 Temmuz 2014 Pazartesi
evimi sırtımda taşırım arkadaş!
tamam ararsın ararsın
ama bir yerde bir şans yüzüne güler
gülmese de bir göz kırpar ama değil mi yok
bizimkisi bırak fettan kurunu bildiğin tekme atıyor ya
aradığın emlakçı şimdi karşımda bir bayan var
tutacak gibi bakıyor der mi ya
neyi tutuyor arkadaşım noluyor ne kafalar
tutmasın ya
bırak abla
abla ben tutucam
ucundan tutsaydım
anlayamazsınızzzz
15 Temmuz 2014 Salı
acı bademli cup cake ve çay
hayatımın hatırı sayılır bir bölümünde bana bir şeyler diyebilecek daha da önemlisi dediğini dinlettirebilecek daha da önemlisi dediğini yaptırabilecek biri olması gerektiğini düşündüm hep yanımda.
bunun vesilesiylede hayatıma giren kişileri hep en ağır sınavlardan geçirdim
çoğu da tabiri caizse daha zayıf olduklarından ben onlara dinletir yaptırır duruma geldim
bir süredir adama bunu diyorum
"ben seni düşünürken aslında kendime düşündüklerimi söylüyorum"
gerçekten de öyle oldu
kötü oldu mu
bilmiyorum
geri döner mi
bilmiyorum
o kötü bu mu iyi yada tam tersi mi
bilmiyorum
ama süreler uzuyor garip bir şekilde
günler gibi
aylar gibi
hatta
.
işin yoğunlaşmasının güzel yanı
beynimin sürekli bir şeyleri çözmeyi isteyen kısmının tamamen işle uğraşıyor olması
bu sayede böyle şeyler düşünüp yazmak isteyen kısmım nefes aldı sanırım
gene bir çizim yazım hevesi
hadi bakalım
hadi bakalım.)
dml
bunun vesilesiylede hayatıma giren kişileri hep en ağır sınavlardan geçirdim
çoğu da tabiri caizse daha zayıf olduklarından ben onlara dinletir yaptırır duruma geldim
bir süredir adama bunu diyorum
"ben seni düşünürken aslında kendime düşündüklerimi söylüyorum"
gerçekten de öyle oldu
kötü oldu mu
bilmiyorum
geri döner mi
bilmiyorum
o kötü bu mu iyi yada tam tersi mi
bilmiyorum
ama süreler uzuyor garip bir şekilde
günler gibi
aylar gibi
hatta
.
işin yoğunlaşmasının güzel yanı
beynimin sürekli bir şeyleri çözmeyi isteyen kısmının tamamen işle uğraşıyor olması
bu sayede böyle şeyler düşünüp yazmak isteyen kısmım nefes aldı sanırım
gene bir çizim yazım hevesi
hadi bakalım
hadi bakalım.)
dml
9 Temmuz 2014 Çarşamba
Clash of the titans
isin komik yani ben hadesi de liam neeson oynuyor sandim hep
megersem o ralph mis bizim
hayat iste
o kadar izledim tv de izlerken fark etmek lazimmis demek
genede kotu bir film
daha kotusu vardi gerci
simdi adini hatirlamiyorum
film de pek net degil ama
isitilan bir biga vardi
icinde kahinin kiz kardesleri vardi
bir seyler bir seyler...
o kadar sikiciydi ki hatirlamak bile istemiyor beynim sanirim
ama tabii hersey bir camino dan iyidir
o ne berbat bir aksamdi
bu aksam gibi olmasin
boyle iste
viva la blackberry
megersem o ralph mis bizim
hayat iste
o kadar izledim tv de izlerken fark etmek lazimmis demek
genede kotu bir film
daha kotusu vardi gerci
simdi adini hatirlamiyorum
film de pek net degil ama
isitilan bir biga vardi
icinde kahinin kiz kardesleri vardi
bir seyler bir seyler...
o kadar sikiciydi ki hatirlamak bile istemiyor beynim sanirim
ama tabii hersey bir camino dan iyidir
o ne berbat bir aksamdi
bu aksam gibi olmasin
boyle iste
viva la blackberry
10 Mart 2014 Pazartesi
instant "crash"
I don't understand, don't get upset.
I'm not with you.
We're just swimming around,
it's all I do, when I'm with you.
I'm not with you.
We're just swimming around,
it's all I do, when I'm with you.
9 Mart 2014 Pazar
days go by
içerek kendini oldurebilir insan
bu olabilecek bir şey.
ama çok daha keyifli yöntemler vardır muhtemelen
gerci olurken keyif mi almak lazım yoksa baska bir şey mi
tartismali.
tartismamali
sakinlik diledim
ahlar tuttu hep
bu olabilecek bir şey.
ama çok daha keyifli yöntemler vardır muhtemelen
gerci olurken keyif mi almak lazım yoksa baska bir şey mi
tartismali.
tartismamali
sakinlik diledim
ahlar tuttu hep
25 Ağustos 2013 Pazar
hiç
Yormak istemiyorum artık kimseyi, yorgunum zira.
Kelimeleri yan yana getiresim yok kendimi anlatmak için.
Yeni bir alfabe arıyorum konuşabilmek için.
Hiç söylenmemiş sözler duymaya ve yeniden cümleler kurmaya ihtiyacım var.
Yetmiyor bildiklerim.
Nescafe yi sıcak suyu koyduktan üstüne kaşık kaşık atmayı seviyorum. Çünkü çıtır çıtır bir ses çıkartıyor ve bu çok hoş. Ama genelde bardağa direk sıcak suyu koyamiyorum çatlar diye o yüzden nescafe koyacağım kaşığı içine koyuyorum bardağın ilk önce. Kaşık islaninca artik nescafe den aynı citirti çıkmıyor. İkinci bir kaşık kullanmam gerekiyor o da israf. Hayat pek zor.
Kelimeleri yan yana getiresim yok kendimi anlatmak için.
Yeni bir alfabe arıyorum konuşabilmek için.
Hiç söylenmemiş sözler duymaya ve yeniden cümleler kurmaya ihtiyacım var.
Yetmiyor bildiklerim.
Nescafe yi sıcak suyu koyduktan üstüne kaşık kaşık atmayı seviyorum. Çünkü çıtır çıtır bir ses çıkartıyor ve bu çok hoş. Ama genelde bardağa direk sıcak suyu koyamiyorum çatlar diye o yüzden nescafe koyacağım kaşığı içine koyuyorum bardağın ilk önce. Kaşık islaninca artik nescafe den aynı citirti çıkmıyor. İkinci bir kaşık kullanmam gerekiyor o da israf. Hayat pek zor.
10 Ağustos 2013 Cumartesi
I need to know now
yazmaya müziksiz başladım değişiklik olsun diye
müzik arkadan geliyor
hava felaket sıcak
soğuk bir bira açtım
biraz daha özgürleşmiş bir bira
farklı insanlar
farklı fikirler
biraz daha iyi
geçen 2 yılın ardından
sonunda biraz boşalttım kafamı
gereksiz anılar insanlar
aklıma kazınıp kalan cümleler
bazılarının sahipleri adım gibi eminim
bu durumdan memnun
onlara inat diye değil belki ama
biraz daha çok kendime yer açmak için
insanlara anlattım dediklerini
yaftaladıklarını
o gün havadan bahseder gibi anlattım
bazen sadece masanın ortasına attım
insanların tepkilerini izledim
o cümleyle ilgili yorumlar yaparlarken
ya da yapmazlarken
yüzlerini inceledim
yazı yazarken gelmeyen arka plan şarkısı orada girdi
bazen dediklerini anlamak için çok çaba harcamam gerekti
bazen dediklerini duymak için çok çaba harcamam gerekti.
çalıştım
çok çalıştım
sahil de biramla çalıştım
kumda ayaklarım yanarken çalıştım
şezlongda yatarken dans ettim
çalışırken saati unuttum
dans ederken saati unuttum
ne zaman negatif bir şey gelse göğsümde erittim
pozitif bir şey koydum
insanları izledim
ne zaman bana bakmasalar izledim
gözlerimi kıstım
mimik mimik
baktıklarında da gülümsedim
yan masadakiler korktu benden
çocuklarını alıp gittiler
inadımı kendime kadar aldım
gururumu kimsenin ulaşamayacağı bir yere koydum
kalan herkesi her şeyi de yere koydum
halının desenlerine dizdim
üstlerine bastığımda kemikleri batıp legolar gibi canımı yakmasınlar diye
yürürken göz ucuyla baktım.
hayat enteresan her zaman ki gibi
biraz da eğlenceli
işin aslı tatil şart
yürüyorum yeri hissetmiyorum
ellerimi yana açıyorum parmak uçlarımı tellere değdiriyorum
nereye gittiğimi çok iyi biliyorum
nereye gitmek istediğime yolda karar veriyorum.
müzik arkadan geliyor
hava felaket sıcak
soğuk bir bira açtım
biraz daha özgürleşmiş bir bira
farklı insanlar
farklı fikirler
biraz daha iyi
geçen 2 yılın ardından
sonunda biraz boşalttım kafamı
gereksiz anılar insanlar
aklıma kazınıp kalan cümleler
bazılarının sahipleri adım gibi eminim
bu durumdan memnun
onlara inat diye değil belki ama
biraz daha çok kendime yer açmak için
insanlara anlattım dediklerini
yaftaladıklarını
o gün havadan bahseder gibi anlattım
bazen sadece masanın ortasına attım
insanların tepkilerini izledim
o cümleyle ilgili yorumlar yaparlarken
ya da yapmazlarken
yüzlerini inceledim
yazı yazarken gelmeyen arka plan şarkısı orada girdi
bazen dediklerini anlamak için çok çaba harcamam gerekti
bazen dediklerini duymak için çok çaba harcamam gerekti.
çalıştım
çok çalıştım
sahil de biramla çalıştım
kumda ayaklarım yanarken çalıştım
şezlongda yatarken dans ettim
çalışırken saati unuttum
dans ederken saati unuttum
ne zaman negatif bir şey gelse göğsümde erittim
pozitif bir şey koydum
insanları izledim
ne zaman bana bakmasalar izledim
gözlerimi kıstım
mimik mimik
baktıklarında da gülümsedim
yan masadakiler korktu benden
çocuklarını alıp gittiler
inadımı kendime kadar aldım
gururumu kimsenin ulaşamayacağı bir yere koydum
kalan herkesi her şeyi de yere koydum
halının desenlerine dizdim
üstlerine bastığımda kemikleri batıp legolar gibi canımı yakmasınlar diye
yürürken göz ucuyla baktım.
hayat enteresan her zaman ki gibi
biraz da eğlenceli
işin aslı tatil şart
yürüyorum yeri hissetmiyorum
ellerimi yana açıyorum parmak uçlarımı tellere değdiriyorum
nereye gittiğimi çok iyi biliyorum
nereye gitmek istediğime yolda karar veriyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















