21 Aralık 2010 Salı

lets see

çılgınlar gibi bir pazar alışverişinin ardından
ana yemek malzemelerimin yarına bıraktım ki bu da balık oluyor.
taze taze sabahtan alırım dedim
kolum koptu mu koptu pazardan dönerken
buna değer mi değer.
şincik ahtapotumu haşlamaya başladım
Ale "Polipo queen" dedi bana
"sempre polipo" dedi eve birkaç dakikalığına uğrayan Lu da
güldüm bende.)

Ale yemek yiyor şimdi ondan sonra patlıcanlara girişeceğim
sonra biraz çamaşır
sonrada pestil olurum zaten sanırım
bakalım
bakalım bakalımmm



(ah birde bir kaç base jump görüntüsüne denk geldim
evet
evetttt
çok istedim
deli gibi korksamda düşme hissinden
kara adadan kratere atlamışlıımız var sonuçtaaaa)

adımadım

alışverişe gidiyorum lakin yarın akşama mühim konuğum var...

20 Aralık 2010 Pazartesi

aç kalmaya alışıyor insan, peki ya deliliğe alışabilir mi?

Bu tavşanları çok seviyorum
yaparken farklı bir kompozisyon yapmıştım kendimin de içinde olduğu
buraya koydum mu hatırlamıyorum ama neyse
sonradan böyle bir arka planım olsun dedim
kalıplardan farklı bir şey en azından
ama alışamadı gözüm
üst tarafa koyuluk lazım sanırım
yada hastayım diye takılıyorum her şeye


İtalya da neden KFC yok diye süregelen isyanımı
(yaaaa ama onnar tavuk deiiiilll yaratııığğğkk benzeri söylemlerle ilgilenmiyorum çok keyif alarak yediğim bir besin çeşidi kim ne derse desin ve evet hayvan severim yo hayır iki yüzlülük değil bu insanlık ups belki iki yüzlülüktür tamam)
bir şekilde bastırmaya karar verdim iki gün önce
ve çeşitli tarif ve tavsiyeleri değerlendirdikten sonra her zaman alış verişimi yaptığım Dok a gittim.Hemen via melo da o da 2 blok evden sadece.
neyse aldım malzemeleri
eve geldim hazırladım
ama hazırlarken o kadar yoruldum ki çok bir hevesim kalmadı yemeye açıkçası
bununla beraber eğer kızartma yağını unutmasaydım tamamen aynısını yapmış olacaktım sanırım
ama zeytin yağında kızartınca olayın rengi değişti
.))
neyse ki tavukların rengi aynı kaldı
neyse
velhasıl çok yemedim başta sonradan gün içinde atıştırdım falan
kızlarda Spinazzola ya dönmüşlerdi salı geliyorlar tekrar evde de yalnızım
neyse uyudum
gece bir ağrı mideme bir tekme
uyandım oturdum
tekrar uzandım
kusmam lazım evet
ve bilmem bahsettim mi önceden
ben kusamayan bir insanım
her türlü acıyı çekerim yeter ki kusmayayım
döndüm döndüm
yok bir çare gittik wc ye
kustum kustuk kustuk
neden sevmiyorum bu işi
çünkü öyle kustum geçti olmuyor
boğazın ağrıyor günlerce ıyh
tamamen yanlış bir eylem yok
yok kesinlikle bana göre değil
neyse
bütün gece sabaha kadar böyle geçti
ertesi günde zombi oldum bu sebepten
dün de az çok iyi geçen gün
ben bembeyaz yüzüm ve yatağım ve sevgili emektar bilgisayarım
annem şey dedi ağlayarak
"şimdi kuş olup yanına gelmek istiyorum"
her seferinde kalbimi daha fazla kıramazsın dediğim de farklı bir yol buluyor annem
ya ahah saçmalama ya iyiyim ben ağlama anne dedim ağladığımı çaktırmadan
tamam tamam yat sen dedi
ah..
ah...
sonra kal sen orada diyor bir de
sanki yapabilecek...
neyse dün gece de sıfır uykunun ve 3 filmin ardından bugün gözlerim başımdan fırlarcasına çıkmak için zonklarken 10 buçuk gibi uyandım buranın saatiyle
günde ilerliyor işte..
daha iyice.
beynim donuk o ayrı.

uzun süre bulsam da kfc yermiyim artık
nöööö
ama olsun

19 Aralık 2010 Pazar

hayat

"malesef insanlar beni sandıkları kadar çok yada umdukları kadar kolay şaşırtamıyorlar..."

if you want to be somebody else, change your mind

annem fal baktırmış bir kaç ay önce
yanıma gelince anlattı
garip
çünkü bende annemde inanmayız böyle şeylere
birileri girmiş aklına işte
gitmiş keyfine..
adam tarif etmiş beni babamı detaylıca
annem şaşırmış
adımıza kadar söylemiş
annem ürkmüş
mikrofon vardır belki dedim
yalnız gitmiştim dedi
güldüm.
görmeden inanmam dedim..
güçlü kuvvetli kızın
istediğini yapar demiş adam..
bu söze takıldım
üstüne üstlük bir de ay dolunaya dönüyor
bir takıldım ki sormayın gitsin..
ufak tefek bir kız değilim
boyum 1.80 e merdiven dayamış evet
güç ama öte yandan
buradan mı geliyor
ondan emin değilim
bugün baride
koyu bir akşam
o pudingin dibi tutmadan bir an önceki koyu hali gibi sıcak yoğun
belki ay dolunaya dönüyor diye
belki ben pek içmedim diye
kanım koyu
ellerime hakim
beni pek dinlemeyen dilimin sesi bile çıkmıyor
gözlerim yorgun..
iyi geceler.

17 Aralık 2010 Cuma

bari

15 Aralık 2010 Çarşamba

sipastik

değer bilmemek benim derdim bu
mesela omzuma dökülen saçlarım var
ben hala kısa sanıyorum onları
saçlarım uzunken erkekler için
daha da etkileyiciyim
bunu biliyorum
genede kestiresim var
içimden bir ses aklında teki olduğundan bu diyor ama
ona da atarım var
neden bilmiyorum.
aynada yüzüme bakıyorumspor yapan biri gibiyim
ama genede bana voleybolcumusun sen diyen birinin üzerinden en az 3 yıl geçti aklım
aklım benim hiç dönüp bakmak istemediğim yerlerde.
öyle işte bile diyemiyorum
o kadar sıkıyım bu konularda
spastikleşme
yürü...

11 Aralık 2010 Cumartesi

il polipo




10 Aralık 2010 Cuma

sanki

ağlamak öyle herkese koymazmış aslında
koymadığı sanılanlara koyarmış hatta
bunun için bir kaç tek içki kafi imiş meselaa
işler öyle her zaman yolunda olmazmış yani...

"sleepless in seattle-sam"

"...at the very first time that I touched her..it was like coming home..only a home I ve never known..I was just taking her hand to help her out of a car...and I knew it..it was like magic.."

sus

sen gerçekten sevseydin.

ağlama

akşamları hep bir dışarı çıkma isteği olur içimde
hani çıkalım coşalım dan öte
çıkayım da
tur atayım boş sokaklarda gibi
meğersem bildiğim yerler
yani boyumun ölçüsü kadarmış bu istek
şimdi gene içimde ama içimde birde ses var dur otur diyen
aynı şehirde ailem olsa belki o sesi sallamazdım
ama evdeyim..
öyle bir şey işte.

8 Aralık 2010 Çarşamba

neden olmasın

Bugün bütün devlet daireleri tatil..
bayram özel gün vb
annem bana hep mangal yüreklisin derdi der..
gençlik ergenlik kızsam da zamanla bunun doğru olduğunu anladım
bir şeyleri geciktirdiğimde yada yapmadığımda içim rahat mı?
hayır tabii ki ama rahatsızlıkta o işi tamamlamam yada yapmam konusunda
bana bir teşvik sağlamadı hiçbir zaman sağlamıyor..

bir çok blog takip ediyorum
yani orada izlediğim görülüyor resmim her şeyim falan
ama ne kadar sık bakabiliyorum dersek
çok sık değil malesef
mangal gönüllülüğün yanında birde egoistlik mevcut
zaman içinde çok değiştim lafını çok edenlere bende çok gülüyorum
çünkü geçen zaman içinde değiştirdikleri çevreleriyle önceki zamanlarında da ne kadar aynı insan olduklarını açıklayabilecek tanıkların da yok olduğuna inanıyorum.
nereden vardım dersek bu sonuca kendimden biliyorum..

çok değiştim diyemem tabii hiçbir zaman demem yani
iki yüzlülük olur ama küçük farklar oldu mu evet
e çevreye uyum sağlamak lazım bazen hayatta kalabilmek için..
(bkz.neandertaller..)

ne diyordum
evet çok takip ediyorum
küçük çapta takip ediliyorum
ama takipçilerimin de benim takiplerim kadar ciddi olduğundan eminim.
genede son zamanlarda dolandığım bloglarda gözüme çarpan bir şeyler oldu
o da hayatımı olduğu gibi sererim gözler önüne hanımlar
yanlış anlaşılabilir iznim var ama genede daha açıklayıcı olmak adına
hayatının her detayını gözler önünde yaşamaya cesareti olan ve üstüne üstlük bunu yapabilen herkese çok büyük saygım var
bizzat benim haz etmediğim bir şey
anlayamadığımdan belki
belki yalnızlığı çok sevdiğimden
belki tek çocukluğumdan
belki her şeyin açıklaması çocukluğumda anneme babama sormak lazım
bilemiyorum ama
bugün gene biryerleri okuyup kıkırdarken buldum kendimi
çünkü ben bizzat kendim bunlara inanmıyordum
tam o halde yakaladım kendimi
yani bahsi geçen yazar bayanın şişman çirkin bakımsız
mutlu olmadığı bir işte çalışan ya evlenmemeye karar vermiş
yada daha beteri mutsuz bir evliliği olan ve yazdıkları sadece fantezilerden ibaret olan bir hanım olduğu fikri vardı kafamda
küçük cılız bir ses tam da aksini fısıldasada yani bunların gayet de gerçek olabileceğini
içimdeki o daha gür mırıltı bu fikre gayet inanmıştı
hemen dik dur komutunu alıp dikildim
ve kendimi yakalamışken bir sorguya çektim
sonuçları başka bir yazıda irdelerim ama ne yaparsam yapayım cılız sese inanamadım diyebilirim.

aklım başka yerlere kaydı
insanlar bunu neden yapar?..
orta okulda okuduğum V.C.Andrews kitaplarını düşündüm
edebiyat hocam o yaş için fazla "açık" olduklarını söylemişti
gerçi tek okuduğum kitap türü olmadığı için kimse tehlikeli bulmadı muhtemelen

sonraları yazarın okulda geçirdiği bir kaza sonucu tekerlekli sandalyeye bağlı bir hayat geçirip öldüğünü öğrendim falan filan
o zaman da mantıklı gelmişti insanın yapamayacağı şeyleri yazarak beynini hazlaması
mantıklı derken işlevli değil belki ama insandan beklenebilir anlamında mantıklı..

dolayısıyla belkide dedim durumun böyle olduğunu beni düşünmeye iten sebep budur..
vay..sonuçta o adar da geriye gitmeye gerek kalmadı.))

modern zamanın verdiği konforla artık kendi kimliğimiz dışında bir kimlik yaratmanın kolaylığı da eldeyken modern V.C. Andrews ların türemesinin önüne geçen bir şey olmadığından bu normal sanırım..

itirazım yok
olsa da bana kalan bir şey değil zaten biliyorum
her şey de yaptığım gibi bunda da düşündüm
ben ne yapardım
böyle bir şey yapar mıydım diye?
vardığım sonuç net değil
bu bloğu da yazmaya isimsiz başladım ama sır tutup yalan söylemeyi
çok zahmetli bulduğumdan
eninde sonunda her kimliğim birbiriyle bağlantılı..

neyse.
bugün tatil arkadaşlarım ne yapsak dediler
benim içimden pek bir şey gelmiyor.
ama bende onların ne yaptığını merak ettim sordum
"projeye başlasak diyoruz ama senin programın varsa dahil olabiliriz?"
herkesin kaçası var sorumluluklarından
en çok da benim.))
benimde başlamam lazım projelere
bir şeyler bir şeyler
ama işte serde mangallık var
şöyle güzel maydanozlu sarımsaklı ev köfteleriyle pirzolalarla
güzel salata el sarması yaprak dolmalarıyla rakılı makılı bir piknik mangalı havasındayım hatta...

annem dönme kal dedi oralarda.
"purps" sesi eşliğinde içtiğim su dudaklarımdan sızarak güldüm.
hıhı tamam dedim.

anne sen biliyor musun ;
ben köprüden geçerken kafamı kaldırıp beton kirişleri gördüğümde yada uçakla üstünden geçerken
garipçede mezarlıkta oturup bira içerken karadenizden boğaza giren tankerlerin yanına yaklaşan klavuz tekneleri gördüğümde
babamın istanbul erkeğe giderken oturdukları evi göstermek için götürdüğü sokak ta evin yıkıldığını gördüğündeki ifadesini gördüğümde
yada senin dedenin konağından gururla bahsederkenki aileni öven halini gördüğümde
gözlerim doluyor
bodrumda sahilde yatarken kafamı çevirik kosa baktığımda yunanistanın kara suyu boyunu düşünüp sinirlerim bozuluyor..
mimarlık hastalığı höhöhö tepkilerine aldırmadan yakılıp yıkılan her binaya üzülüyorum
yaşanmaz burada derken sesim azalıyor kendime bile inanmıyorum
şimdi yazmak için düşünürken bile yüzüm gülüyor.
o kadar seviyorum ben oraları işte.

ondan yapamam dedim
ondan giderim ama kalamam dedim
ondan dönsem oh çok mis olur dedim.
insanlar dedim
hep aklımın arkasında
insanlar kolay
özlersin
bir şekilde birlikte olursun
bunun yolu var
ama sıcak bir akşamda çimenlere oturup adaları kesemem adriyatikten.
ben buralara uygun bir türden gelsemde buralardan değilim anlayacağın..
aralarda tatile geliriz dostlarıma annem olmaz mı?
ben sana bir portakal bahçesi alırım burdan
babama da zeytin..
sıkıldıkça kaçarız..
olmaz mı?

6 Aralık 2010 Pazartesi

how

inside all that no, how did you find that little yes?

5 Aralık 2010 Pazar

Pazar parçam olsun istedim

4 Aralık 2010 Cumartesi

yani

yastığımı iterek uyandığım bir gün daha dedim
ve vücudum her sabah ki küstahlığıyla
şikayet ediyordu bana.
sosyal paylaşım siteme baktım
iki lise orta okul arkadaşım birşeyler paylaşmış
sabah sabah baktığıma pişman mı oldum sevindim mi bilemiyorum ama
bugünüme bu haftama damgasını vuracak cinsten diyebiliriz sanırım..

geçtigimiz yolları arıyor gözüm yine
sanırım şehir uzakta kalıyor
sanırım şehir uzakta kalıyor
ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
ama güneş her gece tepemde doğuyor

yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...

yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
uzun cümleler kurardım konuşurken
eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor
ama şimdi filmler bile eskimiyor

yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...

fırat tanış'tan gelsin efendim.

pof

tam ayaklarım yere değiyor
tam kondum konuyorum
puff bir rüzgar
gene uçtum bir karış havaya

2 Aralık 2010 Perşembe

anne ben mim oldum

sevdiceğimin uyarmasıyla fark ettim ki mimlenmişim sayın spike will in blogunda
bir süre ertelemem gerekti iş güç şimdi oturup yapayım dedim. Oldu sanırım. Teşekkürler efendim.


en sevdiğiniz kelime nedir?:
velhasıl-ı kelam
en nefret ettiğiniz kelime nedir?:
neyse
sizi ne heyecanlandırır?:
arabayla yokuş aşağı hızla inmek
heyecanınızı ne öldürür?:
yüksek ses, çocuk ağlaması..
en sevdiğiniz ses hangisidir?:
felix in gurultusu
nefret ettiğiniz ses nedir?:
çocuk ağlaması
hangi mesleği yapmak istemezsiniz?:
öğretmenlik
hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?:
doğal yollarla sahip olduğum yeteneklerimden memnunum
birde sevdicek gibi dans edebilmek isterdim
kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz?:
annem?
nerede yaşamak isterdiniz?:
şimdi uzak olduğum yerde, İstanbul da.
en önemli kusurunuz nedir?:
çabuk güvenir inanırım
size en fazla keyif veren kötü huyunuz nedir?:
şımarıklık
kahramanınız kimdir?:
babam
en çok kullandığınız “kötü” olarak nitelendirilebilecek kelime hangisidir?:
kimsin?
şu anki ruh halinizi tarif eder misiniz?:
sakinim içim ılık ılık akıyor gibi
ne kadar koşarsam koşayım hayatımda bir şeyler yinede kaçıyor gibi gibi
hayat felsefenizi hangi slogan özetler?:
aklında duracağına söyle onun midesinde dursun.
mutluluk rüyanız nedir?:
Güzel manzaraya nazır evimde sevdiklerimle yaşamak,çıplak ayakla balkona yürüyüp oradan uçarak işe gitmek
sizce mutsuzluğun tanımı nedir?:
tatminsizlik
nasıl ölmek isterdiniz?:
düşünemediğim bir konu zira ölümden korkuyorum.
öldüğünüz zaman cennete giderseniz allahın size ne söylemesini istersiniz?:
ölümden sonra hayata inanmıyorum.


mimledim o halde varım:
(hızlı bir mimleme oldu kusurlara vesile olmasın efendim)

http://ediramca.blogspot.com/

http://manikiledepresif.blogspot.com/

http://otekisisifos.blogspot.com/

http://gununilkisigi.blogspot.com/

http://rroll.blogspot.com/

29 Kasım 2010 Pazartesi

merhaba ben ayşe.

o kadar.

27 Kasım 2010 Cumartesi

wake up damla

an be an
kendimi kandırıyor muşum hissi artıyor içimde
sanki gene bir ağ ördüm gözümün önüne pembe şekerden
önümü hep açık sanıyorum.
öyle bir şeyler.

wake up donnie

üşüdüm çok
ellerimi en son ne zaman böyle ısıttığımı hatırlamıyorum demesi geldi aklıma
ellerime üfledim
nefesim ellerimden soğuk
buz buz buz
ateşim var galiba dedim
alnıma dokundu
sıcaksın
ama ateşin yok dedi
bembeyazım deli misin dedim
aynaya döndüm
beyaz değilim
dizime dokundum
elim sıcak
dizim sıcak
üşüyorum
nefesim sıcak
üşüyorum
gözlerim kırılacak gibi soğuk
4 buçuk da o zaman?
tamam dedim
elime dokunmadım
buz gibi her yer
başımı kaldırdım resmine baktım
resmimize baktım
gözlerim doldu
özledim üşüdüm
ellerim soğuk
onunkiler sıcak
ellerim sıcak
içim soğuk dedim
chi e' dediler
kimse dedim
öylede uyandım
baş ucumda bilgisayarımın üstünde oturuyordu
sonra tekrar uyandım
..

24 Kasım 2010 Çarşamba

neleeer neleeer geçti kim bilir başındaan

thanx to again dear sbist
mesajını bugün okumam doğrultusunda
günümün şarkısı
o adını bilmediğim kadının kafamda yankılanan sesiyle
kalp vs kalp
doğum günümü bilmez
aklıma türlü türlü şarkılar sokar rahat vermez
ben diyorum kadim
ben diyorum aziz
ama nedir bu çektiğim yah!





ani bir hayatımın ipleri benim ellerimde
manevrasıyla
günümün parçasını
ayten alpman dan ben varım olarak değiştiriyorum

23 Kasım 2010 Salı

ayşegül romada

roma terminalinde kadim dostum sbist i gördüm
sakal bırakmış saçları uzatmış birde rahip olup türkçeyi unutmuş
geldi benden bilet almak için yardım istedi
olur tabii dedim
çok teşekkür etti gitti
hey gidi günler hey dedim
sen git dağ gibi adam
hem din değiştir
hem kış ortasında sandalet cübbeyle gez özünü reddet.
peeh..

14 Kasım 2010 Pazar

Ballantine's Finest

gözlerim acıyor
belim kalk bir yürüyüşe çıkalım diye yalvarıyor
bende istiyorum çıkmak aslında
ama anlamıyorsunuz
pazarları burada hayat duruyor

ellerimin avuçlarını gözlerime bastırıyorum
alnıma doğru çekiyorum
açılıyor göz kapaklarım
resmimize bakıyorum.
facebook un sekmesinde 2 bildirim gözüküyor
mesaj atmışsın bana
birde bağlantımı beğenmişsin
bende seni seviyorum sevgilim
bende mobil sevdiceğim benim diye cevap yazdım sana

sigara içmeyen biri olarak dışarı çıkıp turlayıp bir sigara içesim var.
balkona çıkıp şehre baksam bir
belki içimden gelir.
..







evet
sokağın solu şehir merkezine doğru
sağı istasyona
sağında bir alt geçit var
altı hep gençlerle dolu
avrupanın aykırı gençliği hep punk.
renk renk vespalarıyla oturuyorlar sabaha kadar
ve heryer grafiti ve tag dolu
daha 24 yaşındayım
kendimi hep daha genç hissediyorum aslında
belki ailemden
hani beni ölesiye kendilerine yakın tutmalarından
hep çocuk mu sandım kendimi
ilk defa bu kadar uzun süreli ellerinden kaçışım mı sebebi
yaşlı hissetmemin sonunda?

arkadaşlarım var evet
Türkler var
İtalyanlar
yada başkaları
Türkler genç
gençler yani
sevgilim dalga geçiyor benimle
yaşlandım dediğimde
çünkü o yaşlı.)
ama bana çok
çok yeni




son dersimde
önümdeki sırada 1 italyan kız vardı
profesörle konuştular ders boyu
tatlı atışmalar
fikir alışverişleri
o benim işte dedim seline
o benim
bendim
oha o ben değilim artık
benim konumuma göre daha ağır olmam lazım
sonra zaten daha ağır olduğumu farkettim eve yürürken
nasıl farketmemişim bu kadar ağırlaştığımı
ben hala
yaparım sanarken her şeyi
yoruluyorum artık.)
uykum falan geliyor
nasıl farketmemişim bunu
hayır yani tek tek farkındayım aslında
söylüyorum anlatıyorum
dalgasını geçiyorum
gülüyoruz eğleniyoruz
ama hani hep övünürüm
bir adım geri çekilip bakabilmekle her şeye
bunu nasıl görmemişim..
vay..
sindirmek lazım biraz.




neyse
ne diyordum şehir
seviyorum bu şehri
bologna yıda severdim
ondan orası olsun istedim içten içe hep
ama bari ballı börek oldu
eski kısmı şehrin daha alçak
floransa gibi
ama floransa gibi üstüne üstüne gelmiyor insanın
boğmuyor
çünkü kocaman bir deniz var
gözlerini kısman gerekiyor bakmak için
öyle bir rüzgarı var
sakin
milano gibi değil
yapay..
milano istanbul gibi derlerdi hep bilip bilmeden konuşanlar bana
öyle değil oysa
roma da daha rahat edermişim yada
yok öylede değil
napoli diyenlereyse zuhah demek istiyorum sadece


sonra düşünüyorum
ister istemez bir paragraf önceye dönüyorum
üniversitede olsaydım diyorum
hoşlanmazdım belki bariden
(iç ses koşup geliyor "ama bologna yı üniversitedeyken istemiştin?")
susuyorum.







sözler var aklımda çınlayan
cümleler
hepsi farklı kişilere ait
ve mesela hayatımda en çok zaman geçirdiğim insanların yüzlerini hatırlayamıyorum
vefasız olduğumu bilen ben gene bu dünya üzerinde beni vefasızlıkla suçlamaya cesaret edebilen tek kişiyim
suçlamak yanlış tabir aslında
sadece farkındayım diyelim
diğerlerinden de o kadar ustaca sıyrılıyorum ki
farkına bile varmıyorlar vefasızlığımın
işte ben o kadar ustayım bu işte
yaşlı hemşireler gibi
momartmadan kan alınır..
(onun sırrı da hemşirede değil aslında..sadece iğneyi çıkarır çıkarmaz çok çok sıkıca uzun süre bastırmanız yeterli o zaman morarmıyor..)
sevgilim buna hayatı doğru yaşamak diyor gerçi
belli insanlar dışında
bir insanın ömründeki diğer insanlar hep kullanılabilir insanlarmış
kendi
eşi
annesi
babası
olursa çocuğu
akrabalarında(yakın aile ama kardeş gibi)
satılmama lüksleri var mesela ama bir yere kadar
o zamanlardan biri bu an
bana bunları anlatışı
hani ömrüm geçer benim bu adamla diyorum
öyle yani..





kapıyı açtım balkonun
bir serinlik ama evin serinliği gibi değil
keyifli bir serinlik
Alessandra içerde ders çalışıyor
ailesi geldi bugün
diğer kızla spinazzola da
bana İtalyan öğle yemeği yapmış annesi
abartısız çok doydum hala şişman hissediyorum kendimi
güzeldi..

otobüsler hala çalışıyor
iveco marka otobüsler
full otuz beş dokuz
çocukluğumun tekerlemesi
iveco nun hala faaliyet gösterebildiği (en azından bu kadar faal)
tek ülke anavatanı İtalya sanırım
ama o otobüsler
her metrede parçalanacakmış gibi ses çıkaran o otobüsler.))

ve polis arabaları
evet
çoğu alfa romeo 159
evet bu sinir bozucu

araba kullanmayı çok özledim
hayır hayır
arabamı kullanmayı çok özledim.
ilk göz ağrım o benim
İtalya ya gelmeseydim içini temizletecektim
sağ salıncağını değiştirtecektim
arkasında küçük bir vuruk vardı yeni olmuş
onu yaptıracaktım
lastiklerim
evet lastik alacaktım
belki biraz para biriktirip yeni jantlar

hem her şeyi onaylayan köpeğimi de özledim..
buradan sapalım mı?
onay
sollayalım mı?
onay
buradan geçebilir miyiz dersin?
onay
bir insan daha ne ister.))

sezercik eşşekle

çok yedim
çok güldüm
bir rehavet çöktü
genede bir kafirlik edesim var
yarın firenze yolcusuyum!

12 Kasım 2010 Cuma

ayaz da doğmak

çarşafların hissi başka
serinlik?
yok
uyan!


bu ay bu dördüncü
uyanıyorum tanımadığım bir yerdeyim
deli gibi kalkıyorum bakınıyorum etrafa anlamaya çalışıyorum

yanılmayalım

çılgın bir gecenin ardından tanımadığı bir erkeğin yanında uyanmak tarzı birşey değil bu

aman tanrım uyur gezer miyim yoksa
gibi birşey de değil

sizi sıkmak yada şaşırtamamak isterdim
ama bunu bende anlayamıyorum

tam buzdolabına uzanırken

süt için?!
süt içecektim

çat bir anda elimde bir çarşaf hissi ve uyanıyorum
öyle alakasız birinin evinde ya da
bir otelde

İtalyanlara dert anlatmak zor ama kalmadığım bir otele de para ödeyecek değilim.

son uyandığım evde ailenin annesiyle küçük kızı mutfakta
kahvaltı ediyordu
beni gördüğünde kadın neredeyse kalp krizi geçirecekti

ama benim aklımda sadece süt vardı
kadın çığlık çığlığa italyanca bağırıp polisi ararken ben kızın sütünü içip çıktım evden.

bereket şehir değiştirmiyorum
şimdilik en uzak monopolide buldum kendimi ve parasız trene binince kondüktörle köşe kapmaca oynamak çok sevimsiz!


öyle dev zaman boşluklarıda yok ki suçu diğer kişiliklerime atayım
paralel evrene de inanmıyorum

so wtf!
bir açıklama istiyorum dear mon dio!


özlemek bana mahsus

11 Kasım 2010 Perşembe

00:00"hım"

10 Kasım 2010 Çarşamba

hayat zaten zor

sen yüregini korumaya bak
bir yanin cocuk kalsin birak
ne olur gel
bildiklerini unutarak

sen safligini gözden sakin
dursan da günaha yakin
ne olur gel
bildiklerini unutarak

hadi gel gülümse
hele kalbine yol ver
degisir degismez
sen onu düsünme

iyiye hayra yor
bu hayat zaten zor
bir de sen ekleme
oturup bekleme

bir ucundan sen tut bir ucundan ben
siirin sarkinin sazin telinden

sen yüreğini korumaya bak..

Levent Yüksel
söz:Sezen Aksu
beste:Onno Tunç

et yedi

dün yaptığım et yemeği..
hayır
üstünde o kadar çok durmadım
sadece yedim
yemeden önce resmini dahi çekmedim
o kadar enteresan gelmemişti bana
ama bu kadar lezzet
önceden çoğu kez yapmıştım oysaki
sebzeleri önceden kavurup öldürüp
(ölme sıralarına göre..çok ölmesinler)
önceden sosladığım etleride ekleyip
soya sosuyla kavurmak
yani kolayda birşey
genelde yaparım
tavuk etiyle dana etiyle iyi gider
ama dünkü
böyle daha bi başka güzel oldu
sanırsam bugünde yapacağım
hatta evet evet
yapmalıyım
yam

derz

29 Ekim 2010 Cuma

hadi be..

I am not an addict
may be thats a lie...

özgürleşmeye inanamamamı sorguladılar
özgürleşmeye inanmamıda sorgulamışlardı
sözlerim yetmiyor değil
sadece artık kullanmıyorum
zevk
değil
istek değil
...
başka da değil
ben hala o kovuktaki kırmızı motorsikletli insanı düşünüyorum.
ıslanmamış ama üşümüyorda sanırım
güneyde havalar soğumaz kolay kolay..

28 Ekim 2010 Perşembe

altamura







18 Ekim 2010 Pazartesi

yok yiea

Biliyor musun
Sensiz yaşamaya alıştırdılar
Galiba özledim

14 Ekim 2010 Perşembe

one night at napoli

oysa ben seniii

dün duşta bağıra çağıra şarkı söyledimm
kızlarda şok şok şok
ama parça hoşlarına gitmiş
şimdi bu güney italyan şehrinde nev meşhur olduu

biliyorum duymak istediklerinn bular değildii
o yüzden zafer saymıştımmm zamansız gidişiniii
öyle yaaa sen 19 undaaaa koca bir kadındıııınnnn
nınını

*****

salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salaksalak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak salak

12 Ekim 2010 Salı

yaşayınca anladım

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Can Yücel

şş



9 Ekim 2010 Cumartesi

içim





1 Ekim 2010 Cuma

just the way you are

olduğun gibi
sinirinle
sevginle
iyinde
kötünde
olduğun gibi..

elettricista

Eski binaları oldum olası sevmişimdir.
Mimar olmaya karar vermeden önce yani.
Yada uzmanlığımın restorasyon olmasını da planlamadan önce.
Teknolojinin gelişmediği zamanlarda harcanan çaba
pratik yollar üretmek için geliştirilen fikirler
beni hep büyülemiştir.
Ve tabii evlerdeki o yaşanmışlık hissi
Ağır koku
Pislik değil dikkatinizi çekerim
temizde olsa o enteresan his.
hep etkilenmişimdir yani eski yapılardan işin özü.

Bu sebeplerden İtalya da şuanda yaşamakta olduğum evide
görür görmez çok sevdim.
burayı bulmadan önce 3 ev gördüm
ilki yeniydi diğerlerine göre oldukça ama çok köhneydi yerini sevmedim
ev sahibine ısınamadım vb vb
ikincisi aklıma yattı çünkü bu ev kadar olmasada eski tip sayılırdı
ve en önemlisi denize 1 sokaktı
ama giriş kattı bölge için çok iyi şeyler duymamıştım vb vb
3üncü ev üniversiteye çok daha yakın ama şehir merkezinden
uzaktaydı içi tamamen yenilenmiş evi 2 genç italyan bay la paylaşmam
gerekicekti bir de ev sahibi çok ter kokuyordu vb vb
derken biraz umutsuzluk çokca kararsızlıkla otelime dönerken
hayatımın anlamı babam aradı ve italyadan bir iş arkadaşının
bir yer bulduğunu söyledi
evde italyan bir kız beni bekliyordu
gidip görmekte fayda vardı
adrese bakarken şehir merkezinde olduğunu farkettim
üniversiteyede iyi bir yoldan ulaşılıyordu
olabilirdi
fayda vardı
derken binanın önüne geldim!!
sokak zaten idealdi
ama bina
kapısı camı
balkonları
ah..
evet asansör yoktu
bu bir sorundu
hayır tembelliğimden değil
çünkü ev dördüncü kattaydı!
gülümsemeleri görür gibiyim
ama o kadar çabuk değil
ben kendimde istanbulda 4üncü katta oturuyorum
ve evet dört katı yürüyerek çıkmak hiç de problem değil
ama bu ev italyan komünist dönem öncesi yapılmış bir binada bulunuyor
ve kat yükseklikleri bizimkinden biraz farklı
nasıl desem
bizde 2,10 civarıyken en yüksek
onlarda 4,50 metreyi buluyor.
dolayısıyla 8 kat çıktıktan sonra evimin kapısındaydım
ve güzel ev arkadaşım Dona kapıda şaşkın bakışlarla beni bekliyordu.
ilk 5 dakika nefesimi düzenlemeye çalışmamla geçtikten sonra
bana evi gösterdi sonrada odamı
"there s only one problem..hmm...sort of a problemaa" dedi bana mükemmel
italyan ingilizcesiyle
odamda iki kapı vardı ama görünüşe göre dışarıyla irtibatım bu kadardı
derken yukarı bakınca bir tavan pencerem olduğunu farkettim
hey arnold ı izleyen her çocuk gibi tavan pencereleri benimde hayalimdi
o yüzden Dona benim bu sebeple cayacağımı düşünürken
ben kararımı vermiştim bile
bu her odasında farklı bir deseni olan tamamen taş döşemeli
yüksek kapılı ve tavanlı kocaman eski eve bayılmıştım.
tuttuğumu beyan ettim
otelimden eşyalarımı getirdim.
Ve bu bir ayın sonuna kadar da ufak tefek kendimi
katarak baya baya alıştım buraya


Ve dün.)
dün uykusuz bir gecenin ardından
italyanlarında 4 saatlik gün ortası tatillerinden faydalanarak
kestiriyordum
sonra içerden gelen konuşmalara uyandım
Aleyle Dona ellerinde kontrol kalemi sigortayla uğraşıyorlardı
elektirikler bina çapında vardı ama bizim dairede bir problem yüzünden sürekli sigorta atıyordu.
bir süre debelendikten sonra
elektirikçi arandı geldi
baktı
yapamadı gitti
gece boyunca mum eşliğinde romantik anlar yaşadık 3ümüz.
Eee ne var bunda ne güzel diyen sesleride duyar gibiyim
ama şöyle ki
eski bir bina eski bir insandan hallice
nefes alması için oksijen tüpleri lazım
tuvaleti için sonda falan
bu sebeple bizimde suyu kullanmak için bir motorumuz var
basıncı sağlıyor
eh bu demekki elektirik olmayınca su yok
neyse
uzun bir geceden sonra sabah 8buçukta geleceğini söyleyen elektirikçi
bir italyanın mükemmel ferahlığını sergileyerek 10 buçuk civarı hanemize vardı
bütün prizleri söktükten sonra
bizim ilk geldiğinde problem olabileceğini söylediğimiz prize baktı
ve problemin onda olduğunu anladı(!)
tamir etti
sigortayı değiştirdi
söktüğü prizleri taktı gitti
iyi oldu
çünkü ev arkadaşlarım haftasonu kasabalarına dönüyorlar
tek başıma halledemezdim sanmıyorum.
é basta per ora.
grazie mille per la vostra pazienza..
ci vediamo dopo
ciao.

30 Eylül 2010 Perşembe

I get no sleep

26 Eylül 2010 Pazar

dinimis amin

veee 2009 mayıs rekoru kırıldı.
hayırlı uğurlu
bismil bismil.

engelli 500

yasaklar yaratılıcığı kamçılar.
engeller yeni yollara sürükler.

eğer diktalar olmasaydı yaratıcılık
ölür müydü?




bilmiyorum.
ama engeller olmasaydı
ben gördüklerimi göremezdim
şahane eğlenemezdim.

fassulya

boş atıp dolu tutuyorum
gazete kağıtlarından şapkalar yapıyorum.
deniz kıyısında
banka uzandım öyle oh mis keyif yapıyorum.)

25 Eylül 2010 Cumartesi

barrmak

ince yollarımdan geçiyor

bir bitmez kafile gibi

dilsiz bir ölüm düşüncesi

sessiz

ilerliyor

bir sağırlık özlemi

duymasam hiç o susmayan beni

dedirtiyor

gözü kör bir kutsiyet

içinde yanmayı öğrendiğim bir yangın

iyi tanıyorum onu

kendimden bile

su dökmek istiyorum bazen

parlıyor

yüzüm yağlı

donmuş ifade

zil takmış oynuyor

irade

bitmiyor

gitmiyor hiç bir yere

insan eli sürüyorum

izi kalmıyor

mevsimim geldi diyorum

dinlemiyor

ben geçtim

"o" geçmiyor

nanonim

24 Eylül 2010 Cuma

hiç

sokak akıyordu
aynı anda binlerce insan yürüyordu
durdu bir an
bir şey titredi
yutkundu
burnunun ucu sızladı
şaşırdı
görüşü buğulandı.

gökyüzü çok güzeldi
kuşlar
binlerce renkte kuş
ve bulutlar
ve güneş
ve altında deniz
çok güzeldi


ilk defa bu yeni yerde
çok
çok
çok
çok kadar az değil
hüzün değil
mutsuzluk hiç değil
aşk değil
nefret değil
sevgi değil
özlem değil
deli gibi bomboştu
binlerce insan aksi yöne yürüyordu
ilk göz yaşıydı yerdeki
tek gerçek
ona da
dilim

varmıyor.

23 Eylül 2010 Perşembe

I'm looking through you, you're not the same

I'm looking through you, where did you go
I thought I knew you, what did I know
You don't look different, but you have changed
I'm looking through you, you're not the same

Your lips are moving, I cannot hear
Your voice is soothing, but the words aren't clear
You don't sound different, I've learned the game.
I'm looking through you, you're not the same

Why, tell me why, did you not treat me right?
Love has a nasty habit of disappearing overnight

You're thinking of me, the same old way
You were above me, but not today
The only difference is you're down there
I'm looking through you, and you're nowhere

Why, tell me why, did you not treat me right?
Love has a nasty habit of disappearing overnight

I'm looking through you, where did you go
I thought I knew you, what did I know
You don't look different, but you have changed
I'm looking through you, you're not the same

Yeah! Oh baby you changed!
Aah! I'm looking through you!
Yeah! I'm looking through you!
You changed, you changed, you changed!

ali bardak

zor işler

tuhaf günün akşamında
bir bir çıkarlar ortaya
delilik kıyıları boyunca
aklın olur bin parça
her parçanın ucunda
görürsün onları hiç korkma
sen bana sor bu zor işleri
sen bana sor bu zor işleri
girdap olmuş adamlar
etrafında oyunlar
uyma sen onlara
zaman durmuş akmıyor
farkındaysan geçmiyor
rüzgarım üflesin onlara
sen bana sor bu zor işleri
sen bana sor bu zor işleri
tuhaf günün akşamında
bir bir çıkarlar ortaya
delilik kıyıları boyunca
sana tuzak kurmuşlar
üstüne yapışmışlar
bir silkin de gel kendine
sen bana sor bu zor işleri
sen bana sor bu zor işleri
sen bana sor bu zor işleri
sen bana sor bu zor işleri
gel bana sor
gel bana sor
gel bana sor
gel bana sor
gel bana sor sor sor
bu zor işleri
gel gel bana sor
gel bana sor
gel bana sor
gel bana sor
gel bana sor
gel bana sor sor sor
bu zor işleri
gel gel bana sor

korhan futacı - kara orkestra

22 Eylül 2010 Çarşamba

martian

bazen kendimi çılgın marslılar filmindeki marslılar gibi hissediyorum
hep cam kırılırsa cam kırıkları beynime batıcakmış gibi
ama genede beynim büyüyor büyüyor
ağrıyor
ağrıyor.
büyüklüğün işlevi getirememesi söylemi
çok maskülin gelsede kulağa
işin aslı bu.
sadece penisle kısıtlı değil konu o kadar..


beynim patlarsa heryer yemyeşil olacakmış gibi geliyor.
yemyeşil ve cam kırıklarıyla dolu
ve yapış yapış
sonra rüzgar eserse
başımda bir serinlik
o ağrının anında geçme hissi
mükemmel bir his.
yeşilin verdiği nane ferahlığıda cabası.
peh.

tell everybody

Hey, where'd you learn to fly?
So you shoot your rocket up into the sky
Hey, I heard you set the pace
I never thought I'd see you back in this old place

Are you here to stay?
I never thought I'd see the day
Maybe in another lifetime
I'd see you walking away from me

Tell everybody you're my baby
Tell everybody we're not fading
Tell everybody no ifs or maybes
No, no, no
Tell everybody I'm your lady
Tell everybody it's not changing
Tell everybody you're still my baby
Yeah, yeah, yeah

Hey, I heard you set the tone
The day you changed the world you were alone

I'm at your command
You only have to clap your hands
Baby, I don't understand
Why you're leaving me

Hey, I only wanna make you smile
Well, maybe it'll take a while
Maybe I'll build a needing
If it pleases you

Tell everybody you're my baby
Tell everybody we're not fading
Tell everybody no ifs or maybes
No, no, no
Tell everybody I'm your lady
Tell everybody it's not changing
Tell everybody you're still my baby
Yeah, yeah, yeah

I almost remember your face
But it's fading, but it's fading fast
Now that I remember the taste
It's a memory with a life to last

nacaba

moral havayla doğru orantılı derken
bazen güneşsiz bir günde
moralin tavan yapması
durumu yumurta kırarak anlaşılır mı?
ayrılıklar
kavgalar
problemler geliomuş
uzmanlar diyor
başkan a sormak lazım
teğet geçer miiii
?

19 Eylül 2010 Pazar

zor

durup dururken
saçma sapan uzak bir yerde
uzaktan
bir okla
hedefde bildiğin ben
kitlendim kaldım
zor zor zor diye
emanet de edemeden
öyle saçma sapan.



Nev Zor mp3 indir

16 Eylül 2010 Perşembe

cara mia!

bugün italyadaki birinci ayımın ortasını biraz geçmişken
mercimek yapmaya karar verdim
biraz tereddütlüydüm
çünkü düdüklü tencerem yoktu
ve ben başarısız olabilirdim
ama sonuç
o annemin ellerinden çıkmışcasına
o lezzet
o bütünlük
o mercimeğin kusursuzluğu
sonsuza kadar mercimek yiyebileceğime karar verdim
sonunda.
ama genede
bu deniz mahsüllerinin en az ege kadar bol ve lezzetli olduğu
üstüne üstlük ucuzda bulunduğu
italyan şehrinde
sıradaki öğünlerimiz:
ahtapot salatası
kalamar kızartması
midye dolma
ve böylede gider.)
ciao ciao!

kolay olsaydı sen yapardın

ağlak solist in eşiliğinde
bir gripin parçasına şahit oldum
hoşumada gitti
yıllardır herkese tek tek anlatmaya çalıştığım
ama kimsenin anlamadığını gördükçe üzülerek kendimi
anormal sandığım zamanların
nasıl boşa geçtiğini görmemi sağlayan bu parça
bu kişilerinde sadece moronlar olduğunu gösterdi bana
ama sürekli moronları çevreme toplamış olmam da
bir ayrı tartışma konusu
onuda bir ara yoklarız
dostum yok
derdim yok

14 Eylül 2010 Salı

polite

po
li
te

po per popo

li per lingua

te per te

iyiye hayra yor

hafif şıpırtı sesleriyle uyandım
ayaklarımı yere indirdiğimde ıslandı
yatağım yüzüyordu
8 inci katta deniz vardı
heryerde yataktan kayıklar
üstlerinde çiftler tekler
terliklerimden kürekler yaptım
yola koyuldum
bir kaç bacadan kediler kurtardım
gülümseyen yüzlere selam verdim
bir çocuk elma şekeri eriyor diye ağlıyordu
annesi yüzen ocakta süt ısıtıyordu
çocuğa kendi elma şekerimi verdim
çocuk ya
inandı aldı..

gül

gündem çok hızlı değişiyor
ne milletlere mahsus ne bireylere
ne insana mahsus ne hayvana
göz dolduran rüzgar gibi
saçları karıştıran
yüz felci!
evet bunu yapan
kocaman bi gülümseme mesela!

12 Eylül 2010 Pazar

g

go see go see
I go see
but nobody sees me!

madem herşey biter.

biryerde
ayağını yere vuran
o minik sevimsiz çilli çirkin veletlerle tek ses
"hayır!"
sonra sessizlik
sessizlik evet demek değil
sadece
bir es.
dinliyorum uzaktan bir şarkıyı
hicazdan.
madem herşey biter
beklerim
yine başlar yeni baştan.

11 Eylül 2010 Cumartesi

id

beni seviceksin
başta biraz alkollü olucaksın belki
ama sonra alışıcaksın
derken
vazgeçilmezin
ben.

10 Eylül 2010 Cuma

hiç mi?

boş odaların yüksek tavanların akustiği
şekilli pencerelerin güzel aydınlatması
estetik kaygısız bir yüz
gözlere bakmamak için yeminler
ve bir daha
tutulamayan sözler.

9 Eylül 2010 Perşembe

deve-redone

insanın gerizekalı olduğunu anladığı
eğer çok gerizekalı değilse
bir kaç an vardır hayatında
yok çok gerizekalıysa
bu anların sayısı artar tabii
mesela
inanmak
çoğu kültürde gerizekalılık olarakda görülür

aslında saçmalık ya tamam
bi insan bişeye sorgulamadan inanıyosa gerizekalıdır
durum bundan ibaret
bu yüzden inanç savaşları çıkar
bu yüzden evler barklar dağılır
inanmak böyle bişeydir
inananda gerizekalıdır
ama gerizekalının kelime anlamına gelirsek eğer durum boyut değiştirir tabii
büyüklerimizin aklı evvel diyede tabir ettiği
bu kişilerin böyle olmasına sebep bazen belki
sert bi düşüştür
daha gelişimlerini tamamlamadıkları bebeklik evresinde
bazen genetikdir
ki bu durumda aile de muhtemelen gerizekalı birileri vardır
aklı evvel yada
bazende
tam olarak zekasıyla problem olmamasıyla birlikte
kişi gerizekalı semptomları gösterir
bunun sebepleri çeşitlidir kimileri aşk der kimileri
kimilerini kovalıyım ya
koku gibi bişey
ten gibi
alışmak değil ama
çünkü zaman kısıtlamasına aklınız sırrınız ermez
bi bakış gibi mesela
inanmak genelde bakışla gelir
öyle boktan bişey
çok da anlamlı değil
pek de gerekli değil
egoları geçemez
adı aşk değil
idin boyut değiştirilmiş halinin orospu çocuklarıyız hepimiz ve sen bu yazı
seni lanetledim ben yayınlanamazsın çünkü başklarının idleri bayram yapar
ve benim idim izin veremez buna.

böyle bişey işte.
kısıtlı kelimeyle anlatı(lamayan)lan bir hendek.


ezelden gelen edit :
idimi öpiyim "yayınnnnn"



(7/6/10-dml)

8 Eylül 2010 Çarşamba

dır

dur
nefes aldır
verdir
elimi kaldır
dokunmamı sağla
yürüt beni
merdivenleri çıkar
kapıyı zorla açtır
içeri sok
sürgüyü çektir
üstümü çıkarttır
geceliğimi giydir
bilgisayarımı açtır
ellerime baktır
görmemi sağla
vazgeçir
duşumu aldır
kurulat
saçlarımı tarat
gözlerimin etrafındaki bebek çizgilere dokundur
yatağa oturt
bilgisayarı kucağıma koydur
uyut
uyandır
kabus göster
uykumu kaçır
tekrar uyut
terlet
burnumu kanat
beni uyandır
tuvalete gitmemi sağla
yatağıma döndür
burnuma pamuk soktur
uyut
güneşi doğur
uyandır beni
yüzümü yıkat
ellerime bakmamı sağla
gözlerimi göster
üstümü giyindir
bağcıklarımı bağlat
dokumamı sağla
anlat
anlat
anlat..

7 Eylül 2010 Salı

just fun

Sahip olmak kelimesi sevilmese de
Sahip olunan şeyden binlerce kilometre uzakta
Herrrrşeyden
Ve mesela hiç de önemli değilken
Arka ayaklarının yerinde tekerlekler olan bir köpek
Yada ben çok mu içtim derken tek damla
Alkolün kanında dolaşmaması
Hayat komik
Life is funny…

pört

dans edenlerle oturup kalanların arasından
öyle sessiz sakin de değil
topuklarımı yere vura vura
biraz yürüdüm
biraz koştum
terim burnumu gıdıkladı
hapşurdum
hava sıcak
ay var
mis gibi deniz kokuyor
ben alışamıyorum
aklımda maviler
yeşiller
bir de ...

5 Eylül 2010 Pazar

peter parker

bilim adamları mesela
çizgi filmlerde bile
yada filmlerde
genelde batı ekolleriyle yapılmış yayınlar diyelim yada
(ama bütün dünynaında bunları kanıksadığını
söylemek abartılı olmaz)
kalın camlı gözlükleri olan
saçları başları dağılmış
hep önlüklü
önlükleri olmasa bile arzulanmayan kişi
vasıflarıyla donatılmış insanlar
sebep acaba
birton gereksiz işe ayıracak sonsuz zamanları
ve askeri olsun sivil olsun bütçeleri olmasından mı
yani adamın parası var evet çok
ama o kadar idealist ki
hiç birşey yapmak gelmiyor aklına
hep aynı şeyleri yiyerek aynı şeyleri giyerek
ve kendini sırf işine vererek
yani bu ne demek
akıllı insanlar yaşamaz mı?
yada yaşam akıllı insanların ihtiyaç duymayacağı kadar sıradan mı
her ne ise sonuç
çoğunluğun bilinç altı sonucu
bilim adamları sıkıcıdır
o zaman nerde
mesela
ilk okulda
gözleri ırsi şekilde bozuk ve şişe dibi gözlük
takmak zorunda olan arkadaşlarıyla mesela
(ki asla anlamam çocuk kör mü yani nasıl bir ebeveynliktir o)
dalga geçen çocuklar
gençler
iş arkadaşları
çünkü o bir inek
giyinemez yiyemez içemez
es kaza eline bir yerden bir fon geçse
dünyaları fetheder ama
film de ilk ölen de o dur
yada yenilikçi sinemada bazen
değişir kızı kapar
yada çok yenilikçi değil mi yoksa
bkz.örümcek adam
hepsi bir komplo mu aslında
amerikanın üstümüzde oyunlarımı??

şimdi uzatıyorum ayaklarımı
düşünmek lazım.

3 Eylül 2010 Cuma

pasta e vino

istediğim çok şeyden
pek şeyin bende olduğunun şu an farkındayım
istediğimde bende olmayan az şeyin de hızla avuçlarıma süzüldüğünüüüün
4 metre bir tavan için çok değilmiş
galeriler sadece resimlerle ilgili değilmiş
yerli yersiz kıkır kıkır
teknoloji ne hoş herşey tıkır tıkır
bugün az temizlik çok ders
az güneş çok yağmur
az gürültü çok manzara imiş.
tek olmakda gelen gitmeyen
böyle böyle koccaman
al da ye şimdi bunu dedirten
bembeyaz
altı çikolatalı
kafam kadar
neydi onun adı ya.))

aşk dedi

aşk diye tanımlanan hislerin bütünü
kısır denemez belki ama eninde sonunda bir döngü..
bir insanın bir diğerinden hoşlanması
görüntüsü
evet
sesi soluğu
evet
fikirleri
evet
tik tik tik
sonucum bir çift
geçen zamanların rengi
önce uçuk yeşil
sonra pembe
sonra kıpkırmızı
derken mor
ve nihayet
siyah
kişilerin iki ayrı cinsiyetten olduğunu farzederek
erkek ilişkinin başında en yüksek mertebede
aşıkkk
herşeyi yapabilir
yet
sadece tek kişi için hayatta o
bu mükemmellik hormonunun kokusu onu dahada çekici kılar
hem partneri için
hem çevresindeki diğer insanlar için
derken kırmızının ortalarında
kendi kokusuyla sarhoş erkek
olasılıklara kayar
her zaman olur mu bu?
hayır
çoğunluk bu mudur?
evet
olabilir diyelim yani..
bir de kadınımız var tabii
cefakar ana tanımına henüz çohook uzak
tazecik
kadında olay farklı gelişiyor tabi
daha doğrusu
sıralama farklı diyelim
yoksa olan bitende bir fark yok.
kadın ilişkinin başında tartma mevsiminde
elindeki örneklerle karşılaştırıyor
ne yaptı ne yapıyor ne yapabilir
derken o koku ah o koku
ısıtıyor bir anda bayanımızı
ve o da parlamaya başlıyor
onun hormonu farklı tabii
hem sıcaklık verebiliyor
hem şefkat
doğanın dengesiyle alakalı olsa gerek
o kdr yükseliyor ki o da
etraftaki karşı cinsler gözlerini ondan alamıyor
kim buuu
ve tabii kendi partneride
bu noktada iki cins arasındaki fark
kadının kimseyi göremeyecek şekilde kör olması.)
kimin ona baktığının önemi yok
o ona bakıyor
gel zaman git zaman
olaylar gelişir
kırmızı çürür mor olur
mor küflenir siyah olur
the end..
klasik bir durumdur
herşeyin başlayıp bittiğini insana doğduğu andan itibaren öğretiyorlar
"doğdun!"
öğretmek istemeselerdi hep buradaydın derlerdi.
doğdun
ve bil
bir günde öleceksin
başladı
ve bil
bir günde bitecek!
*
erkeğin bitişe tepkisi
eğer bitiş sebebinde kendi payı varsa biraz geç oluyor
o an için bitiş çok mantıklı geliyor
yani ömrünü doldurmuş bir şeyi sürdürmeye çalışmanın saçmalığı..
peh
çok saçma!
haksızda sayılmaz
mı acaba?.)
süreç bir şekil geçer
eldeki diğer adaylardan en uygun olan seçilir
yada aday onu seçer de
erkek farketmez çoğunlukla
o da doğanın kuralı
ve yeni bir ilişkiye yelken açılır
ah
pardon
Aşk
..
bu süreçte kendini mükemmel bir hak havuzunda bulan
erkek tarafı
yeni aşkında yeni döngüsünün ortalarında
yok yok ortaya gelmeden az önce
bir takırtı duyar
noluyor demeye kalmadan
bir tane daha
bir şeyler tekliyor
ve o zmn dönülüp arkaya bakılır
yapılmaması gereken de tam bu iken
bu dönüm noktası evet ya ortadan önce olur ya hemen sonra
ya pembe ya mor yani
muzip olan kısmı ise
ah o kader adı altında saklanan bütün o hesapların hepsinin küçük oyunuuuu
yeşil kırmızı yada siyah ta olsa belki bir şansı olacak
ama herşey tamamen matematiksel..
nedeni için kız tarafına dönelim
*
kadının bitişe tepkisi
kadının bitişte bir payı dahi olsa süreç değişmiyor
bütün velvele
üzüntüler
sıkıntılar
herşey bir anda buhar oluyor
önce umut geliyor
gidiyor
sonra umutsuzluk
öfke
üzüntü
çaresizlik
sıra değişebilir demek isterdim
ama hayır.)
bir süre bekledikten sonra partnerinin gittiğini anlayan kadın
"oh banane çok da iyi oldu peh!"
durumundan hızla sıyrılıp
nerede hata yaptıma yaklaşık 3 sn de çıkabilir
sonra o sonsuz takipler
yeni çiftin öğrenilişi
bunun yıkımı
bir mutsuzluk süreci
derken sakinleşme
ama içten içe gene takipler
hep bir umut
küçük bağlantıları elde tutmaya çalışmalar
hani belki geri gelmek ister..
derken işte
matematik harikası kaderin küçük hesaplarıyla
tam olarak karşı tarafın işine gelmeyen zamanda
yeni bir hava değişimi olur
böyle çiçekler yeşillikler
ama kızımız yorgun kırgın
inanamaz güvenemez tekrar
ama o da ne
birden güneş açar
tekrar bir şans verilir "aşk" a
bir anda unutulur
eski siyahlar morlar
..
şimdi eldeki iki deneğin farklılıkları zaten su götürmez
ama esas konu farklılıklarıyla uzaktan yakından alakalı değil
konu zamanlama
ve onunda
neyle ilintili olduğu hala tartışılıyor
araştırılıyor
ben içerden biri olarak tabiiki
her türlü gelişmeyi sizinle paylaşıcam
.))

25 Ağustos 2010 Çarşamba

huzursuz

huzursuzluk bazen yaşananlardan bazen de doğuştan gelir şeklinde ikiye bölünebilsede
aslında ikiside aynı merkeze bağlanabilir.
çünkü sonuç bunların geliş yönüne göre değişmez.

huzursuz, hep bir arayış içindedir
huzuru tahmin edilebileceği gibi.
kişiden kişiye değişiklik gösterir ama
insanlarda , işte , ailede , parada , aşkta..

işin garibi huzur bulunur..
aşık olunur
iş bulunur hatta çok para olur
büyük adam olunur aile bile mutlu edilir
hatta aile kurulur..

neden garip.
garip çünkü bu huzur mereti
eğer madde olsa bir nevi uçucu maddedir.
düzenler kurulur..mutluluklar oluşturulur hatta bölüşülür..kişi başına düşen mutluluk..

derken durumun başında huzuru arayan kişi yani "huzursuz" umuzun
huzuru
uçar..

ve tekrar yolun başında eli boş birde bu sefer etrafında o kadar ortakla kala kalır huzursuz.
ama hayat bu vazgeçmek yok durmak hiç yok.
bu sebeple devam eder huzursuz huzurunu aramaya.
ve bu böyle sürer gider
arkada aileler kalır huzursuz..
kişiler, aşklar, işler, kocaman şehirler..
huzur malesef böyle uğursuz birşeydir işte
suç hep huzursuza bulunur ama
aslında çıbanın başı huzurdur.

aklı alır..cebine koyar..uçar..
aklını arayan bir çareninde adını huzursuz koyarlar..
hala aranır hep suçlanır..

21 Ağustos 2010 Cumartesi

sevgiyle eş anlamlı kelimeler

Yalnızlığın abartılmış olduğuna hiç inanmadım ben
Ve hiç sevmemezlik etmedim yalnızlığı
Bağdaş kurup oturmak
Sıcak bir günde hafif bir esinti
Sineklerin bile saygı gösterip gitmesi
Sevdiğin biri için yapılan bir iş
O zaman kalkmaya değmesi o serin gölgeden
Güneşte uzanmak
Başı gölgede tutmak
Gözler kapalıyken yan yana yapılan sohbetler
Arada etrafı süzmek
Hafif bir dalga hışırtısı
Sıcakta sadece onlarda serinlesin diye bahçeyi sulamak
Onlarında teşekkür olarak sundukları o yağmur sonrası gibi koku
Ayakları dizlere kadar ıslatmak biraz serinlik
Kururken kayıp düşen damlacıkların gıdıklama hissi
Eve girince etrafı kaplayan serinlik
Duşun kişinin kendi krallığı olması gerçeği
Aynaların dosttan öte…
Taş verandada güzel bir begonvilin yeşil beyaz Çingene pembeleri altında
İri Kıbrıs üzümleri eşliğinde
Hafif serin esintiyle içilen
Güzel bir kadeh kırmızı şarabın tadının hiçbir yerde bulunamayacağını bildim.
İnsanın çok fazla kötü insanla olup iyilerin değerini anladığını
Çok fazla insanla olup yalnızlığına aşık olduğuna inandım
En güzel sarhoşluklarında içkiyle değil
O öğleden sonra akşamüstü civarı
Hafif kısık gözlerle
İnsanın gözlerini değil kendini şehla hissetmesiyle
Gerçekleşmesi.
Yada çok konuşmakla
Keyifle
Yorulmadan konuşmakla
Tartışmakla
Anlaşamamaktan değil de
Yapacak başka bir şey yok diye daha iyi…
Öyle güzel yerlerden geldim işte ben
Arka bahçem sırf uçsuz bucaksız bağlardı
Ön bahçem mavilerden ibaretti.
Aşk da küçük sarışın bir veletti...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

b.ö.h.

k.m.m.ö....

11 Ağustos 2010 Çarşamba

pembe

eninde sonunda insanı hayatta ayakta tutan şey
korkularıymış
dikkat çekmekmiş dehşete düşüren
ve genede aklını kaybetmesine yol açan
ilgisizlikmiş..
tarih tekerrürmüş
insan yeterince denerse
herkesin eşini bulurmuş
ama herkes bulamazmış eşini
bu da herkesin derdiymiş..
"gelin" demiş kız
"gelin korkmayın
tutun elimden sayın küçük insan
görünür olun
ışığa çıkın
bakın benim durduğum yer ne kadar aydınlık ve size sadece
pembe şekerlemeler ve altından perdeler
çikolatadan çeşmeler
ve müzikten gürültüler vaad ediyorum
gelin kurtulun sayın küçük insan kaygılarınızdan
yargılarınızdan
benim size vaadim değişmedi
fazlası herkese hep fazla idi
yeterinizle memnun olun."


"
not:okumadı dml
okumuyor artık dml
biline..
"

gene birgün huzur avımdan gururla dönüyorum..

Yes indeed I'm alone again
and here comes emptiness crashing in
it's either love or hate
I can't find in between
cause I've been with witches
and I have been with a queen

it wouldn't have worked out any way
so now it's just another lonely day
further along we just may
but for now it's just another lonely day

wish there was something
I could say or do
I can resist anything
but temptation from you
but I'd rather walk alone
than chase you around
I'd rather fall myself
than let you drag me down

it wouldn't have worked out any way
and now it's just another lonely day
further along we just may
but for now it's just another lonely day

yesterday seems like a life ago
cause the one I love
today I hardly know
you I held so close in my heart oh dear
grow further from me
with every falling tear

it wouldn't have worked out any way
so now it's just another lonely day
further along we just may
but for now it's just another lonely day

3 Ağustos 2010 Salı

ev arama işini uluslararası boyutta genişleterek
kendimi çığır açmış sayıyorum
ufak tefek
heyecanlı
azlı çoklu
yorgun
belli belirsiz
pişmaniyeliyim

öa

"insanlar gelmeleriyle yalnızlıklarını dagıtanları severler,gitmeleriyle kendilerini yalnız bırakanlara aşık olurlar"

felix

08 Haziran 2008 Pazar
non ne posso piu...padronissimo..


rüzgar var
aksam yıldızlar gözükmüyor.
garip bir şehirde yaşıyorum.
insanlar canlıları öldürüp ardına bile bakmıyor.
garip bir yer.))
ben felix
her sabah uyanıyorum
yüzünü görebileceğim bir yere oturuyorum
ve bekliyorum
yemeğimin kokusu gelmiyor
uyan ve beni besle
gözünün ilk kıpırtısında daha çok yaklaşıyorum sana
sabaha kadar gelen her mesajı hissediyorum
sen uyuyorsun.
kokundan ruh halini anlamaya çalışıyorum
duruma göre ya öperek uyandırıyorum seni yada
sadece bakıyorum
eskiden üstüne atlardım ama artık yaşlandım.
uyanıyorsun bana bakıyorsun
sende büyüdün sanırım
eskiden kızardın ben sana seslendiğimde şimdi dinliyorsun
istediğimi yapıyorsun
ne istediğimi anlıyorsun.
sonra beraber tuvalete gidiyoruz
sen evden çıkana kadar seni takip ediyorum
sen gittikten sonra üzülüyorum biraz
söyleniyorum
ama çok değil
apartmandaki beni anlamayan diğer insan lar kızmasın diye..
gün boyu evde dolanıyorum
yerde yürüyen karıncaları eziyorum
bazen ısırıyorlar beni büyük kafalı olanlar
o yüzden sıkılıyorum
sinekler giriyor içeri bu mevsimde
onlarla oynuyorum
ama çabuk sıkılıyorlar
hemen yere düşüyorlar..
neyse..
yapıcak iş çok
anne evdeyse balkonu açıyor bana
balkona çıkıyorum
kuşlar aşağıda küçücük gözüken kediler köpekler
onları izlemek de zevkli
gerçi birkaç düşman kargam var
çok umursamıyorum ama
korkunçlar.
neyse zaten hava fazla sıcak bugnlerde
o yüzden içeri girip serinlemek daha iyi oluyor.
lanet
suyum bitmiş
anne de çıktı
ne zaman gelirsin acaba
odamızı seviyorum sevmediğimden değil
ama bütün günü burada geçirmekte pek zevkli değil
neyse en iyisi uyumak..
yaşlandıkça zaten sıcagı seven ben daha da alıştım buna sanırım yorganın altındaki küçük bombe benim evet.
apartman kapısımı açıldı?
evet
koku sensin
ayak seslerindeki ağırlık da senin ağırlıgın
sonunda!
kapıda kilidin tıkırtısı
şeklimi bozmuyorum
sabırsız görünmek istemem
ve sonun da oda kapısı
umarım küçük bombeyi farkedersin ezilmek istemiyorumm
tabii edersin
kafamı tutup alnımı öpmeni seviyorum ama en çok çapaklarımı temizlemeni..
ama yüzüm ıslandı
n'oluyor?
gözlerin oldugundan büyük
kokunda gergin
mutsuzsun
yüzün ıslak
susadım evet
ama biraz seninle ilgilenmem lazım sanırım
yataga oturup bana bakıyorsun böyle durumlarda
birşeyler söyleniyorsun
sesin de gerginlik var şikayet ediyorsun mutsuzsun
biraz şımarıklık yapıyorum sana
bu keyfini yerine getirmeli
yüzün tekrar ıslanmaya başlıyor sesin inlemeye dönüşüyor
hayır bu iyi olmadı
gelip kucagını yokluyorum bana sarılıyorsun beraber yatıyoruz
sesin inlemeye dönüşüyor sesindeki tınılarsa aglamayı andırmaya baslıyor böyle durumlarda
özenle yeni temizlediğim tüylerimi ıslatıp pisletiyorsun
ama napalım
sonunda nefesin düzeldi
beni okşuyorsun
evet o tüylerin öyle olması için temiz kalması lazım bayan
biraz uyuyalım
kalkınca herşey yoluna girecek
sen geldiğinde ben hep burda olacağım
merak etme..
uyanınca bana bakıyorsun
kalkıp mutfaga gidiyorsun ve lanet su içiyorsun!
derken sonunda(!) kapıdaki ben farkediliyorum ve bana da su koyuyorsun
teşekkürler küçük hanım
yemegide tazelesek fena olmaz
sonra sen renkli ekranının başına oturuyorsun
bende yanına
bu alet feci başımı ağrıtıyor sen nasıl katlanıyorsun?
neyse ben uyuyorum..
..
kapı!!
baba geldi anne geldi
hoşgeldine gidelim
babayla spor yaparız biraz
seviyor benimle spor yapmayı
sonra onlarla salondaki renkli ekranı izleyip uyuklarım biraz o kendi yatmadan önce senin yanına koyar beni zaten
iyi geceler babaa
hey!
sen bensiz yatmışsın!
neyse ayak ucundayım
tekmeleyeyim deme
üşürsem gelirim yorganın altına şmdi böyle iyi..
tatlı rüyalar..

Gönderen dflx zaman: 14:52:00

2 Ağustos 2010 Pazartesi

BOB

ilki, sonu yada teki olmayabilirsin.
önceden sevdi sonradan tekrar da sevebilir.
ama eğer seni şimdi seviyorsa başka neyin önemi var?
mükemmel değil-sende değilsin
ve ikiniz birliktede asla mükemmel olmayabilirsiniz
ama eğer seni güldürebiliyorsa,
iki kere düşünmeni sağlayabiliyorsa
ve sana insan olduğunu hatalar yapabileceğini kabul ettirebiliyorsa,
ona sarıl ve elinden gelenin en çoğunu ver.
günün her anı seni düşünmüyor olabilir,
ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecek-kalbini.
Yani onu incitme, onu değiştirme, analiz etme
ve sana verebileceğinden fazlasını bekleme.
seni mutlu ettiğinde gülümse,
seni sinirlendirdiğinde göster
ve yanında olmadığında özle.

30 Temmuz 2010 Cuma

mutluluktan uçuyorum

bir koşturma içindeyim
oraya git oradan çık buraya buradan şuraya
ama hepsi tatlı
birde aldığım gaz var öncesinde
beni 'bir yıl idare eder'
.))
ay sonuna 1 gün var istanbulda hava sıkıntılı ve kapalı
ama sıcaklık mevsim normallerinin
altında seyretmekte
en iyisi giyinip çıkmak dışarı
ve işlerime koşturmak
lakin
keyfim yerinde
herşeyi yapabilirmişim gibi hissetmekteyimm

24 Temmuz 2010 Cumartesi

istanköy

bulutların üstünden uçmayı seviyorum
hani dünyadan kabuktan bir kopukluk hissi veriyor bana
o eski peter pan filmini hatırlatıyor
wendyle peterın buluttan bir kaydıraktan kayışını
sanki uçak bulutların üstünde bozulsa düşmezmiş gibi
sadece seker bir kaç kez ve durur
sonra acil durum kaydırağı açılır
insanlarda kayarak inerler beyaz yumuşaklığa
tek problem hepsinin bir süre sonra boğulacak olması
aklıma hep bunlar geliyor
hep aynı düşünce dizini ben bulutların üstündeyken
ve bulutsuzken hava mesela dünkü gibi
uçmak sıkıcı
şehrin ışıklarına varana kadar
o zamanda enteresan
hislerim akşam normalde karşıya geçmek için 3 saat beklediğim
yolların açık olmasında yaşadığım hislerle aynı
sadece
yukarıya bakarsam
yol aydınlatmalarına
o zaman sanki başka dillerin konuşulduğu yabancı bir şehirdeyim
çok alıştığın bir resme
hafif gözlerini şaşı yaparak bakmak gibi
bir adım geri çekilmenin dar alanlardaki yolu..
gözlerimi şaşı yaptım
görüntüyü bulandırdım
üstümde aldığım onca ağrı kesicinin verdiği bir umursamazlık var
bir sakinlik
normalde umursamaz görünen
ama içten içe kendini yiyerek bitiren bir yalancı için
nadir bir an
ben o değilim
bu değilim
şu değilim
bunu asla yapmam
şunuda
e tabi onu da
öğütler kendine bol bol
kesin konuşma
geleceğe dönük konuşma
olur çünkü herşey
yaparo herşeyi
biliyorum bunu
yalancı olmamak için gelecekten konuşmamak lazım
ama tabi
yalancı olmayı problem edenlere işler bu kural
problem etmede
"ben yalancı değilim" yada "ben yalan söylemem"
den sonra başlar..
çok güneşli
bol sulu
az bezli
sıcak bir bodrum
hayalimle uzaktan yakından alakasız
ben yokum hayaldeki çünkü karşımda başka biri
mor bir elbise var üstünde
enine yaldızlı çizgileri var
straplez
bakışları soğuk
sesi sert
içi sakin ama
duruşundan anladım
pişmanlıklardan bıkmış
uykusunu geri istiyor
ve bunun için herşeyi yapmaya hazır
cesetleri çürümüş
kokousu geçmiş
yenilerini yaratmaya hevesli
sırf biraz uyku için.

yakın uzak az çok uzun kısa
ne olursa olsun
sonunda
bir maviye uzanan iki kol gördüğümde birbiriyle oynaşan
içim rahatlıyor
ve bir şehrin kokusu içimi sarıyor
bu kadar mı tatlı?
döndüğüm döneceğim yer belli
...





geçen gün bir kızla tanıştım
starbucks ta yer kalmamıştı
benim masama oturup oturamayacağını sordu
olur tabi dedim
çantamı aldım
büyük bir çantası bir de laptop çantası vardı
sanki iş arasındaymış gibi de bir hali.
kitap okuyordum devam ettim.
sonra benimle konuşmaya başladı
enteresan bir hikayesi vardı
ama şimdi belim ağrıyor çok
sonra anlatırım..

22 Temmuz 2010 Perşembe

i think i should know

l-o-v-e is just another word i never learned to pronounce.

want

not a happy end but a new begining.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

sevdiğim şeyler arasında
genelde sevilmeyenlerden itinayla seçtiğim
buranın bu inanılmaz sıcağı
çeşit çeşit örümcek
yosun kokusu
yıldızlar altında küçücüğüz
ve lanet ezan yok!
ohohmis

13 Temmuz 2010 Salı

me myself n I

ben bana güldüm geçtim gittim yoluma..

yıllar sonra bir gün rastladım ben kendime

ah keşke görmez olaydım
inanamadım gözlerime..

ah dostum
ders almadın hiç başına gelenlerden
..

8 Temmuz 2010 Perşembe

my funny valentine

my funny blue valentine
you make me smile with my heart

ay sonu
fotoğraf makinem
yol
gidiş geliş
gülmek
karın ağrısı
kriz
diş
güle güle
aklına gelen ilk üç kelime
when you open it to speak
kadife
toz
güneş
öğleden sonra 3
not if you care for me
eskitilmiş ahşaplar metaller
yeşil
serin sıcak
audrey hepburn
vazgeç
gitme
kal
saç sakalı karışmış adam
pritt
kusmak
ve ben vazgeçemem ondan üzgünümm
maviler
pembeler
mor
itici
bu gecikmişlik hissi
ve ucundan yakalama paniği
bir ferahlık
acabaların oranı
azalışı
tek
happy birthdayyy
what ever possess me came from the blue
ah
güle güle lerle başlayan
başlangıç
bir deri grup
serin
çimenler
havuz sesi
sakin
duymadıklarım
duyamadıklarım
umursamadıklarım
hayat..

6 Temmuz 2010 Salı

yeşilay

özür dilemek geldi bugün içimden.
bikaç resim böyle
öf
sonra geçti
ama içim bi yeşil böyle
sızım sızım
yeşil hastalık rengimi hımmm

bi yaş daha yaşlı

hepi börtdey

3 Temmuz 2010 Cumartesi

its cool

iki mavi boncuk
iki mavi bilye gene
damarları arasında
ton ton mavinin
tek sevdiğim mavi hayatımda
enteresandır
gitmek artık yakın mesafeleri çağrıstırırken
aklımda kalanlar hep maviler.
gerçekten sevilmemesi birşeyin
değerinden ne kaybettirir
enteresan kısmı budur belki
bilmiyorum
güneşin altında
masmavi bir havuza giriyorum
gözlerimi kapatsamda güneş gözümde
aklımda
hiçbirşey yok maviden başka şimdi
su sesi
su rengi
su kokusu
havuz sevilmezken
denize hasret metreslerle oynaşmak gibi
ama evimden de gidemem
evi olmayan birinin
en cesur lafı.
şimdi iyi herşey
rüzgar esip esip duruyor
önemli değil
saçlarım kısa
ama sürekli yönü değişiyor
bu bir problem
çünkü hiçbirşeyin bir önemi yok benim için
düşüyorum
kimseye ses etmeden
tutulmak istemiyorum çünkü
düşmek zevkli.)

30 Haziran 2010 Çarşamba

'allah belanı versin' le gezerken

düşmüş.

28 Haziran 2010 Pazartesi

10 dakika


sürekli bir itiş kakış içinde
biraz susmak gibi
kollarımı neden böyle koydum diye yana doğru bir göz atmak gibi
hah tamam o da öyle duruyo gibi
ben şimdi bunları neden düşündüm derken
geçmişin hep pembe bulutlarla kaplı olması
gibi
ama tepemizde en karalarından
kiminin bana hala bir cesaret çocuk demesi
çoğunun cahil bellemesi gibi
yürüken dal gibi hissetmek gibi
uçarken görmek rüyalarda
ama aslında merdivenlerden düşmek
8 de açılan telefonlar 3 te atılan mesajlar
aklımda gene taksimin arka sokağında bir merdivenin dibinde oturmuş bir kız
bir diğerinde içerdeki salondaki koltuk
adım yok aklımda
ve zaman biraz uçucu gibi
aynı tutmayan frenler ve
son harfi yazılmamış kelimeler gibi
zaman geliyor ben biliyorum
ellerimin uzantısı parmaklarımın ucu
bu tuşlara basmamalı artık
gözlerim bakmamalı benden öteye
ışık beni rahatsız etmemeli artık,
ve dilimden son dökülen sözler
biraz öncekiler olmalı
..
hayatı yorumlamak bana düşmezmiş gibi
herkes herşeyi bilmek zorundaymış gibi
ve hayat tekrar
bir mış gibi yapma sanatı
ve ben bacağımı kıralı çok zaman oldu
o zamanlar
kimse yoktu el veren
hala yok
ve insaın en inandığı dağlarmış eninde sonunda karlarla kaplanan
ve çığ kaçınılmazmış eğer 25 inde 40 civarındaysan
bir kişinin ölümü kaç kişiyi etkilerken küçük topluluklarda,
genişlerinde milyonların ölümü ninni gibiymiş
siyah sularmış aramızdakiler
ve senle ben hiç bir olamazmışız sırf bu sebepten asla arkamı
dönmeyeceğim en yakın arkadaşımmışsın
..
olmazlar belkilere dönüştüğü zaman
güneş söz dinlediği zaman
eller sebepli titrediğinde
ve çiçekler basılamayacak kadar güzel olduğunda tekrar
ben kirletilmemiş bir beton parçası üzerinde
kendi kanımı akıtırken
sadece aradaki deniz kabukları tuzdan başka birşeylede tanışsınlar diye
yorgunluk artık sözlük anlamı olmayan bir davranışken
ve gene bir bank beni ygane anlıyor dediği insana kendini anlatmaya çalışan bir insana şahit olduysa
ve daha beteri kişide buna şahit olduysa
zamanın durduğu anlar bir anda teke düşer
ve farklı birşey için çağırır o zaman arkadaşlar
.
hepsi birbirini tanımakl isterken
o herşeyi bilmek isterken
öbürü sadece biraz zaman derken
peki ya ben diyen küçük şımarık bir çocukla aynı odada
ve hala sorar umursamaz küçük insanlar
"neden?.."
neden sevmem cocukları
hayatım onlardan biriryle geçiyor.
zor.
hayat.