30 Haziran 2008 Pazartesi
25 Haziran 2008 Çarşamba
handsfree
sonny j in bu süpper yenisi
devamlı dönen bu klip ekranlarda
ben hatuna bayıldım mini şortu
koyu renk bluzu ve çizmeler
parçada
eskilere götürüyo
sabah bunun rüyasıyla uyandım resmen
hemen açtım dinledim
e dinlemişken haberdar da ediyim dedim
yaptıklarımda çok mantık aramamak lazım değilmi:)
If you hold my hand
Things won't be the same
If you hold my hand
Things are about to change
Summer's gone, spring is gone, life goes on and on and I'm just bored to tears
If I could find a little space to paint a smile upon my face and hide the years
If winter comes and I'm around to see the snow upon the ground, what can I do
When I don't have the will to fight the coldness of the summernights are the darkest blue
24 Haziran 2008 Salı
haftasonu
bugn kü haftasonu sonrası bulusmadan sonra
haftasonunun süperliğini bide istanbul içinde anladık
ii oldu
toplayamadıım kafamı bi kenara koydurdu
harbiden alakasız insanlarla dertleşir durumda buldum kendimi
ii di güzeldi
fotoları biyere koyamıyacak olmamız çok yazık:D:D:D
sevgiler saygılar
a-d-c-c-s-t
19 Haziran 2008 Perşembe
18 Haziran 2008 Çarşamba
dündebugün
Dediler ki umut sürer insanları seversen eğer
İyiler kazanır kötülükler kazınır dediler
Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler
İyiler kazanır kötülükler kazınır dediler
Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler
Tekrar gözden geçirdim yalan söylememişler
Tekrar gözden geçirdim ... yalan
bugün zombi gibi uyanmaktı gün
kalkıp iki parçayı yine uykuda gibi açmaktı
eğriyi dogruyu bilenlere sağlam bir küfür sallamaktı
sonra son 7 günde sergilediğim tavıra bir bakmaktı
aferim lan demekti kendi kendime
tutmasaydım kendimi
aptal olmaya devam edicektim
dedilerki diye diye birşeylere inanmayı sürdürücektim
7 gün durmanın sonucunu almaktı dün
vay be demekti
olgunum lan ben demekti.
olgunum lan ben.))
gidip vücudunu ödüllendirmekti dün
silkelenip kendine gelmekti
ders çalışmaktı
çalıştırmaktı
iyi arkadaş olmaktı
iyi arkadaşlarına huzurla bakmaktı
kötüleriyle muattab olmamaktı
ve bundan gurur duymaktı
son yaptıgın projeye bakmaktı dün güzel olmuş demekti
daha çok yapmaya karar vermekti
track 12 diye bir parçayı şans eseri dinlemek bugün ise
adam şöyle diyorr:
"güneş dogdugunda başka bir şehrin sabahında olucam
her insanın bir hikayesi vardır ya benim kide böyle işte
bu sabah pencerene bak bu koca şehri sana bıraktım
başka bir şehrin sokagından başka bir dilde elveda"
güzel demiş adam garip bi parça nerden bulmuşum ona bakıcam
ama zamanım yok
hem dün umursamamaktı biraz nede olsa.
dün ne kadar iyi arkadaşım olsada
birşeyleri bir yabancının gücüyle atlattıgıma şaşmaktı yeniden
hayatımın devam etmesi s. nın iki dudagının arasındaymış
dün teşekkür etmekti
kendimi farketmeme yardımcı oldugun
tekrar ben olmama sebep oldugun
ve beni azarladıgın için.))
annem dönsün beraber uğrıycaz sana demekti not etmekti dün.))
bugün azıcık kro olmak
sınawdan sonra muhtemel ipini koparmak olucak
bugün derinden düşünmek
çok mu uzağa gitsem
yoksa
yakın uzagamı gitsem ama dönmesem
mi?
düşünüyorum
düşünüyoruz
bakalım...
16 Haziran 2008 Pazartesi
The Terminal

Terminal filmi Tom Hanks in sempatik yüzüyle insanı gerçekten yer yer hüzünlendiren herhangi bir amerikan yapımı gibi gözüksede aslında hem amerikan toplumunun konulara yaklaşımını hemde bizim konumuza daha yakın olarak ait olma hissini ve belli kalıpların bozulabilirliğini anlatıyor.
Filmin geçtiği mekan gayet tanıdık bir mekan aslında bir havaalanı; tanıdıklıgının sebebi ise bu mekanın her ülkede dünyanın her yerinde aynı olması. Havaalanları tren istasyonları gibi mekanlar insanların hep geçip gittiği yerler oldugundan hep bir tekrar halindedir, birbirinin benzeridir. Kişi kendini oraya ait hissetmez ve kurulu düzen sentetiktir.
Bu aslında geçiş alanı olmasıyla da ilintili çünkü kullan at bir mekan yaratılıyor sentetik olması da bunu tamamlıyor. Kullan at bardakta içilen bir kahveye duyulan yakınlığın derecesi ve işyerlerinde ki oralarda tamamen sahiplenilemez ama buna bir girişim olarak kendi bardaklarını kupalarını kullanan çalışanlar.
Böyle yerler "none-places" yani olmayan yerler olarak da tanımlanıyor. Her aksam temizleniyor ve ertesi güne yeniden sıfırdan başlıyor dolayısıyla bir hafızası da olmuyor. Buna hem amaç hem de sonuç denebilir çünkü terminal durulmak istenmeyen beklenmek istenmeyen bir yer oldugundan ,amaç orayı hafızasız bir mekan haline getiriyor ve aynı anda bunuun sonucuylada hafızasız bir mekan oluyor.
Filme dönersek konu bize böyle bir yok yerin nasıl ait hissedilebilinecek bir yer haline getirilebileceğini gösteriyor aslında ingilizcedeki house-home ayrımındaki gibi evin bir yuva haline dönüştürülmesini sindire sindire kurulu düzenin yanlışlıklarına da değinerek anlatıyor.
Öncelikle baş rolde Tom Hank in canlandırdıgı Viktor Navorski karakteriyle terminal müdürünün arasındaki çarpıcı karşıtlık var. Müdür karakteri burda sisteme bir gönderme olarak kurgulanmış Viktor ise sistemdeki bir hata bir pürüz olarak görülüyor.
Ülkenin dilini bilmiyor, kendi isteğiyle olmasada terminal den çıkamadıgı için ordaki kurulu düzeni bozuyor. Bu süreç içinde izleyici zaman aralıgından koparılıyor kaç gün kaç hafta kaldıgı belirtilmiyor birnevi zaman paranteze alınıyor. Ve bir süre sonra onun orda belli bir zorunluluk sonucu bulunması yani kendi rızası dışında bazı değişimlere yol açmaya başlıyor ve belki de bu sayede orda çalışan hergün aynı şeyleri yapan insanların hayatına da bir bakış kazanıyoruz ve Viktorun bu yok alanı evi haline getirmesinin ardından böyle yerlerin bunun gibi bir değişim geçirebileceği sistemin aslında göründügü kadarda güçlü olmadığını görüyoruz. Mekanlara yeni fonksiyonlar yeni anlamalar katıyor hatta insanlara bile. Bu noktada tuvalette traş oldugu adamın "Bazen kendini havaalanında yaşıyormuş gibi hissetmiyor musun?" sorusu bu duruma bir gönderme.
Viktor un yarattığı bu değişiklik bir nevi bir text in bozulması anlamına geliyor ve eğet mimari açıdan yaklaşırsak bize mimarlık text i yazmak yaratmak mı yoksa önceki lerden fotokopi çekmek mi sorusunu sorduruyor.
Çünkü aslında toplumda yaşamanın getirdikleriyle herkes belli bir text e uygun yaşıyor ona uygun önceden belirlenmiş birbirinin aynı hayatlar. Ama aslında durum bundan biraz farklı Anadoluya yapılan uydu kentlere yerleşen oralı insanların çatılarına inek çıkarması 8 inci katta kurban kesmesi bunlar hep alışılmış hayatların yani yuva olarak benimsenmiş yaşam şekillerinin bir şekilde sokulmaya çalıştıkları o prototip hayatlardan taşmasının sonucu. Mimarın görevi insan ın ihtiyaçları çevrenin getirdikleri ve ana amaç doğrultusunda en uygun çözümü üretmek gibi duruyor bu durumda ,mekanların eleştirilmesi kişilerle alakalı oluyor hep ama misal evsizler
onlar için bütün bir kent yuva oluyor nerde en iyi çöpü nerde artık yemeği bulacağını biliyor. Bizim taksimin arka sokaklarında kaç sokak aşağıda yürürsek başımızın belaya gireceğini bilmemize benzer bir durum bu.
Ve sonuç olarak eğer herşey bu kadar insan odaklı ise textlerin dışına çıkmak da gayet önemli , mevcut text bozulmalı, her durum her topluluk her ortam için ayrı ayrı düşünülmüş şeyler yaratılmalıki kullanıcı mimarın ürettiği text i bozar durumda değil ona aşina durumda yerleşsin içine. İşte tam da bu noktada o text lerden uzak o yakıştırmalardan o zorunluluklardan ve ezberletilmişlerden kurtuldugumuz anda gerçek bir mimar olarak birşeyler yaratılabilineceğine inanıyorum.
15 Haziran 2008 Pazar
bir itü mezuniyet planlama hikayesi 1 nci adım
| ||
Büyük maç. Camia olarak hedefe kitlendik. Son taktikler hazırlanıyor... Basına kapalı olarak yapılan son antremandaki taktik basına sızdırıldı.
İleri uçta 220 kişilik nüfusu ve 01 kodu ile İnşaatın görev yapması bekleniyordu zaten, bununla beraber, diğer taktiksel dizilim şu şekilde gerçekleşti:


TÜm futbol otoritelerinin de üzerini çizdiği üzere, bu maçta kanatlara çok iş düşecek.
Elektrik: Sol kanattan yapacağı seri bindirmelerle diplomaya giden yolda etkili olması bekleniyor. Oyuncularının yüksek ortalaması rakip takımın korkulu rüyası.ELMAK ve LAB derslerindeki ağır eğitimin yorgunluğunu üzerinden atabilirlerse, oyunun seyri tamamen değişir. Fakat Forvet hattında olan inşaat ile elektrik arasında havuz derslerinden kalan bir çan anlaşmazlığı söz konusu. Bu ikili iyi anlaşırsa gol yollarında etkili bir takım izleyebiliriz.
Makina: Sağ kanatta gökhan gönül performansı yapması bekleniyor. Forvet hattında İnşaat ile olan uyumu ile, gece hayatındaki kaderdaşlığı ile makina, hakem oyunlarına gark olmazsak, geceyi ateşleyen ortala sahip olacak. Ayrıca, Makina tasarımı, Mukavemet gibi derslerden saçları dökülen makina mühendisliği öğrencileri, bu stille Zinedine Zidan türü işle çıkartabilirler.
Mimarlık: Bununla beraber, orta sahada dinamo görevi yapması beklenen Mimarlığuın ise, takıma adaptasyon sorunu yaşamasından korkuluyor. Maslak türü futbola alışık olmayan mimarlık, eğer takıma alışabilirse, mezuniyet gecesinin maestrosu olmaya aday, Jürilerdeki başarılarından dolayı, hakemin tüm kararlarına onların itiraz etmesi bekleniyor. Hakem ile mimarlığın muhatap olacağı gelen bilgiler arasında.
Kimya-Met: taktisel dizilimde, mimarlığı maslak futboluna alıştıracak, oyun stili olarak yine de mimarlığa yakın olduğu için bu bölgede tercih edildi.
Defans bloğu ise, Elektronik ve Bilgisayarın milimetrik, titiz çalışmalarına emanet.
Hemen defans blğunun önünde yer alan Gemi İnşaat ise, Erkek nüfusun yoğunluğu sebebi ile "beyler şahsi oynamıyouz, paslı, top geçiyor adam geçmiyor, aykut! bas bas bas" türü cümlelere aşina olduğu için libero görevini layıkı ile yerine getirecek.
tabii bu mevkideki jeodozi ve jeofiziği de disipline edebilmesi gerek. Sahanın geniş alanına hükmetmek zorunda kalacak olan jeodozi ve jeofizik, 50 derece sıcak altında TOPOGRAFYA antrenmanlarında öğrendikleri tam saha presi uygulayabilirlerse, gemi inşaat çok rahat eder
-kop-
12 Haziran 2008 Perşembe
yerçekimi sıfır
8 Haziran 2008 Pazar
non ne posso piu...padronissimo..

rüzgar var
aksam yıldızlar gözükmüyor.
garip bir şehirde yaşıyorum.
insanlar canlıları öldürüp ardına bile bakmıyor.
garip bir yer.))
ben felix
her sabah uyanıyorum
yüzünü görebileceğim bir yere oturuyorum
ve bekliyorum
yemeğimin kokusu gelmiyor
uyan ve beni besle
gözünün ilk kıpırtısında daha çok yaklaşıyorum sana
sabaha kadar gelen her mesajı hissediyorum
sen uyuyorsun.
kokundan ruh halini anlamaya çalışıyorum
duruma göre ya öperek uyandırıyorum seni yada
sadece bakıyorum
eskiden üstüne atlardım ama artık yaşlandım.
uyanıyorsun bana bakıyorsun
sende büyüdün sanırım
eskiden kızardın ben sana seslendiğimde şimdi dinliyorsun
istediğimi yapıyorsun
ne istediğimi anlıyorsun.
sonra beraber tuvalete gidiyoruz
sen evden çıkana kadar seni takip ediyorum
sen gittikten sonra üzülüyorum biraz
söyleniyorum
ama çok değil
apartmandaki beni anlamayan diğer insan lar kızmasın diye..
gün boyu evde dolanıyorum
yerde yürüyen karıncaları eziyorum
bazen ısırıyorlar beni büyük kafalı olanlar
o yüzden sıkılıyorum
sinekler giriyor içeri bu mevsimde
onlarla oynuyorum
ama çabuk sıkılıyorlar
hemen yere düşüyorlar..
neyse..
yapıcak iş çok
anne evdeyse balkonu açıyor bana
balkona çıkıyorum
kuşlar aşağıda küçücük gözüken kediler köpekler
onları izlemek de zevkli
gerçi birkaç düşman kargam var
çok umursamıyorum ama
korkunçlar.
neyse zaten hava fazla sıcak bugnlerde
o yüzden içeri girip serinlemek daha iyi oluyor.
lanet
suyum bitmiş
anne de çıktı
ne zaman gelirsin acaba
odamızı seviyorum sevmediğimden değil
ama bütün günü burada geçirmekte pek zevkli değil
neyse en iyisi uyumak..
yaşlandıkça zaten sıcagı seven ben daha da alıştım buna sanırım yorganın altındaki küçük bombe benim evet.
apartman kapısımı açıldı?
evet
koku sensin
ayak seslerindeki ağırlık da senin ağırlıgın
sonunda!
kapıda kilidin tıkırtısı
şeklimi bozmuyorum
sabırsız görünmek istemem
ve sonun da oda kapısı
umarım küçük bombeyi farkedersin ezilmek istemiyorumm
tabii edersin
kafamı tutup alnımı öpmeni seviyorum ama en çok çapaklarımı temizlemeni..
ama yüzüm ıslandı
n'oluyor?
gözlerin oldugundan büyük
kokunda gergin
mutsuzsun
yüzün ıslak
susadım evet
ama biraz seninle ilgilenmem lazım sanırım
yataga oturup bana bakıyorsun böyle durumlarda
birşeyler söyleniyorsun
sesin de gerginlik var şikayet ediyorsun mutsuzsun
biraz şımarıklık yapıyorum sana
bu keyfini yerine getirmeli
yüzün tekrar ıslanmaya başlıyor sesin inlemeye dönüşüyor
hayır bu iyi olmadı
gelip kucagını yokluyorum bana sarılıyorsun beraber yatıyoruz
sesin inlemeye dönüşüyor sesindeki tınılarsa aglamayı andırmaya baslıyor böyle durumlarda
özenle yeni temizlediğim tüylerimi ıslatıp pisletiyorsun
ama napalım
sonunda nefesin düzeldi
beni okşuyorsun
evet o tüylerin öyle olması için temiz kalması lazım bayan
biraz uyuyalım
kalkınca herşey yoluna girecek
sen geldiğinde ben hep burda olacağım
merak etme..
uyanınca bana bakıyorsun
kalkıp mutfaga gidiyorsun ve lanet su içiyorsun!
derken sonunda(!) kapıdaki ben farkediliyorum ve bana da su koyuyorsun
teşekkürler küçük hanım
yemegide tazelesek fena olmaz
sonra sen renkli ekranının başına oturuyorsun
bende yanına
bu alet feci başımı ağrıtıyor sen nasıl katlanıyorsun?
neyse ben uyuyorum..
..
kapı!!
baba geldi anne geldi
hoşgeldine gidelim
babayla spor yaparız biraz
seviyor benimle spor yapmayı
sonra onlarla salondaki renkli ekranı izleyip uyuklarım biraz o kendi yatmadan önce senin yanına koyar beni zaten
iyi geceler babaa
hey!
sen bensiz yatmışsın!
neyse ayak ucundayım
tekmeleyeyim deme
üşürsem gelirim yorganın altına şmdi böyle iyi..
tatlı rüyalar..
5 Haziran 2008 Perşembe
sen kendinde ol yeter
her iki ayda bir aklıma takılan repeat den çıkmayan bu parça..
bu sözler..
depresif olmak
zararlı
sıkıcı
çirkin birşey
ben böyle düşünüyorum..
o yüzden geçsin diye çabalıyorum
ama shuffle daki ipodumda
çat..
"...bırak yıldızları
kayıp gitsin
yarın başka bir dilek dilersin..
ah sen kendinde ol yeter.."
ve ben yine bütün çabamı çöpe atıyorum..
kendimde kalmaya çalışıyorum
gene kimseye dayanmıyorum.
kimseden destek istemiyorum.
"merak ettiysen söyliyim kendi rezilliğimi yaşıyorum"
kendime geliyorum..
gitmeye de niyetim yok..
.log sonu.
29 Mayıs 2008 Perşembe
28 Mayıs 2008 Çarşamba
ordan burdan şurdan
söyledim
söyledim
sonra döndüm gittim
önce gitmesini izledim
sonra durdum düşündüm
oha neler dedim ben dedim
salak salak sırıttım yoluma devam ettim.
arkadasımın değerini arttırdım
insan ilişkilerine şaştım
benden sonra hayatına devam edenlere baktım
pek birşey hissetmedim
hatta hiçbirşey.
sırıtmam büyüdü ve bir gülümsemeye dönüştü.
eğer bir alkol olsam vesikayla satılacagımı tahmin ettim
lakin az miktarda kokain içerebilirdim
ve bağımlılığa sebebiyetim bu olabilirdi sanırsam:)
kendi büyüyen bagımlılıgıma baktım
baya baya şaşırdım
iki göz olsunki
alsın bütün sinirini
iki dudak olsunki alsın aklını
vur de sen
sonra öldür
şaşkınlık büyüyor.
işlerimi yapabileceğime dair inancımı tazeledim
bir yerden başlamak lazım değil mi
mutluyuz dediysek..aptal değiliz hala.))
günlük rutinime basladım
duvarlarımı yükselttim..
acıdır ki insan tam mutlu olmaya basladıgında bütün duvarlarını indiriyor
kendini kocaman açıyor
en az bir yönden hiçbir kötülük beklemiyor
ama o kötülük te hep o hiç beklenmeyen yerden geliyor..,
sanırım sebebide ordan gelen en ufak şeyin bile açık kalp dokusunda büyük enfeksona sebep olması..
neden bahsettim bundan
çünkü neden duvarlarımı yükselttiğimi anlayın diye..
az vaktim var..
çok işim var..
kafam çok dolu..
ah beni bu güzel havalar bitiriyor.))
içimden hiçbirşey yapmak geliyor
hep yatmak gezmek geliyor..
güvenli kollarda..
.))
27 Mayıs 2008 Salı
aglayan kadın
bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
kadınlar her şeye ağlayabilir;
bir filme, bir şarkıya, bir yazıya...
en az erkekler kadar yani!
ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.
eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa,
ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.
ama o yüreğin değerini bilememişolacak ki ağlatan,
gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
yutkunamaz, nefes alamaz;
çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
gözleri buğulanır kadının sonra.
ağlamayacağım, der içinden.
ama engel olamaz işte.
çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır..
bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.
ince ince süzülür yaşlar gözünden;
önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli...
ve kadın ağlar; hem de çok!
sanmayın ki gidene ağlar kadın!
gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan,
orada bıraktığı yaradır.
o yaranın hiç kapanmayacağını,
kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar.
ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır.
her damla, daha çok kadın yapar kadınları.
her damla bir derstir çünkü.
bazen kadınlar ağladığında çoğu insan,
ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.
bilmediklerindendir böyle demeleri.
çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
içlerindeki zehirdir onları öldüren!
ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar,
o irini temizlerleryaralarındaki!
çünkü bilirler,
o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
dönüşmemesi lazımdır oysa.
o yüzden de bolca ağlarlar.
zaman geçer sonra.
kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler.
umarım öğrenirler,
yoksaruhlar sapkın yollara çarpar kendini.
sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir.
bunu bilir kadınlar,
o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
çok ağlayan kadınlar,
bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında.
her damla olgunlaştırır kadınları evet
ama olgunlaştıkça o safça inandıkları
aşk gerçeği onların gözünde küçülür..
küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman
kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
insanlar soruyorlar çoğu zaman
neden bu kadar çok bekar kadın var diye;
hepsi kariyer derdinde olan.
çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki,
o kadar çokağladılar ki!
artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar,
o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.
e o zaman niye sarılsınlar ki! niye sarılalım ki!
etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
o da kim, ne diye sormayın artık.
çok ağlayan kadınlar,
eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü ..
20 Mayıs 2008 Salı
liste3
sonunda kalan tortuyu sevmem
ekşi şarap severim ama çok ekşisi değil
evde olmayı genelde severim aam çıkmamam gerekiyorsa eger yani bu bir zorunluluksa
direk uçuyor o sevgi
makyaj yapmayı seviyorum
ama gözzz
kırmızı ojeyi
deli gibi dansetmeyi
yanıp sonen ışıkları
mor ışığı
mor ışıkta parlayan beyaz neredeyse herşeyi
cızırdayan neonları sevmiyorum
bozuk neonları
onun dışında tam bir neon aşığıyım
babamdan geçmiş sanırım
yemek yapmayı da severim
yaglı yemekleri yer yer severim
miğdeme dokunuyorlar çünkü
arsızlıgı sevmem
yapmayı yapanları hiçbir halini
bence şirinlikle arsızlık arasında ince bir çizgi var
ve o ay ne şirin dediğimiz insanlar o çizgiyi aştıkları anda
çirkin oluyorlar
hiçbir çirkinliğide sevmem
plastik kokusunun muşamba halini sevmem
metal in ısırma hissi o kamaşma
ıyh
nefret ederim
kalitesiz peluş sevmem
kürk hiç sevmem
plastik bir kaptan bardak vb
sıcak birşey yemeyi içmeyi sevmem
sanki çözünüyormuş gibi geliyor bana
batılım n'apıyım
..
kedileri hayvanları çok severim
ama eve döndüğümde aklımda hep bir tanesi kalıyor
hep onunla uyuyoruz.))
..
kocaman güneş gözlüklerini seviyorum ama illaki siyah
çok belki kırmızı
yada krem
ama kesinlikle kahverengi değil.
..
zayıfladıgımda yüzümünde zayıflamasından çok zayıfladıgımda memnun olmuyorum
ama ne kadar zayıflasalarda tabak gibi suratları olan insanlardan olmadıgımada memnunum..
tatlı içki hala sevmiyorum
ama limoncelloyla ilgili gelişme katediyorum
mavi mentollü sakızları değil yeşil nanelileri seviyorum
suyu seviyorum
içmeyi yüzmeyi çimmeyi.)
çamuruda severim
çamurla birşeyler yaratmayıda
genel olarak birşeyler yaratmayı hatta
...
plastik makasları sevmem
hani su küçükken verdikleri üstünde bide garip bi tavsan olan
hiç sevmem
kocaman eski döküm kumaş makaslarına hayranım
falçata severim
koleksiyonum var
değişik çakıları severim
olabildiğince biriktiririm
bardaklarda ayrı bir takıntım
kocaman bardakalrı severim
devamlı alırım
gerçi annem hepsini benim evime yolladı
çünkü o sevmiyor.
çiçeklere bayılırım
renklerine saatlerce bakabilirim
desenlerine
şaşı olacak kadar yakından hemde
doğada beni hep şaşırtır
ve çok saygı duyarım
çok büyük bir çaba
ve bir anda bir hamleyle çekip öldürülüyor..
büyük kayıp..
polislerden nefret ederim
namuslusu illa vardır diyoruz tamam da
oldukça azlar..
kendinden güçsüz birini döven satasan insanlardan(ki genelde polisler..)
nefret ederim..
rütbesiz gelsin bakalım..
yaşatıyorlarmı onu..
parlak taşları severim
taşın ne oldugundan ziyade kesiminin önemli oldugunu düşünüyorum
kolye bende biraz sıkıntı yaratan bir aksesuar oldugundan
küpelere bayılırım
varlıgı yoklugu bir..
saçların açık hali en güzel halleri
ama bazen toplamak da elde olmuyor..
misal bugün hava çok sıcaktı..
bas
sanırım vazgeçemiyeceğim bir vurgu olarak kalıcak hep migdemde
ve her ne kadar çok yönlü bir dinleyici olsamda
bas lı ve gerçekten çaba harcanmış bir parça duygdugumda
topuklularım ve kibar takımım la olsam bile ritim tutmadan edemiycem.
lolipop severim
söylemiştim
ama içinde sakız olanlar berbat.
hayal kurmayı severim
sahilde uzanıp
bulutlara şekil vermeyi severim
hayal kurmak tam orda daha güzel oluyor hatta
...
15 Mayıs 2008 Perşembe
devir
insan zaten unutmak istediği şeyleri birde zmaan geçtiyse direk unutuyor..
hatırlamakta pek iyi gelmiyor
babannesi kendini hatrlayamayan torunlardan biri olarak bnde
bu hastalıkla biraz haşır neşirim ve bu sebepten
hastalığın gelişimini sebeplerini araştırdım epey
genel olarak bizim normal unutkanlıgımızla pek ilgisi yok tabii
bu daha fiziksel ve raslantısal gelişen bir hali
o yüzden insan beynine hayranlık duymadan edemiyor
sen beyin halinle
bak hangi hatır üzüyor hangi hatıra utandırıyor
hepsinin üstüne bir çarpı koy
unutma
ama hatırlattırmada
sanırım amerikada bir deneysel tedavi uygulanmış
apayrı bir hastalıgın tedavisi için elektrik şokumu lazermi yalan sölemiyim şmdi tam bilmiyorum çnkü tedavi diyelim
uygulanmış bir gönüllüye
ve sonuc vermemiş o hastalık için ii tamam falan
derken adam bir hafta sonra çocuklugundan yıllardır hatırlamadıgı hatıralarını hatırlamaya basladıgını farketmiş
ve tedaviyi bu yöne kaydırm ıslar
çok enteresan geldi
hastalık açısından bir gelişim kaydedilmesinde faydası olursa süper olur tabii
ama bn hatırlamak istemediğim hatıralarımla
ve unutmus halimle memnunum sanırım..
sadece kaç yıldır..
kaç kişidir
problem olan şeyler vardı..
geçemiyorum bir türlü
gelemiyorum üstesinden
gelemiyordum.
simdi cevremdekiler gibi bende diyorum
neden şimdi neden bu durumda
bilmiyorum
sadece artık zaman kaybediyormusum gereksiz uzatıyormusum
zaten kötü olan birşeyi iyice uzatıp öyle kalmasını sağlıyormusum gibi geldi..
kişilerle alakası yok değil var tabii..
ama asıl olay kafamda sanırım..
kafamdaydı..
bilmiyorum içim allak bullak
ama
yeni birşeyler deniyorum
en azından birşeyler deniyorum
ve bence bu bile gayet gurur verici..
(bide kabuslar bitse..)
14 Mayıs 2008 Çarşamba
liste3(kısa versiyon)
örnek alınmaya bayılırım
özenilmeye bayılırım
taklit edilmeyi pek sevmem
ama o da bir yönden gurur verici.
sözler belirlerim
takıntı haline getiririm
insanlara bulastırırım
onlarda kullanır
bundan rahatsız olmam
dedim ya gurur verici:)
özenilmek abba olmak güzel
buyrun
bi' kaç versiyon yazı tipim daha var onlarıda kullanınız..:)))
takip edenlere sundum bu baslıımıda
hayırlara vesile olsun:)
afiet olsun:))
13 Mayıs 2008 Salı
violet hill
sanırım tam olarak lise 1 di dilimi deldirmeye karar verdiğim zaman
neden diye sorduklarında hala bir cevabım yok
annem herşeyden sıkıldığım ve maksimum huylu bir kız oldugum için bundan sıkılacağımı söylemişti
sıkılmadım henüz
neyin üzerine karar verdiğimi hatırlamamam bazı şeylerin bazı nedenler dolayısıyla karar olarak belirlenmediğini açıklıyor bana.
mutluyum sanırım böyle
bana özel
baya özel birşey bu
çoğu kişinin görünce ıyh yapması
çok dert olmuyor
ıyh bir hissi yok
gayet olmadıgında enteresan hissediyorum
varmıs gibi hissedebiliyorum..
ama bu zaten hayatımda kayıplarla basa çıkma yöntemim olmustur hep..
ölselerde sanki uzaktalarmış gibi..
uzakta ve yaşayanlarsa
sanki her an konusabilecekmişiz gibi..
şey gibi;
"yaparım ama canım istemiyor.."
yaparım ama canım istemiyor..
dertsiz başıma ne gerek var der de hesabı..
bugünlerde neler yapıyorum
bilmiyorum ya
saçmalıyorum
gene birşeyleri bekliyorum
heyecanlıyım
sanki sakin baslıyıp sonunda gaza gelen parçalar varya
onlardan birini fon müziği seçmiş gibiyim
son takıntım
yer yer oldugu gibi coldplay
sözler çok çok kötü
çok çok koyuyor gene
..
sevilen insanların genede bırakılması için bir milyon sebep var..
ve sevgi birşeyleri sürdürmek için yeterli alet edevata sahip değil
...
olsaydı farkederdim emin olun..
izmir..
yakın arkadasım 2 kere izmire gitti
git bence dedim diye şaşırdı birde bana(arkadasım sasırma laf sokma sokucaksanda edepli yorumlar olsun.))
ama niye bende onu anlamadım
hani evet arkadaslarımı severim 2 elin parmagını geçmiyor değer verdiklerim
ve 1 elin parmagını geçmiyor hiç değerleri değişmeyenler
hep arkadasım kalıcaklar.
ona da diyorum hep
istediğini yap
zaten sana çok zarar verebilecek durumlarda ben seni uyarırım
gene de üzülürsen
üzülürken yaslanman için hep burada olucam
neyseki arkadasımsın
ne kadar ters işlerde yapsan(misal 1+1 leri bozmak.)) arkadasımsın iyiki
sen arkadasım oldugundan haklısın herkesin yanında sonuna kadar korurum seni
yalnızken derim ne ne değildir.))
milanoya tren kaç euro dur
eurostar la gidersek kaç dakikada varırız..
..
neyse
gene rekorlara gidiyorum parça tekrarı dinleme konusunda..
dilim diyordum..
deldirdim hala kemiği yok
.))
çok kişinin hayatını oynatıyorum bu dille..
kendimin ki dahil..
tasması olması çok normal ..
saygılar..
6 Mayıs 2008 Salı
bugün
hevesle baslamaktı güne
sonra şok olmaktı
yarı yolda kalmak sağlam bir küfür sallamak
tası taragı toplamak basıp gitmekti
daha umutlu biryere..
bugün hava içerden dışarı karanlık kasvetli soğuk
dışarda ise sıcak kalabalık canlıydı..
bugün bol bol düşünmekti gün
düşündüğünü gün gibi birine açmaktı
gerekenleri duymaktı
karşılıklı açık olmaktı gün bugün..
bugün birinin gözden gitgide düşüşünü izlemekti gün..
bir anda ne kadar da basit silinebildiğini çok önemli sayılan kişilerin şaşırarak farketmekti
ama bir yönden de rahatlamaktı buna..
güç olsun geç olmasın demekti gün..
bugün gün ipod a duacı olmaktı
parçalardan hayat payı çıkarmaktı
melankoliye açlığa şaşırmaktı..
özlemediğini farketmekti gün bugün..
ve apayrı birinin aklına gelmesine şaşırmaktı..
bugün kendini bir beğenmek bir beğenmemekti gün..
yer yer sıkılmak sıkmak
genelde kırılmaktı..
kırılgan ortamlardan kaçtığına memnun olmaktı..
bugün gün az zamanı kalmaktı..
şanslarını tüketenlere bunu söylesem mi acaba diye düşünmekti..
bugün değer vermekti gün
ama illa da lanet etmekti..
takdir etmekti
bak birşey diyeceğim ama kızmayacaksın ı birebir duymaktı
kızmamaktı
minnet duymaktı gün bugün..
üzülmekti ele güne..
arkadaşına sahip olduğun için mutlu olmaktı..
bir ömür onunlayım demekti içinden.
ne olursa olsun..
nostaljiydi gün bugün..
evet özlediğimde oldu evet çok güzel günlerdi ama sonu kötü bitti
o yüzden suan birdaha istemem diyebilmekti..
buna memnun olmaktı..
kızmaktı bugün deli gibi kızmaktı gün
oraya buraya vurmak istemekti
eski ben i görmekti karşımda
sinirli nefesini yüzümde hissetmekti..
sonra büyüdüğünü farketmesini sağlamak için yanağından öpmekti..
sakinleşmekti..
şimdilik..
içinde tutmaktı gün..
yapabileceklerinden yaptıklarından kendinden korkmaktı..
sinsiliğine şaşmaktı..
kendin gibi biriyle tanısmamak için ummaktı..
canım yandıgında can yakabilme potansiyelime şaşmaktı..
sabrıma imrenmekti..
beklemekti gün bugün..
bekliyorum..
3 Mayıs 2008 Cumartesi
".."
dedi ki..;
"
bende rakı içiyordum birşey fark ettim, çok nadir insanlardansın benim için,
çok güçlüsün ve şu an göremediğin kadar ciddisin, uzun süredir farkedemediğin kadar güzel ve doğru yolda gittiğini göremeyecek kadar hızlısın,
sana hiç bir zaman yetişemedim (hiç birşeye yetişemediğim gibi) ama önde seni görmek cidden çok iyi birşey.
...
iyi ki kendini değerlendirme hakkın yok...
ziyan edicektin hepsini
...
seni bir tünelden geçerken, telefonum neden çekmiyor endişesini duyarken görüyorum...
1) tüneldesin çekmeyecek o
yani kimse yardım etmeyecek
2) kimi arıyorsan zaten tünelden çıkıncada onun telefonu kapalı olacak
ama hani konuşmuştuk
bir yol
benzinciler falan filan
sanki yolun en boktan ve en daraltıcı kısmındaymışsın gibi görünüyor
bunu küçümseyip olayı basite indirgemek için söylemiyorum
sadece senin gaza biraz daha basıp ilerleyecek kadar dirayetli oldugunu düşünüyorum
şu anki sorunun, mutsuzluğuna gram faydam dokunamıyor
ama en azından sana cidden çok inanıyorum
ama cidden
moral olsun diye degilde... tam yeri oldugu için
sonuçta " bugün ne yapmadın:----öpüşemedim----ama yarın öpüşürüm" derken sana inanıyorum demek biraz saçma olurdu
otur ağla, düşün, iç sıç birşeyler yap, iyi davran alttan al, kavga et, ama zaman nasılsa geçiyor
bence sen kendi saatine hükmedecek kadar güçlü degilsin ama o zaman zarfını en az hasarla geçirecek kadar yeteneklisin..
..
sarılasım geldi sana... her ne kadar garip garip baksanda şimdi...
..
sadece senin ne kadar büyük şeylerle bukadar sağlam yüzleşebildiğini izlemek gönendirio beni..
..
..
..
bir saniye sana bir itirafta bulunmak ve bunu çevremdeki insanlara (okul dışı) söylemektense sana söylemek istiorum:
"bana sergilediğin davranışların ve yardımlarından dolayı, benimle ilgili daima olumlu düşüncelerinden ve bunu çevrene baskın bir şekilde yansıtmandan dolayı, hayatımın son iki senesinde hep yanımda olduğun ve sadece olumlu şeylerle bunu sağladığın için çok teşekkür ederim.."
"
teşekkürler..














