İnsanlar
Böyle yemek yemek gibi
Yazı yazmak gibi
El ele tutuşmak var mesela
Ellerin hayattaki yeri önemi ile ilgili kitap yazabilecek insanlar
Aynıları var sevgiyi bildim sanan ama
Bilemez kimse ki
İnsanın sevgisi bir başkasının sevgisine uyar mı?
Bile bile işler yapmak insan doğasında mı sadece
Yoksa
Her hayvanda var mı
Kuzular ardarda bile bile mi atlarlar
Keçiler koyunlardan akıllı mı
İnsanların dönüp dolaşıp geldiği yer
Koyunluk mu
mesela
Bazen bazı şeyler can yakmak için mi söylenir
Yoksa fark edilmeden söylenenler can mı yakar
Yada geç fark edilirse bu bazen önemsenmez mi
Bir şeyleri sindirmenin yolları herkese göre değişir mi
Bir şeylerin üstüne yatılsa acısı daha çabuk diner mi
Yoksa kalır mı
Yoktan var mı olur
Büyür de adam mı olur
Büyüyünce neden kadın olunmaz
Bunu sormak neden hep feministliktir.
Sevginin paket programında üzüntü şartmı
Sabah azıcık yaklaşınca martıların çığlık atması gibi
Kaç çocuk martıların sesini
Çirkin kahkahalara benzetir
Kaç kadın dayak yiyip susar
Kaç insan dayağı sadece fiziksel bilir
Yada mesela
Burnu büyüklük mü bu bedene sıkışmışken bu bedenden başkasını önemseyememek gerçekten
Ve söyle bana kaç kişi inanır buna
Hayat denilen iki ucu olan doğrusal düzlem deki zaman dilimi
Gerçekten zor mu
Yoksa birinin dediği gibi hayat çok kolay olsa
İyi olan şeylerin bir anlamı kalmaz mı
Geceler ne zaman güzel olur
1ken mi
2ken mi
Kitlelerle mi
Sessizce uyuyabilir mi 100 kişi
ve yan odada çıt etsek kaçı uyanır
cansız objelere uykusuzluğun sebebini yüklemek haksızlık mı
uyutmayan şey sadece canlı kansız beynimiz mi
içini senden iyi bilen birine içini anlatamamak içini acıtır mı
içini bilen biri içinin son durumunu gözünden anlar mı
kör olsak ne olur
pencereler kapanır mı
o zaman ruhumuza ne açılır
iki kişi birbirini bir daha göremezse
gerçekler yok mu olur gözlerle birlikte
bir şeyleri beklemek mi delirtir insanı
beklememek mi
sonuca giden yolun ikisini de denemek olduğunu sanan kişinin
ikisini de denedikten sonra sonuca varamadığını görmesi midir
yoksa delirten.
Cümlelerin bazen çok uzadığını hatta
İçinde onları okurken kaybolduğunu başını unuttuğunu söyleyen birine
Bir yarım gülümsemeden başka ne verilir
Bazen kişi bile unutur mu
Bu durumda yazanın aklının ne kadar boktan bir durumda olduğunu
..
Hak çok mu göreceli bir kavramdır
Yoksa o da iyi kötü
Güzel çirkin
Doğru yanlış gibi
Değişir mi kişiden kişiye
Haksızlığın karşıtımıdır hak
Ve elde edilmesi bir altın çek gibimidir acaba
Onu alan dünyalara mı sahip olur
Olmazsa da neden ona bunu veren hep dünyaları bahşettiğini sanır.
Kişi neden hep en haklı olduğu anlarda en mutsuzdur
Hak bu kadar mükemmel bir şeyse
Neden binde birdir güldürme şansı
Sürprizler hep güzel midir yada
Bazen acılığı sonradan gelen yemekler gibi midirler yada
Tuvalette mi çıkar acıları
Ve hayatın sifonu bozuk mudur acaba
Bütün bir ömür bok mu kokar insan sürprizlere inanırsa
Yada dedik mi bunu
Düşünmek delirtir mi insanı
Uyutmadığı kesin
Düşünmemek için gözlerini kapatınca insan
Rüya mı olur düşünceler
Rüyalardan saklanmak imkansız mıdır mesela
Göz kapağının ötesinde bir duvar yokken insanın kendi kendine zihninde
Yok olmuş göz kapaklarıyla güneşe karşı
Araba kullanmak gibi bir şey midir rüyalar
İnsan kendini ne dozda ve sıklıkta kandırabilir
Ve bunun tehlikesini kaç yaşında fark eder
Ortalama insan ömrü herkesten farklı olan insan için değişiyorsa
Herkesin birbirinden farklı olduğu gerçeği ortalamaları
Baltalar mı?
Rüyaların düşünceler olduğunu anlamamız ortalama
Kaç yaşında olur
Olduğunda ilk regl gibi şaşkınlık mı verir
Hüzünlü müdür
Bir insanın öleceğini ilk fark ettiği gün gibi
ve insan bir daha çocuk olamaz değil mi
ölümle tanışınca
..
Tecrübeler dizlerdeki küçük kabuklarla mı bakidir
Baki olan yara izleri midir
Çocukluğu bir kutu pişmaniyeyle geri alıp
Birkaç tatlı sözle silmek mümkün müdür
Mümkün olmadığını ortalama insan ne kadar sürede
Anlar.
Mutluluğun detaylarda gizli olduğu yalanı
Yalanların en büyüğü müdür
Yoksa o kişinin bir gün kendini
Hatta üstüne üstlük
Kendinden başka bir eti sevebileceği midir
Bir şeyleri düşünmek mi kötü
Düşünmeden üstüne yatabilmek elde mi
Yoksa o mu onu büyütüp düşünce eden
Ve bu ne kadar bir şey
Katmazda götürür mü yoksa hep.
Götürdüklerini bir gün geri getirir mi
Yoksa seslerimizin bizi uzay boşluğunda sonsuza kadar beklediği de mi yalan
Bir dik yokuştan aşağı inerken düşmek mi hatıra
Yada hatırlayamadıklarımı aslında beynin unutmak istemedikleri
Ki o yüzden mi o kadar derine koyar biz çıkarıp eskitemeyelim
Yada silemeyelim diye
Bu yüzden midir yoksa içkinin uyuşturucunun keşfi
Ve hipnoz böyle sıkıntılı bir gecede iki insan evladının ürünü mü
En değerli bilgilere ulaşmak için
Ve hep kedidir kedi mi gelen ses
O zaman daha mı zor hayat
Bin ses daha duymak duyduğundan
Ve durduramamak bunu
Elinden alır mı tüm mahremiyeti
Bir şeyler filizleniyorsa aklında bunun asıl sebebi bir şeylerin bitmesi midir
Perdeler mi iner insanın gözüne
Hayatında kaç kere iniyordur ortalama eğer bu böyleyse
Ve kişi hep sadece kendini mi kandırır aslında
Ve kendini ne kadar iyi kandırırsa o kadar iyi mi not alır
Kader hocalarının notu kıt mıdır
Öğrenci straight A öğrencisi midir
Öyleyse bile bu her ülkede önemli midir
Bazı işler için akademik kariyer işlevsiz midir?
Yorgunluk kaç perdelik bir oyundur
Güven bir kere giderse geri gelmeye cesaret edebilir mi
Yoksa zaten başta hiç olmaz mı
Olması mı anlamlıdır
Olmaması mı
Yada bu da görecelimidir bir zilyon insana göre
Ve kaşlar mıdır bir topluma yön veren
Önemli olan hitap etmek midir
Susarak anlaşmak neye yarar
Neden insan kendi kendine kalınca
Sadece olumsuz yanlar üste çıkar
O zaman bununla savaşmak için bir eş var mıdır
Tanrı varsa eğer gerçekten dev bir götlük yapıp
Bizi ikiye bölmüş müdür kıskançlığından
Ve zilyon u da lanet midir
Bulmanın imkanı yok mudur.
Teselliler çok mudur..
Doğru olanı bu mudur..
Bilmem
Sen söyle madem…
(02.12/18.05.10)
10 Mayıs 2010 Pazartesi
re-done
"birinin önce sizi çok sevip sonra hiçbirşey hissetmiyor hale gelmesi
beni hep hayrete düşürmüştür
bu durumda çok canım yanar
birinin beni terkedeceğini hissedersem
herşeyden önce davranırım
ve önce ben gidip ondan ayrılırım
işte bir tane daha
harcanmış bir aşk hikayesi daha
bu kez gerçekten çok sevmiştim oysa
birgün bir yerde karşılaşıp birbirimize yeni sevgililerimizi
tanıstıracağız
aramızda hiçbirşey olmamış gibi davranacağız
sonra birbirimizi daha az düşüneceğiz
daha az
ta ki
birbirimizi unutana dek
nerdeyse..
benim hikayem hep aynı..
...
hayatta bir an gelir ve bir ayrılık daha kaldıramayacağınızı hissedersiniz
ve o kişi çoğu zaman sinirinizi bozsada
zamanınızın yüzde 60 ında kızdırsada
onsuz yaşayamıyacağınızı anlarsınız
ve o kişi her sabah yüzünüze hapşırarak sizi uyandırsada
evet
onun hapşrklarını
başka herhangi birnin öpücüklerinden
daha çok sevebilirsiniz
.."
marion-2days in paris
beni hep hayrete düşürmüştür
bu durumda çok canım yanar
birinin beni terkedeceğini hissedersem
herşeyden önce davranırım
ve önce ben gidip ondan ayrılırım
işte bir tane daha
harcanmış bir aşk hikayesi daha
bu kez gerçekten çok sevmiştim oysa
birgün bir yerde karşılaşıp birbirimize yeni sevgililerimizi
tanıstıracağız
aramızda hiçbirşey olmamış gibi davranacağız
sonra birbirimizi daha az düşüneceğiz
daha az
ta ki
birbirimizi unutana dek
nerdeyse..
benim hikayem hep aynı..
...
hayatta bir an gelir ve bir ayrılık daha kaldıramayacağınızı hissedersiniz
ve o kişi çoğu zaman sinirinizi bozsada
zamanınızın yüzde 60 ında kızdırsada
onsuz yaşayamıyacağınızı anlarsınız
ve o kişi her sabah yüzünüze hapşırarak sizi uyandırsada
evet
onun hapşrklarını
başka herhangi birnin öpücüklerinden
daha çok sevebilirsiniz
.."
marion-2days in paris
5 Mayıs 2010 Çarşamba
16 Nisan 2010 Cuma
nasıl delirdim

(fotoğraf obenitto ya ithaf en dir)
çok enteresan bir rüya gördüm dün
böyle farklı bir ev
farklı bir yerdeyim
garip arkadaşlarım var bir grup
onların evi de yakın
kokulu rüyaydı ya
yazıyorum unutmayayım diye şimdi
evleri çok dağınıktı
çok katlıydı
bizimkide çok katlıydı
ama farklıydı
garip garip aile fertleri vardı
herkes uyuyordu
ben daha yeni dışarı çıkıyordum
babam tamam biz yukarıda uyuyoruz dedi
sanki benim eve ilk defa geldiğimin
bir tek o bilincindeydi
sessiz sessiz söylüyordu zaten
bana odamı gösterdi yukarıda böle bir baş hareketiyle
tamam dedim
iyi geceler dedim
çıktım
arkadaşlarımla buluştum
dışarı daydık ama salon gibi bir yerde
çok sıkıcıydı
ıslanmaması gereken mobilyalar ıslanır da
insanda böyle anlatmayı şuan
beceremediğim bir his bırakır ya
hani böyle
yanlış
içten içe bunu biliyorum ve hoşuma gitmiyor
ben gidiyorum diyorum
ama onlar kötü bir şeyler konuşuyorlar
bir şeyler planlıyorlar
ama çok kötü
ben arkamı dönüyorum gidiyorum
hepsi bana bakıyormuş gibi geliyor
hissediyorum
giriyorum eve
ama o ev benim değilmiş
bizimki değil yani
arkadaşın işte
geliyor peşimden diğerlerini bırakıp
yok olmaz söyleyemezsin diyor
olmaz söylemeliyim diyorum bende
izin veremem benim kız kardeşimin başı yanar
dedi
garipti
kız kardeşini rüyanın başında görmüştüm sanki
onu da tanımıyorum
ama arkadaşım
düşünüyorum genede olmaz diyorum
dönüyorum o orada kalıyor
endişeli bakıyor hissediyorum
ama gelmiyor peşimden
zaten benimde evden çıkabilitem yok
kendi evimi bulamıyorum
dönüyorum dönüyorum
gene o bahçedeyim
bir video çekmişler
onu oynuyor
ama onlar gülüyorlar konuşuyorlar
videoyu izliyorum
bir çocuk var
onlardan biri
bir şeyler anlatıyor
öyle oturmuş o koltukta
bu ne diyorum
ha bilmem ne yaptı onu diyorlar gülüyorlar
rahatsız oluyorum
videonun oynadığı sitede belli butonlar var onlara bakmak
istiyorum
bilgisayara eğilirken uyanıyorum
of
sen anlat be komşu
bu ney..
14 Nisan 2010 Çarşamba
Free me, leave me Watch me as I'm going down
ellerin kolların doluyken
sıcaktan başın dönerken
anahtarı çantanda bulamamak gibi
çantanı yere atıp eğildiğinde
başının zonklaması
ayaklarının yeter artık demesi gibi
anahtarı bulduğunda deliğe girmemesi
yamuk olması küfretmen kafanı çevirdiinde komsunun sana bakması gibi
eve çıkana kadar nefes nefese kalman çizmeleri çıkarana kadar herşeyinin dökülmesi
odana girdiğinde yatağının tepeleme doldurulmuş olmasını görmen
ve gözlerinin önünde kırmızı noktacıklar belirmesi gibi
sonra herşeyi yere atman
üstünü çıkarman iki pop yapıp
yığılman gibi
sonra 14 saat uyumak gibi
rüyalar görmek hatırlamamak 2 kere uyandırılmak
babanın elini alnında hissetmek gibi
kalkıp odanı toplamak gibi
veri kaydetmek gibi
mesela an be an ağlamak
an be an gülmek
oturmak
çay may
öyle bişey işte..
evet yazının parçası tahmin edilenin aksi değil:
k's choice-not an addict
sıcaktan başın dönerken
anahtarı çantanda bulamamak gibi
çantanı yere atıp eğildiğinde
başının zonklaması
ayaklarının yeter artık demesi gibi
anahtarı bulduğunda deliğe girmemesi
yamuk olması küfretmen kafanı çevirdiinde komsunun sana bakması gibi
eve çıkana kadar nefes nefese kalman çizmeleri çıkarana kadar herşeyinin dökülmesi
odana girdiğinde yatağının tepeleme doldurulmuş olmasını görmen
ve gözlerinin önünde kırmızı noktacıklar belirmesi gibi
sonra herşeyi yere atman
üstünü çıkarman iki pop yapıp
yığılman gibi
sonra 14 saat uyumak gibi
rüyalar görmek hatırlamamak 2 kere uyandırılmak
babanın elini alnında hissetmek gibi
kalkıp odanı toplamak gibi
veri kaydetmek gibi
mesela an be an ağlamak
an be an gülmek
oturmak
çay may
öyle bişey işte..
evet yazının parçası tahmin edilenin aksi değil:
k's choice-not an addict
12 Nisan 2010 Pazartesi
bu kadar zorlanıyorsan birşeyler ters gidiyor demektir.
ayaklarımdaki ıslaklığı hissettiğim için uyandım
deniz yükselmişti
parmak uçlarıma küçük küçük dalgalar vuruyordu
cnbce de bir kadın dünya piyasasını anlatıyordu
sarışındı ,takım elbiseliydi
alışkanlıktan elim kumandaya gitti
bütün kanallarda sağlık lı doktorlu programlar vardı
saat 8-9 civarı olmalıydı
sırt üstü dönüp ayaklarımı kendime çektim
elbisemin eteği ıslanmıştı
hafif rüzgarda ürperiyordum
ayaklarımın her hareketide kumda izlere yol açıyordu
güneş ısıtıyordu ama yakmıyordu
hayat fena değildi
güneş kağıttan bir çin lambasına dönüştü sonra
üstünde yeşil saz yaprakları vardı
hafif sararmıştı
ışık açık kalsınmı dedim babama
olur dedi
açık bırakıp kapıyı aralık bırakarak gitti
5 dakika sonra uyuduğumda gelip kapatmak üzere
ama bilmiyor
benim uykum kaçtı
sağa dönüp felix e sarıldım
yorgunuz dedi
yorgunuz dedim
mükemmel mavi gözlerini kıstı
bas şarkısına devam etti
eskiden plastik askerlerle küçük yarış arabaları barbie ler sindy lerle oynardı çocuklar
öncesinde legolar vardı
ben severdim yok
hala dururlar
dahasıda var
misketlerim vardı bir kavanoz dolusu
sıkılmadan saatlerce oynardım
ve biliyorum babamlarda mesela kursun askerlerle oynamıştır
belki
bunların hepsi
sararmış bir saz yapraklı güneşin altında olup bitmişti
üstünden tam 20 küsur yıl geçmişti
..
kısıtlı kelime tahammülü dür dedim dağarcık denen şey
..
unutmak istediğim anılarım olmayalı bir asır olmuştu sanki
bana üstüste hem itinayla sildiklerin hatırlatılmaya
çalışılmıştı
hemde yenileri eklenmişti
çok fazlaydı
o kadar fazlaydıki burnum kanıyordu
dudağımın kenarından ağzıma sızmaması için dua ediyordum
kan tadını neden bilmem hiç sevmiyorum.
...
...
...
...
neden sorusuna cevabı olmadığında insanın
ona buna değil ama
kendine
kötü oluyor
aklımda bir sahne var 1 aydır belki
bugün capcanlı ama
bir araba
ve durum
benim arabadan inişim yere düşüşüm
(aklıma stradivarius un mükemmel kaliteli etekler yaptığı anektodu)
beni ikna edişi
yere düşüşüm konusunda..
aklıyla övünenler hep en akılsız olanlar sanırım
ve benim aklım mükemmeldir.
..
..
..
bir ayna karşısında
kendimle 2 saat dansettikten sonra
farkettim kendimi
saçımı gözlerimi kaşlarımı
belimi
ellerimi
ilk defa
onlar gibi bakabildim sanırım
kendime
beğendim
beklemezdim.
..
.
aynaların mükemmel icatlar olduğuna karar verdikten sonra
sakız pazarlıklarına şahit oldum
ben aşağıda yürüyordum
hafif tökezliyordum
yukardan küçücük görünüyordum
aklımın bileğine bir ip bağlamışım
upuzun bir ip
ve salmışım gibi gökyüzüne hissediyordum
ipin diğer ucu bileğimde
ama her uçan balon efsanesi gibi
ya aklımda bir gün yüzüme patlayıp derimi
yakarsa diye korkuyordum içten içe
..
birde herkesin her şarkıcının
kendini dave gahan a benzetme çabasını
enteresan buluyordum
ama düşünüyorumda
erkek olsaydım bende isterdim o adama benzemek
belki çabalardım bile bunun için.
.
.
.
dövme dürtümün tavan dönemlerinde
insanları bir titanyum parçasıyla bu kadar şaşırtabiliyorsam
ellerimle neler yapabilirim in verdiği bir şımarıklık bu
biliyorum
saygı duyuyorum ama kendime
dedim yüksek sesle
..
..
ellerimin kollarımın titremesi geçti
yuvarlandım düştüm içime
tangır tungur
bomboş kupkuru
yumuşak kırmızı ve sıcakken hemde
şaşırdım ama ağlamadım yani
ellerim kocamandı
kabaydı
sıcaktı
dosttu
..
radyoda matt wertz den carolina çalıyordu
sesin döneminin huzur verdiğini farkettim
..
oturup düşünmeliydim
çalışmalıydım
çalışmak her zaman için aklıma sahip çıkmam demekti
öncesinde biraz temizlenmem gerektiğine karar verdim
bir ömür sucuklu yumurta yapabilirdim mesela ben
beğendiği sürece sıkılmazdım
kalmamın tek sebebide bu olurdu
belki
artık bunu bilemeyeceksiniz hiçbir zaman küçük hanım
dedi ses
ses filminin boşuğunun iki mükemmel görünüşlü
başrol oyuncusunun kör edişiyle saklanabilme ihtimali
varmıydı?
yoktu işte
olmamış ı-ıh
...
...
...
...
...
...
...
...
..
.
.
hayatımın 8,753.94üncü gününde
belki hala ne istediğimi bilmeye
hemde hiç yakın değildim
ama ne istemediğimden emin gibiydim
o yüzden
anladım ki
neden sorusunun cevabı
en çok kendime veremediğimde değerliydi
kumda ne kadar çok ayakizi bıraksamda
elbiselerimin kum ve tuzlu su olması umrumda
olmasada
ben hep aynı rüyadan aynı tebessümle uyansamda
istediğim daha fazlası
daha farklısı
neden burdayım peki hala
bilmiyorum
ama neden kalıyorum peki diye
sorduğumda
aklıma bir ne demiş atalarımız
geliyor
ki o
kediyi merak öldürürmüş
birde
cevapsız kalırsa hep aklıma takılır değil mi
geçemem
gidemem
stradivarius un yaptığı mükemmel etekler gibi olsun istemiyorum bu sefer
ben üstüne mumu döküp
damgayı basıcam..
di end
EMF-unbelievable
nickelback-how you remind me
patrick nuo-too late
mute math-typical
deniz yükselmişti
parmak uçlarıma küçük küçük dalgalar vuruyordu
cnbce de bir kadın dünya piyasasını anlatıyordu
sarışındı ,takım elbiseliydi
alışkanlıktan elim kumandaya gitti
bütün kanallarda sağlık lı doktorlu programlar vardı
saat 8-9 civarı olmalıydı
sırt üstü dönüp ayaklarımı kendime çektim
elbisemin eteği ıslanmıştı
hafif rüzgarda ürperiyordum
ayaklarımın her hareketide kumda izlere yol açıyordu
güneş ısıtıyordu ama yakmıyordu
hayat fena değildi
güneş kağıttan bir çin lambasına dönüştü sonra
üstünde yeşil saz yaprakları vardı
hafif sararmıştı
ışık açık kalsınmı dedim babama
olur dedi
açık bırakıp kapıyı aralık bırakarak gitti
5 dakika sonra uyuduğumda gelip kapatmak üzere
ama bilmiyor
benim uykum kaçtı
sağa dönüp felix e sarıldım
yorgunuz dedi
yorgunuz dedim
mükemmel mavi gözlerini kıstı
bas şarkısına devam etti
eskiden plastik askerlerle küçük yarış arabaları barbie ler sindy lerle oynardı çocuklar
öncesinde legolar vardı
ben severdim yok
hala dururlar
dahasıda var
misketlerim vardı bir kavanoz dolusu
sıkılmadan saatlerce oynardım
ve biliyorum babamlarda mesela kursun askerlerle oynamıştır
belki
bunların hepsi
sararmış bir saz yapraklı güneşin altında olup bitmişti
üstünden tam 20 küsur yıl geçmişti
..
kısıtlı kelime tahammülü dür dedim dağarcık denen şey
..
unutmak istediğim anılarım olmayalı bir asır olmuştu sanki
bana üstüste hem itinayla sildiklerin hatırlatılmaya
çalışılmıştı
hemde yenileri eklenmişti
çok fazlaydı
o kadar fazlaydıki burnum kanıyordu
dudağımın kenarından ağzıma sızmaması için dua ediyordum
kan tadını neden bilmem hiç sevmiyorum.
...
...
...
...
neden sorusuna cevabı olmadığında insanın
ona buna değil ama
kendine
kötü oluyor
aklımda bir sahne var 1 aydır belki
bugün capcanlı ama
bir araba
ve durum
benim arabadan inişim yere düşüşüm
(aklıma stradivarius un mükemmel kaliteli etekler yaptığı anektodu)
beni ikna edişi
yere düşüşüm konusunda..
aklıyla övünenler hep en akılsız olanlar sanırım
ve benim aklım mükemmeldir.
..
..
..
bir ayna karşısında
kendimle 2 saat dansettikten sonra
farkettim kendimi
saçımı gözlerimi kaşlarımı
belimi
ellerimi
ilk defa
onlar gibi bakabildim sanırım
kendime
beğendim
beklemezdim.
..
.
aynaların mükemmel icatlar olduğuna karar verdikten sonra
sakız pazarlıklarına şahit oldum
ben aşağıda yürüyordum
hafif tökezliyordum
yukardan küçücük görünüyordum
aklımın bileğine bir ip bağlamışım
upuzun bir ip
ve salmışım gibi gökyüzüne hissediyordum
ipin diğer ucu bileğimde
ama her uçan balon efsanesi gibi
ya aklımda bir gün yüzüme patlayıp derimi
yakarsa diye korkuyordum içten içe
..
birde herkesin her şarkıcının
kendini dave gahan a benzetme çabasını
enteresan buluyordum
ama düşünüyorumda
erkek olsaydım bende isterdim o adama benzemek
belki çabalardım bile bunun için.
.
.
.
dövme dürtümün tavan dönemlerinde
insanları bir titanyum parçasıyla bu kadar şaşırtabiliyorsam
ellerimle neler yapabilirim in verdiği bir şımarıklık bu
biliyorum
saygı duyuyorum ama kendime
dedim yüksek sesle
..
..
ellerimin kollarımın titremesi geçti
yuvarlandım düştüm içime
tangır tungur
bomboş kupkuru
yumuşak kırmızı ve sıcakken hemde
şaşırdım ama ağlamadım yani
ellerim kocamandı
kabaydı
sıcaktı
dosttu
..
radyoda matt wertz den carolina çalıyordu
sesin döneminin huzur verdiğini farkettim
..
oturup düşünmeliydim
çalışmalıydım
çalışmak her zaman için aklıma sahip çıkmam demekti
öncesinde biraz temizlenmem gerektiğine karar verdim
bir ömür sucuklu yumurta yapabilirdim mesela ben
beğendiği sürece sıkılmazdım
kalmamın tek sebebide bu olurdu
belki
artık bunu bilemeyeceksiniz hiçbir zaman küçük hanım
dedi ses
ses filminin boşuğunun iki mükemmel görünüşlü
başrol oyuncusunun kör edişiyle saklanabilme ihtimali
varmıydı?
yoktu işte
olmamış ı-ıh
...
...
...
...
...
...
...
...
..
.
.
hayatımın 8,753.94üncü gününde
belki hala ne istediğimi bilmeye
hemde hiç yakın değildim
ama ne istemediğimden emin gibiydim
o yüzden
anladım ki
neden sorusunun cevabı
en çok kendime veremediğimde değerliydi
kumda ne kadar çok ayakizi bıraksamda
elbiselerimin kum ve tuzlu su olması umrumda
olmasada
ben hep aynı rüyadan aynı tebessümle uyansamda
istediğim daha fazlası
daha farklısı
neden burdayım peki hala
bilmiyorum
ama neden kalıyorum peki diye
sorduğumda
aklıma bir ne demiş atalarımız
geliyor
ki o
kediyi merak öldürürmüş
birde
cevapsız kalırsa hep aklıma takılır değil mi
geçemem
gidemem
stradivarius un yaptığı mükemmel etekler gibi olsun istemiyorum bu sefer
ben üstüne mumu döküp
damgayı basıcam..
di end
EMF-unbelievable
nickelback-how you remind me
patrick nuo-too late
mute math-typical
11 Nisan 2010 Pazar
5 Nisan 2010 Pazartesi
isim rehberi
parçalı bulutlu bir haftanın ardından
basbaya fırtınalı bir haftasonu geldi
yelkenimde kocaman bir delik oldu hatta
ben onu tutup bağlamak için bir şeyler aramaya çalışırken
yağmur inadıma inadıma
ucuz türk filmlerindeki yağmur niyetine
o kova kova atılan su öbekleri
gibi yüzümdeydi..
ve sonun da bende her asil kaptan gibi
filikayı indirip kaçmak yerine
(hayalimdeki tekne daha çok güzel bir yat o yüzden filika demek doğru olmaz evet
neyse)
kamaranın üstüne uzanıp dalgalarla
karışık yağmurun beni dövmesine izin verdim
kopuk bez parçası ıslıklar çalarak yüzümü yalıyordu
an be an yaklaşıp güzel yüzümü parçalayacak
bu hikayede böyle bitecekti
derken bir el kolumdan tutup içeri çekti beni
hatta şaşkınlıktan "noluyo be?!" bile demiş olabilirim
belki o da "sus be!!"
sonra kocaman bir iğne çıkardı
iğne o kadar büyüktüki iplik yerine halat geçiriliyordu
deliğinden
yırtık yelkenin iki ucunu birleştirdi ve kocaman
iğneyle dikmeye başladı
dikiş konusundaki beceriksizliği ellerinin
batan iğneden kan revan içinde kalmasından belliydi
ama çabuk olduğu kesindi
dikişini bitirip güzel bir gemici düğümü attı
ve yelkeni sabitleyip içeri geldi
napıyorsun sen dedi sessiz bakarak
olmadı bıraktım bende dedim bende aynı şekilde
olmaz dedi
bırakamazsın
inatlaştım kaşlarımı çattım
Olur!
deniz kızdı bana
kocaman bir dalga vurdu soldan
tökezledim düşer gibi oldum
tuttu beni
her elini bıraktığımda düşecek misin böyle?
düşmüyordum ki ben! tökezledim sadece
gemiyi kıyıya yanaştırdım
güvenli bir açıklıkta demir attım
yüzerek sahile çıktım
inadına botuna binmedim
peşimden geldi
son dedik
öpüştük barıştık
gökyüzü açıldı hemen
kova kova su atmaktan yorulmuş adamlar işi bırakıp gitti
kumsalda uzandık güneşte kuruduk
tek şartım var dedim
söyle dedi
kabul mü? dedim
kabul..bilmeden kabul dedi.
şartımı söyleyince gülümsedi.
yıllar önce bir çocuk evlat edinmiştim
güvenini kazanmıştım
beslemiştim giydirmiştim
sonrada sokağa atmıştım.
bugün bir çocuk evlendirmemin sebebi buydu belki
o uyudu
benim aklıma kediler geldi
kedilerin güvenini kazanıp bırakmak
uyurken baktım yüzüne
bir kabus görüyordu
kaşları çatılmıştı
ona güvenmiyorum dedim içimden
güvenirsem kuyruğuma kız kaçıran bağlar..
basbaya fırtınalı bir haftasonu geldi
yelkenimde kocaman bir delik oldu hatta
ben onu tutup bağlamak için bir şeyler aramaya çalışırken
yağmur inadıma inadıma
ucuz türk filmlerindeki yağmur niyetine
o kova kova atılan su öbekleri
gibi yüzümdeydi..
ve sonun da bende her asil kaptan gibi
filikayı indirip kaçmak yerine
(hayalimdeki tekne daha çok güzel bir yat o yüzden filika demek doğru olmaz evet
neyse)
kamaranın üstüne uzanıp dalgalarla
karışık yağmurun beni dövmesine izin verdim
kopuk bez parçası ıslıklar çalarak yüzümü yalıyordu
an be an yaklaşıp güzel yüzümü parçalayacak
bu hikayede böyle bitecekti
derken bir el kolumdan tutup içeri çekti beni
hatta şaşkınlıktan "noluyo be?!" bile demiş olabilirim
belki o da "sus be!!"
sonra kocaman bir iğne çıkardı
iğne o kadar büyüktüki iplik yerine halat geçiriliyordu
deliğinden
yırtık yelkenin iki ucunu birleştirdi ve kocaman
iğneyle dikmeye başladı
dikiş konusundaki beceriksizliği ellerinin
batan iğneden kan revan içinde kalmasından belliydi
ama çabuk olduğu kesindi
dikişini bitirip güzel bir gemici düğümü attı
ve yelkeni sabitleyip içeri geldi
napıyorsun sen dedi sessiz bakarak
olmadı bıraktım bende dedim bende aynı şekilde
olmaz dedi
bırakamazsın
inatlaştım kaşlarımı çattım
Olur!
deniz kızdı bana
kocaman bir dalga vurdu soldan
tökezledim düşer gibi oldum
tuttu beni
her elini bıraktığımda düşecek misin böyle?
düşmüyordum ki ben! tökezledim sadece
gemiyi kıyıya yanaştırdım
güvenli bir açıklıkta demir attım
yüzerek sahile çıktım
inadına botuna binmedim
peşimden geldi
son dedik
öpüştük barıştık
gökyüzü açıldı hemen
kova kova su atmaktan yorulmuş adamlar işi bırakıp gitti
kumsalda uzandık güneşte kuruduk
tek şartım var dedim
söyle dedi
kabul mü? dedim
kabul..bilmeden kabul dedi.
şartımı söyleyince gülümsedi.
yıllar önce bir çocuk evlat edinmiştim
güvenini kazanmıştım
beslemiştim giydirmiştim
sonrada sokağa atmıştım.
bugün bir çocuk evlendirmemin sebebi buydu belki
o uyudu
benim aklıma kediler geldi
kedilerin güvenini kazanıp bırakmak
uyurken baktım yüzüne
bir kabus görüyordu
kaşları çatılmıştı
ona güvenmiyorum dedim içimden
güvenirsem kuyruğuma kız kaçıran bağlar..
2 Nisan 2010 Cuma
ateşte kalan ayı ne yapar?
bir zamanlar bir ayıyla tanışmıştım
bana köprüyü geçene kadar dayı demişti.
bana köprüyü geçene kadar dayı demişti.
re-offender
"bende şimdi tam seni arıyordum"
"bende tam şimdi seni düşünüyordum"
gibi cümlelerdeki hep bir 'an' önce davranan kişi olmaktan
sıkıldığımdan mı
yoksa sadece sıkıldığımdan mı bilmiyorum ama bugün moralim bozuktu epey
hayır bunu söylemekten mi usanmıyorsunuz nedir
utanır insan
hırs yapar
bu sefer bu cümleyi ben ona kurduracağım! der
bir misyonu vizyonu ne bileyim bir boku olur
bu kadar mı
teknolojinin son nimeti telefonumun bozulmasını bile diledim bir an sanırım
belki bezmişliğimin
dün birinci köprüyü 4 kere geçmiş olmamlada alakası vardı
tam bilemiyorum
ama sonuçta
eldeki ben buydum yani
hırçın
gülümseyerek sizi yakınına çekip
güvenli mesafeyi aştığınız an tırmalayacak..
çoğu inananın aksine ben insanın toplum dışındada yaşayabileceğine inanıyorum.
sanırım
bilmem..
special offer:
b:
ıyıde sen bu dunyadan değil sin zaten
sorun bu
=)
takma kafana
b:
taktıkca daha beter olur
d:
evet evime geri dönmek için bozulan uzay gemimi tamir etmeye çalışıyorum
bitsin gidicem
b:
hehe...
--
"bende tam şimdi seni düşünüyordum"
gibi cümlelerdeki hep bir 'an' önce davranan kişi olmaktan
sıkıldığımdan mı
yoksa sadece sıkıldığımdan mı bilmiyorum ama bugün moralim bozuktu epey
hayır bunu söylemekten mi usanmıyorsunuz nedir
utanır insan
hırs yapar
bu sefer bu cümleyi ben ona kurduracağım! der
bir misyonu vizyonu ne bileyim bir boku olur
bu kadar mı
teknolojinin son nimeti telefonumun bozulmasını bile diledim bir an sanırım
belki bezmişliğimin
dün birinci köprüyü 4 kere geçmiş olmamlada alakası vardı
tam bilemiyorum
ama sonuçta
eldeki ben buydum yani
hırçın
gülümseyerek sizi yakınına çekip
güvenli mesafeyi aştığınız an tırmalayacak..
çoğu inananın aksine ben insanın toplum dışındada yaşayabileceğine inanıyorum.
sanırım
bilmem..
special offer:
b:
ıyıde sen bu dunyadan değil sin zaten
sorun bu
=)
takma kafana
b:
taktıkca daha beter olur
d:
evet evime geri dönmek için bozulan uzay gemimi tamir etmeye çalışıyorum
bitsin gidicem
b:
hehe...
--
30 Mart 2010 Salı
25 Mart 2010 Perşembe
nefesim

lisede derste birşey için ağlamaklı olmuştum
o zamanki future boyfriend im de
inanmayın hocam bunlar timsah gözyaşları demişti
çok kızmıştım
belkide ondan sonra onunla çıkmayı kabul ettim
onun içinde pek hayırlı bir ilişki olmadı hiçbirzaman zaten
neyse
konu şu ki sonradan aklım biraz daha ermeye başlayıncada bu anı üzerine düşündüm
belkide bu kadar kızmamın sebebi onun haklı olduguna inanmamdı içten içe
bizim ailede ailenin kadınları ağlamaz
ağlamak zayıflık olarak görülür
bilmiyorum
ananemde böyleydi
annemde
ananemin anneside böyleymiş sanırım
babaneminde pek ağladığını hatırlamıyorum
ve bu özellik direk bnmde damarlarıma geçmişti işte
kısa hayatımın uzun bir döneminde ağlamayı zayıflık olarak gördüm
hem kendi adıma hem diğer insanlar adına
hala çok rahat hissetmem kendimi
ama çok yol katettim diyebilirim kesinlikle
hatta
"anne ben suluzırtlak oldum.."
o zamanki göz yaşlarım belki timsah gözyaşlarıydı evet
ama ondan sonra mesela üniversite 2 de bir kere ağladığımı hatırlıyorum
içim dışıma çıkana kadar
sabaha kadar
saatlerce
gözlerimi açamıyacak kadar 3 gün mesela
korkunç bir anı
ama değen bir konuydu o tartışmasız..
kuşkusuz benzer birçok ağlama nöbetimde olmuştur
ama bugün farklıydı
amacım sadece bir dilim ekmek almaktı ilacı aç karna içme dedi diye adam.
mutfağa gittim
ekmeği kemirirken su koymayı düşündüm
bardağı dolaptan çıkardım
ne telefon konuşmamı düşünüyordum
ne kendimi bok gibi hasta hissetmemi
hepsini özenle atmıştım kafamdan
çünkü ben inanırımki pozitif olmak hertürlü hastalığın daha kolay geçmesi için bir şart!
derken
hepsi bir anda nüfuz etti beynime
sanki araya koyduğum kapı kırılmıştı
ve karanlıkla beraber içeri doluşuyorlardı
bardağı tezgaha bırakıp buzdolabına yöneldim
neden yaptığımı bilmeden
yanındaki duvara ve dolaba yaslandım
ve ağlamaya başladım
ama bu kadar histerik ve sarsılarak
bir yandan garip bir akıp gitme hissi
bir yandan o tanıdık
ardından hepsinin baş ağrısıyla geri döneceğini
bilmenin mutsuzluğu
olduğum yere yığıldım
kıvrıldım
ve karnımdaki ağrı bana soğuk taşta yattığımı ve hemen tuvalete gitmezsem
mutfağa yakışmayan sahnelere imza atacağımı açık
bir şekilde belirtene kadar da
tabiri caizse hönküre hönküre ağladım
sesim hala kısık olmasa
daha güzel hönkürürdüm ama bu da birşey.
ağlamaya değebilecek tek insanın kendim olduğumu bildiğimden içim o yönden pek acımadı..
sonra babam aradı
eve geliyormuş
birşey istiyormuyum diye sormak için aramış
hayır dedim
ben ilacımı aldım çıkıp
"tamam..sen iyi olduğuna eminmisin?"
".."
"alo?"
"baba..."
"cnm?"
"iyiyim ben bişeyde istemiyorum gel sen"
"tamam görüşürüz öptüm"
............................................................
yüzümü yıkadım
gözlerim kıpkırmızı..
-hastalığın tricky yanı
böyle daral anlarında dışarı çıkıp boş boş yürüyüp düşünemememi
yada boş boş araba kullanıp düşünmememi elimden alması
ondan oluyor bunlar
iyi bakmalı kişi kendine
iyi..
senin gibi kaçı cebimde..
kimki bana desin
sen kolay vazgeçen birisin
gerçekten güzel bir kavgaya hazır demektir
değilim
ben çok uğraşırım
yarışları sevmememe rağmen 2 yıl yüzdüm yarışlarda
takım oyunundan nefret etmeme rağmen voleybol takımında oynadım ortaokulda
yıllarca olmadığım biri gibi bile davrandım mesela
iyi birşeyler bozulmasın diye
ama herşey bir yere kadar
ve o biryere geldiğimde de şunu gördüm
çok az insan olmalı bnm gibi kolay vazgeçmeyen
çünkü karşılaşamadım şimdiye kadar bile bir tanesiyle
sadece
bir avuç zavallı
bnm gitmeye çalışmaları vazgeçme sanıp kendi korkaklıklarını görmeyen..
işin aslı öyle değilmiş ama dimi?
değilmiş evet.
yazının parçasımı ne
hemen söyliyim
glen hansard-when your mind's made up
sen kolay vazgeçen birisin
gerçekten güzel bir kavgaya hazır demektir
değilim
ben çok uğraşırım
yarışları sevmememe rağmen 2 yıl yüzdüm yarışlarda
takım oyunundan nefret etmeme rağmen voleybol takımında oynadım ortaokulda
yıllarca olmadığım biri gibi bile davrandım mesela
iyi birşeyler bozulmasın diye
ama herşey bir yere kadar
ve o biryere geldiğimde de şunu gördüm
çok az insan olmalı bnm gibi kolay vazgeçmeyen
çünkü karşılaşamadım şimdiye kadar bile bir tanesiyle
sadece
bir avuç zavallı
bnm gitmeye çalışmaları vazgeçme sanıp kendi korkaklıklarını görmeyen..
işin aslı öyle değilmiş ama dimi?
değilmiş evet.
yazının parçasımı ne
hemen söyliyim
glen hansard-when your mind's made up
24 Mart 2010 Çarşamba
istanbulda ev kedisi olmanın getirileri götürüleri
dün elimde bir buket papatya vardı
papatyaları sevmem
yani buket hallerini
aklımda hep üstlerinde uçuşan arılardan korkmadan
aralarına uzanmak vardır bir papatya tarlasında
onları tarlalarda seviyorum evet
o garip aromalı kokularını
bana hep 5 yaşımda yada daha küçükken annemin
saçıma sürdüğü papatya suyunu ve akçabük ü hatırlatan
resimlerden belki belki hafızamdan
hatıralar güneşten sararmış gibi
yada o zamanlar güneş farklıydı
koku dışında yüzümü gömmek istiyorum
küçük tüylü saplarına taç yapraklarına
evet tarlanın ortasına yatıp şımarmak sadece papatyanın kokusunu değil
toprağın otların kokusunuda almak istiyorum.
koparmadan
sadece belki biraz ezerek..
genede buket hoştu
evet buket hallerini sevmesemde beni bir anlığına
bu düşüncelere götürmüştü
yeterli.
sonra unuttum buketi
aklım fikrim sesimdeydi
giden gelen sesim.
yokluğuna alışmaktan korktuğum sesim
ama önemli değildi aslında
o kadar güzel değildi
ve ben suskunkende teklikeliydim..
köprüden dönerken bakışlarımı ışıklara kaldırdım
sıra sıra yol ışıklarına bazıları yanmıyordu bazılarının sadece teki
uzun yolculuklarımız geldi aklıma
hep böyle yollar ve kimseyi tanımadığım şehirlerden geçişlerim
sadece yola ait hissetmek kendini
ama ne kadar enteresandı tanıdığın bildiğin şehirde bunu hissetmek
bunu yapabildiğim için tebrik ettim kendimi
bence bu bir başarıydı.
papatyaları sevmem
yani buket hallerini
aklımda hep üstlerinde uçuşan arılardan korkmadan
aralarına uzanmak vardır bir papatya tarlasında
onları tarlalarda seviyorum evet
o garip aromalı kokularını
bana hep 5 yaşımda yada daha küçükken annemin
saçıma sürdüğü papatya suyunu ve akçabük ü hatırlatan
resimlerden belki belki hafızamdan
hatıralar güneşten sararmış gibi
yada o zamanlar güneş farklıydı
koku dışında yüzümü gömmek istiyorum
küçük tüylü saplarına taç yapraklarına
evet tarlanın ortasına yatıp şımarmak sadece papatyanın kokusunu değil
toprağın otların kokusunuda almak istiyorum.
koparmadan
sadece belki biraz ezerek..
genede buket hoştu
evet buket hallerini sevmesemde beni bir anlığına
bu düşüncelere götürmüştü
yeterli.
sonra unuttum buketi
aklım fikrim sesimdeydi
giden gelen sesim.
yokluğuna alışmaktan korktuğum sesim
ama önemli değildi aslında
o kadar güzel değildi
ve ben suskunkende teklikeliydim..
köprüden dönerken bakışlarımı ışıklara kaldırdım
sıra sıra yol ışıklarına bazıları yanmıyordu bazılarının sadece teki
uzun yolculuklarımız geldi aklıma
hep böyle yollar ve kimseyi tanımadığım şehirlerden geçişlerim
sadece yola ait hissetmek kendini
ama ne kadar enteresandı tanıdığın bildiğin şehirde bunu hissetmek
bunu yapabildiğim için tebrik ettim kendimi
bence bu bir başarıydı.
obez dünyanın atleti.
uyumun çok göreceli olduğunu anlayabilmek için
roket mühendisi olmaya gerek yok sanırım
o yüzden uyumlu olmadığımı biliyorum gibi bir
başlangıç hoşuma gitmedi
tam parmaklarımın ucundan dökülüyorduki değiştirip
böyle başlamayı tercih ettim.
bu öyle bir kelime değil başka birşey
bulamadım..
biraz fotoğraf çekmek istedim bugün
biraz yaratıcı hissettim kendimi
aklımda kareler vardı
onu tamamlayan çizgilerde parmaklarımın arasındaki
kalemin ucundaydı
ama kalkamadım yerimden nedense..
farklı bir cinsiyetle hayatımı merak ettim dün
meşhur cümle
"ben olsaydım"
ama değildim
ve bu halimle elimden gelenin en iyisini yapmalıydım
so did I..
şimdiye kadar yaptıklarıma bakmak için geri döndüm
pek de iyi gözükmüyordu
yağış vardı geçtiğim toprak yollarda ve
yolu çamur yapmakla kalmayıp birde
yere vuran damlaların kaldırdığı toz
hiçbirşeyi görmeme izin vermiyordu..
rüzgarda cabası
yüzüme vuran kumlar canımı yakıp gözlerimi yaşartırken
tam birşey söyleyecektim ağzımada doluştular..
susturdular beni
neyse dedim içimden
zaten sesim çıkmıyordu.
iyi göremesemde aradan seçtiklerim vardı birşeyler
ama çok çok küçükken anlamıştım ben aslında
birşeyler ters gidiyorsa bunu gören tek kişi olamazdı insan
herkes farkındaydı aslında
ama kimse birşey demezdi
susmak güvenli ve kolaydı
ben küçük ve aptaldım
bunuda kendi kendime
yaşayarak öğrendim.
derler ama insana
sorarlar yani
o bu başka bir insan değil
kafasındaki sesler
sorarlar
derler
neden diye
madem ki biliyorsun
neden devamlı bunu yapıyorsun?
cevap basit:
...................
noktaları doldurmak istedim gerçekten ama
benim kafamda çok basit olan cevabı anlatabilecek kadar
basit kelimeler yok sanırım henüz dünya üzerinde
gözlerime bakarsanız belki
anlayabilirsiniz
ancak..
roket mühendisi olmaya gerek yok sanırım
o yüzden uyumlu olmadığımı biliyorum gibi bir
başlangıç hoşuma gitmedi
tam parmaklarımın ucundan dökülüyorduki değiştirip
böyle başlamayı tercih ettim.
bu öyle bir kelime değil başka birşey
bulamadım..
biraz fotoğraf çekmek istedim bugün
biraz yaratıcı hissettim kendimi
aklımda kareler vardı
onu tamamlayan çizgilerde parmaklarımın arasındaki
kalemin ucundaydı
ama kalkamadım yerimden nedense..
farklı bir cinsiyetle hayatımı merak ettim dün
meşhur cümle
"ben olsaydım"
ama değildim
ve bu halimle elimden gelenin en iyisini yapmalıydım
so did I..
şimdiye kadar yaptıklarıma bakmak için geri döndüm
pek de iyi gözükmüyordu
yağış vardı geçtiğim toprak yollarda ve
yolu çamur yapmakla kalmayıp birde
yere vuran damlaların kaldırdığı toz
hiçbirşeyi görmeme izin vermiyordu..
rüzgarda cabası
yüzüme vuran kumlar canımı yakıp gözlerimi yaşartırken
tam birşey söyleyecektim ağzımada doluştular..
susturdular beni
neyse dedim içimden
zaten sesim çıkmıyordu.
iyi göremesemde aradan seçtiklerim vardı birşeyler
ama çok çok küçükken anlamıştım ben aslında
birşeyler ters gidiyorsa bunu gören tek kişi olamazdı insan
herkes farkındaydı aslında
ama kimse birşey demezdi
susmak güvenli ve kolaydı
ben küçük ve aptaldım
bunuda kendi kendime
yaşayarak öğrendim.
derler ama insana
sorarlar yani
o bu başka bir insan değil
kafasındaki sesler
sorarlar
derler
neden diye
madem ki biliyorsun
neden devamlı bunu yapıyorsun?
cevap basit:
...................
noktaları doldurmak istedim gerçekten ama
benim kafamda çok basit olan cevabı anlatabilecek kadar
basit kelimeler yok sanırım henüz dünya üzerinde
gözlerime bakarsanız belki
anlayabilirsiniz
ancak..
22 Mart 2010 Pazartesi
günlerden bugün
eskiden yani bugünden daha eski günlerde
hiçbir iş yapamasam da her zaman sinemalardaki
"üçüncü salonumuzdaki filmimiz başlamak üzeredir"
anonsunu yapan kadın olup hayatımı sürdürebileceğimi düşünürdüm.
sonra dijital ses kayıtları biraz şevkimi kırdı evet ama
genede benim için umutlar tükenmemişti
bugüne kadar..
herkes gibi yada neyse bilmediğim şeyler hakkında konuşmayı sevmem
herkes gibi demeyelimde illaki benim gibi düşünen birileri olmuştur diyelim
neyse
düşünürdüm
bir gün uyandığımda görmeyeceğimi yada duymayacağımı
hatta ve hatta daha sık düşündüğüm sesimin olmayacağıydı
ama dünya çapında ünlü bir ses sanatçısı olmadığımdan bu uykularımı
kaçırmıyordu
sadece arada sırada düşündüğüm birşey
nerden bilebilirdim bir gün bunun olacağını
hemde öyle 7-8 saatlik deliksiz bir uykunun ardından değil
yarım saat gibi kısa bir süre zarfında
basbaya uyanık çizim başındayken.
gününe normal başlayan sesim
evet tam yarım saat içinde beni terketmeyi uygun görmüştü.
şaşkınlığım görülmeye değerdi sanırım
çünkü çok şaşırmam(alkışlar)
yoktu işte
yıllardır her günümü birlikte geçirdiğim sesimin yerinde
yeller esiyordu.
benki bu yaşına kadar soğuk algınlığından dahi sesi kısılmamış insan
tek bir tonlamada bile bulunamıyordu.
felix de şaşırdı bu duruma
bir süre hafif hırıltılar hatta hışırtılar çıkarmama baktı
ilk anlar acaba konusamıyorum değil de duyamıyor muyum diye bile düşündüm
ama bir kaç parmak şıklatması oraya buraya tıklatma girişiminden sonra
duyabildiğimi farkettim
perfectly!
ama giden sesim dönmek bilmiyordu
ve soğuk kanlılığımıda kaybetmeye başlamıştım
2 telefon görüşmesi yaptım
ikisindede biraz duyulurken sesim 1-2 saat içinde ben bile
duyamaz hale gelmiştim tamamen.
sonunda savaşmayı bıraktım
napalım
insanlar benim sesim gibi bir şanstan
yaşama sebebinden mahrum kalacaklardı artık
doktora gitmem teklif edildi
doktora gitmem gerekirken salladığım onca diğer sebebi
düşününce suskunluğum bunların arasında çok önemsiz geldi
bende kocakarı tekniklerine döndüm
ıhlamur
ballı ıhlamur
ballı limonlu ıhlamur
kuşburnu(bir işe yarayıp yaramadığını bildiğimden değil
dolapta görünce canım çekti diye)
sadece miğdeme iyi geleceğini bilsemde nane limon.
çay
yeşil çay
limonlu yeşil çay gibi
astronomik bir sıvı tüketiminin ve beraberinde
sadece ağzım tatlansın diye(!) bir dizi çilekli strepsils in
ardından artık işlevini zorlayan tek yerim
ses tellerim ve boğazım değil mesanemde olmuştu.
hemde baharda kuşlar gibi cıvıldayan sesime kavuşmamada herhangi
bir katkısı olmamıştı bu çılgın tüketimin.
tuvaletle vedalaştıktan sonra
neyse ne diyerek(içimden) gidip bir nescafe yaptım kendime
hemde süt tozlu yada soğuk sütle falan değil
sütümü de cezvede ısıtarak
tam ah sen kahve sevmezsinki diye düşünürken gözüm süte
takılmasınmı
ve bala tabii
bir de ballı süt içtim..
neyse
bu kadar saatlik çabanın ardından
sonuca geleyim değil mi
".................................................."
ben bir çığlık attım aslında ama ben dahil kimse duymadı bunu
emin olabilirsiniz
neyse
sonunda boşverdim
çünkü biliyorumki elimizden gelen pek az şey
ve elimizde olmayan oldukça çok şey var
bende elimde olmayan şeyleri(genel aptal insanlar gibi)
görmeyi sevmediğimden bu duruma zorlansamda sırtımı dönüyorum
ve çizimime devam ediyorum.
iyiki mimarlığı bitirmişim
şimdi bu halde "üçüncü salonumuzdaki filmimiz başlamak üzeredir"
demem biraz zor olurdu.aç kalırdım valla.
hem iç sesim gelişti mesela bu sayede
kendi kendimle zaman geçirdim vb vb
hepsi yaklaşık 5 saatte oldu
düşünsenize bu böyle 3 gün sürse
bütün dünya problemlerine çözüm bulabilirim!
yey!
hiçbir iş yapamasam da her zaman sinemalardaki
"üçüncü salonumuzdaki filmimiz başlamak üzeredir"
anonsunu yapan kadın olup hayatımı sürdürebileceğimi düşünürdüm.
sonra dijital ses kayıtları biraz şevkimi kırdı evet ama
genede benim için umutlar tükenmemişti
bugüne kadar..
herkes gibi yada neyse bilmediğim şeyler hakkında konuşmayı sevmem
herkes gibi demeyelimde illaki benim gibi düşünen birileri olmuştur diyelim
neyse
düşünürdüm
bir gün uyandığımda görmeyeceğimi yada duymayacağımı
hatta ve hatta daha sık düşündüğüm sesimin olmayacağıydı
ama dünya çapında ünlü bir ses sanatçısı olmadığımdan bu uykularımı
kaçırmıyordu
sadece arada sırada düşündüğüm birşey
nerden bilebilirdim bir gün bunun olacağını
hemde öyle 7-8 saatlik deliksiz bir uykunun ardından değil
yarım saat gibi kısa bir süre zarfında
basbaya uyanık çizim başındayken.
gününe normal başlayan sesim
evet tam yarım saat içinde beni terketmeyi uygun görmüştü.
şaşkınlığım görülmeye değerdi sanırım
çünkü çok şaşırmam(alkışlar)
yoktu işte
yıllardır her günümü birlikte geçirdiğim sesimin yerinde
yeller esiyordu.
benki bu yaşına kadar soğuk algınlığından dahi sesi kısılmamış insan
tek bir tonlamada bile bulunamıyordu.
felix de şaşırdı bu duruma
bir süre hafif hırıltılar hatta hışırtılar çıkarmama baktı
ilk anlar acaba konusamıyorum değil de duyamıyor muyum diye bile düşündüm
ama bir kaç parmak şıklatması oraya buraya tıklatma girişiminden sonra
duyabildiğimi farkettim
perfectly!
ama giden sesim dönmek bilmiyordu
ve soğuk kanlılığımıda kaybetmeye başlamıştım
2 telefon görüşmesi yaptım
ikisindede biraz duyulurken sesim 1-2 saat içinde ben bile
duyamaz hale gelmiştim tamamen.
sonunda savaşmayı bıraktım
napalım
insanlar benim sesim gibi bir şanstan
yaşama sebebinden mahrum kalacaklardı artık
doktora gitmem teklif edildi
doktora gitmem gerekirken salladığım onca diğer sebebi
düşününce suskunluğum bunların arasında çok önemsiz geldi
bende kocakarı tekniklerine döndüm
ıhlamur
ballı ıhlamur
ballı limonlu ıhlamur
kuşburnu(bir işe yarayıp yaramadığını bildiğimden değil
dolapta görünce canım çekti diye)
sadece miğdeme iyi geleceğini bilsemde nane limon.
çay
yeşil çay
limonlu yeşil çay gibi
astronomik bir sıvı tüketiminin ve beraberinde
sadece ağzım tatlansın diye(!) bir dizi çilekli strepsils in
ardından artık işlevini zorlayan tek yerim
ses tellerim ve boğazım değil mesanemde olmuştu.
hemde baharda kuşlar gibi cıvıldayan sesime kavuşmamada herhangi
bir katkısı olmamıştı bu çılgın tüketimin.
tuvaletle vedalaştıktan sonra
neyse ne diyerek(içimden) gidip bir nescafe yaptım kendime
hemde süt tozlu yada soğuk sütle falan değil
sütümü de cezvede ısıtarak
tam ah sen kahve sevmezsinki diye düşünürken gözüm süte
takılmasınmı
ve bala tabii
bir de ballı süt içtim..
neyse
bu kadar saatlik çabanın ardından
sonuca geleyim değil mi
".................................................."
ben bir çığlık attım aslında ama ben dahil kimse duymadı bunu
emin olabilirsiniz
neyse
sonunda boşverdim
çünkü biliyorumki elimizden gelen pek az şey
ve elimizde olmayan oldukça çok şey var
bende elimde olmayan şeyleri(genel aptal insanlar gibi)
görmeyi sevmediğimden bu duruma zorlansamda sırtımı dönüyorum
ve çizimime devam ediyorum.
iyiki mimarlığı bitirmişim
şimdi bu halde "üçüncü salonumuzdaki filmimiz başlamak üzeredir"
demem biraz zor olurdu.aç kalırdım valla.
hem iç sesim gelişti mesela bu sayede
kendi kendimle zaman geçirdim vb vb
hepsi yaklaşık 5 saatte oldu
düşünsenize bu böyle 3 gün sürse
bütün dünya problemlerine çözüm bulabilirim!
yey!
thinking this is not my life
ellerimde kan var
hepsi çeşit çeşit insana ait.
kimisi seyreltilmiş gibi suyla
saf gibi ama değil
belki sadece yaşamamış ben kadar
o yüzden hep kendi kadar kalacak
hep bildim sanıp gene dönüp
sonu bende bulacak
bir gün güzel bir evde uyanacak
beni bir an bile hatırlamayacak.
kimisi akarken temkinli
akmaya istekli ama gözü hep bende kalmış
kendini ben sanmış
hayatıma girdi bilmiş
çok konuşmam
az bilmem
onu görmüş
ama bana belkide en uzak olanmış
elleri biraz kirliymiş
aklı bembeyaz değilmiş
o da bir gün dönüp bakacak
ardında görmek istemediklerini tutan beni görecek
ellerimi uzatmışım ben ona
tertemiz uzun parmaklarımı gezdirmişim ormanlarda
bir çay demlemişiz beraber
kabuslara teşekkür etmişim
ama o da gideceğini bilmiş bir gün
gün gelecek devran dönecek
yatağından ağlayarak kalkacak
yanındakini tanımayacak ve beni bir an bile unutamayacak.
birisinin kanı en ağırıymış
kandan masmaviymiş teni
ve en ağdalısı onunki
diliyle sarmış beni
elleri çizik çizikmiş
gözleri bin perdeymiş
benim için hiç bir perdeyi aralamamış
çünkü zamanla perdeler toz dolmuş ve ağırlarmış
onun yerine yeni bir dünya boyamış
fırçası titrek
aklı bulanık
kalbi temiz olamayacak kadar denenmiş
bu sebepten bana hiç ulaşamayacak
bir gece gözlerini açıp tavana baktığında bir an bir kokuda beni
hatırlayıp
4 saniye içinde unutacak...
ve uykunun da kemiği olmayacakmış.
hepsi çeşit çeşit insana ait.
kimisi seyreltilmiş gibi suyla
saf gibi ama değil
belki sadece yaşamamış ben kadar
o yüzden hep kendi kadar kalacak
hep bildim sanıp gene dönüp
sonu bende bulacak
bir gün güzel bir evde uyanacak
beni bir an bile hatırlamayacak.
kimisi akarken temkinli
akmaya istekli ama gözü hep bende kalmış
kendini ben sanmış
hayatıma girdi bilmiş
çok konuşmam
az bilmem
onu görmüş
ama bana belkide en uzak olanmış
elleri biraz kirliymiş
aklı bembeyaz değilmiş
o da bir gün dönüp bakacak
ardında görmek istemediklerini tutan beni görecek
ellerimi uzatmışım ben ona
tertemiz uzun parmaklarımı gezdirmişim ormanlarda
bir çay demlemişiz beraber
kabuslara teşekkür etmişim
ama o da gideceğini bilmiş bir gün
gün gelecek devran dönecek
yatağından ağlayarak kalkacak
yanındakini tanımayacak ve beni bir an bile unutamayacak.
birisinin kanı en ağırıymış
kandan masmaviymiş teni
ve en ağdalısı onunki
diliyle sarmış beni
elleri çizik çizikmiş
gözleri bin perdeymiş
benim için hiç bir perdeyi aralamamış
çünkü zamanla perdeler toz dolmuş ve ağırlarmış
onun yerine yeni bir dünya boyamış
fırçası titrek
aklı bulanık
kalbi temiz olamayacak kadar denenmiş
bu sebepten bana hiç ulaşamayacak
bir gece gözlerini açıp tavana baktığında bir an bir kokuda beni
hatırlayıp
4 saniye içinde unutacak...
ve uykunun da kemiği olmayacakmış.
16 Mart 2010 Salı
kim ki o..
kimsin sen diye seslendi
cevap yok
sesi ince çıkmıştı biraz yadırgadı
öksürdü biraz boğazını temizler gibi
tekrar bağırdı
"kimsin sen?"
aklına cem yılmaz tiplemesi geldi
gülmesi gerekirdi bu durumda
yapamadı.
kapkara boşluk gibi gözüken koridora baktı
ses kesilmişti.
duyduğu seslerin belki sadece 100 de 1 ini çevresiyle
paylaşırdı
ama problemde değildi nasıl olsa evde yalnızdı.
neden yalnız gibi hissetmiyorum o zaman diye düşündü
gözlerini kıstı
çok karanlıktı
ama o karanlıktan korkmazdı
ilkokulun sonu gelmeden yenmişti bu korkusunu
ne karanlıktan ne ıssız ara sokaklardan
ne tekinsiz görünüşlü insanlardan..
ee
neydi bu şimdi
"duyuyor musun beni?"
gene cevap yok
holün ışığına uzanmaya karar verdi
herhalde gitmişti.
düğmeye uzanan parmaklarının titrediğini farkettiği an bileğinden yakaladı
kendine çekti.
buz gibiydi.
o kadar soğuktuki değdiği yeri soğuktan yanıyordu.
bağırdı.
sesi çıkmadı
nefes alamadı
gözleri karardı.
koridor son bir kez döndü.
düştü.
cevap yok
sesi ince çıkmıştı biraz yadırgadı
öksürdü biraz boğazını temizler gibi
tekrar bağırdı
"kimsin sen?"
aklına cem yılmaz tiplemesi geldi
gülmesi gerekirdi bu durumda
yapamadı.
kapkara boşluk gibi gözüken koridora baktı
ses kesilmişti.
duyduğu seslerin belki sadece 100 de 1 ini çevresiyle
paylaşırdı
ama problemde değildi nasıl olsa evde yalnızdı.
neden yalnız gibi hissetmiyorum o zaman diye düşündü
gözlerini kıstı
çok karanlıktı
ama o karanlıktan korkmazdı
ilkokulun sonu gelmeden yenmişti bu korkusunu
ne karanlıktan ne ıssız ara sokaklardan
ne tekinsiz görünüşlü insanlardan..
ee
neydi bu şimdi
"duyuyor musun beni?"
gene cevap yok
holün ışığına uzanmaya karar verdi
herhalde gitmişti.
düğmeye uzanan parmaklarının titrediğini farkettiği an bileğinden yakaladı
kendine çekti.
buz gibiydi.
o kadar soğuktuki değdiği yeri soğuktan yanıyordu.
bağırdı.
sesi çıkmadı
nefes alamadı
gözleri karardı.
koridor son bir kez döndü.
düştü.
13 Mart 2010 Cumartesi
client-pornography

parçayla uyandım
günüde onunla bitirmeyi planlıyorum
gene dalgalar
tamda sörf dalgası gibi üstündeyiz bizde
sörfümüzün üstüne çekmişiz iki tabure oh tekirdağ açık iki dilim peynir kavun
keyiflerdeyiz
sonumuz hayrolsun.)
70ler kutlu olsun
kirpiklerimi taktım
az kasarsam alice deki johnny e yetişicem
muccu
-ya bi sabah da huzur ya
azıcık huzur bir elinizi patinizi ayağınızı bacağınızı çekin ya
ciddi zor başlıyorum günlerime zaten
bir de her sabah bir elinde balta bir elinde telefon
girişmenin maksadı nedir?
-sormadım doldurdum bi duble
gözlerimi kapadım dudaklarını düşündüm
diktim içtim.
rüzgar arttı pencere çarptı
bi duble daha doldurdum
gözlerimi kapattım
sesini düşündüm
diktim içtim.
5 dublede sarhoş oldum
yatağa uzandım
koynunu düşündüm
tavana baktım gözlerimi kapattım.
uyudum gitti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
