26 Aralık 2008 Cuma

o... çocukları

dml o... çocukları filmindeki ve diğer o dönemi yansıtan film ve dizilerdeki asıl o... çocuklarının bütün 68-78 kuşağı polis ve devlet görevlileri o... larında bizzat onların anneleri olduğunu düşünüyor..

25 Aralık 2008 Perşembe

just like that

There must be an angel with a smile on her face,
When she thought up that I should be with you.
But it's time to face the truth,
I will never be with you.

23 Aralık 2008 Salı

hoşgörü

birlikte olmak
bir ömür iki kişi
kollanması gereken
merak edilmesi gereken
bakılması gereken
dayanılması gereken
bir kişi.
evet birliktelik böyle birşey.
ama şöylede değil mi
hoş gör sevgilim..
hoş görebilir misin beni?

22 Aralık 2008 Pazartesi

35

kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
bir namazlık saltanatın olacak.
taht misali o musalla taşında.

21 Aralık 2008 Pazar

hafifmeşrep

evin salonunun geniş camından marmarının boğazının tüm renkleri seçilirdi oysa iyi günlerde..
ama dendiği gibi iyi günlerde sıradandır herşey
kişinin iyiliğinden kaynaklanan yanılsamaları hariç..
güneşin bahçedeki yükselmiş çınar yapraklarından kurtulan ve halıya saplanmış mızraklarının ışığında tozlar dansediyordu.
evet.
kadife toz tutar.
kadife toz göstermez ama tutar
yumuşaklığı insanı aldatır
parlak renkleri kendine çeker
ama ağırlıgının bir sebebi vardır
kadife gerekli gereksiz herşeyi içinde tutar..
yıllar geçer koyulaşır..
ağırlaşır
yıkansada hafiflemez veya açılmaz tekrar
kaliteli kadife
kaliteli şarap gibi
yılları giydikçe üstüne
ağırlaşır..koyulaşır..
...
salonun bu kısmını hiç böyle düşünmediğini düşündü kız
ve bunu düşünür düşünmez düşünmeyi düşünmenin
ne kadar melodik geleceğini düşündü kulağa;
"düşünmeyi düşünmek.."
sesi çatlakmı çıkmıştı biraz
kulaklarının kızardını hissediyordu
alnının basınçtan zonkladığınıda..
ama renkler
ve danseden tozlar..
salonun o kısmına hiç böyle bakmamıştı..
deniz hiç gökle bir olmamıştı..
..
gözlerini kapattı..
ve döndü..
..
gözlerini açtı..
dünya normal di gene..
ve birden gene normallik üzerine düşünceler fikirler..
nedir bu yorgunluk bu yogunluk herşeyin herkese göre değiştiği bir yer..
ve aptalca inanmaya çalışmak topluluk...olmaya.
..
uzakta tankerler vardı ..saat bir buçuk civarı olmalıydı
yavaşça doğruldu..
baş ağrısı
ve ona köşeden sağdan soldan kapı arkasından kıskıs gülen şişeler bardaklar..
cama yaklaşıp çerçeveye dayanan alın..
serinliğin en çok tahrik ettiği bölgeler göz kapakları ve yüzünden akması serin suyun
yumuşacık bi bornoz
ve kapıyayıgılmış ekmek süt gazete tepeciği..
beni seç beni seç...

12 Aralık 2008 Cuma

hi there

kendimle ilgilenmekten
seni unuttuğum anda başladı sanırım vicdan azabım
demek isterdim
ama ben dahil "insan"lık bu malesef
dedi ve döndü gitti kız
arkasında kalan tek bacaklı ıslak yaratık
vicdan
iki kere zıplayarak bana döndü
"selam"

2 Aralık 2008 Salı

zor iş

beni üzen sen
teselli veren sen
kurtulmayada çaban yok
ben neyinim?neden ben?
kaçıp gitsem uzaklara
bilirim beni bulur
ne benle mutlu olur
ne bensiz huzur bulur.

12 Kasım 2008 Çarşamba

..
...
..

7 Kasım 2008 Cuma

he s just not the same

saatler
günler
aylar
yıllar
sonra

gülümsemenin kıvrımlarını çözmek
uzun kalın çoraplar giymek
eski arkadaslarla bulusmak
insan beğenmek
beğenmemek aşağılamak
kilo vermek
topuklu ayakkabı bakmak
almak
giymek
çizme koleksiyonu
çizme giyebilecek incelikte bacaklara sahip olduguna memnun olmak
kedisine gün be gün aşık olmak
sokak çocuklarıyla arkadas olmak
onlara yemek alıp kendi aç kalmak
hayata ikinci bi şans vermek
ve onun verdiği şans içinde teşekkür etmek
..

bağırıyor
hemde
ağzından tükürükler saçarak
anlatıcak bişeyleri var
sessizce bakıyorum
gözleri yerinde duramıyo
gözüme bakamadığından değilde
gözüme bakamıyacak kadar çok şey düşündüğünden
alevler
kafasını çoktan sarmalamış oldugundan
elleri kolları havada uçuşuyo
anlattıkları mantıklı
mantıksız..
araya girmiyosun
yanlış bi zaman diyosun
yanlış bi zamanda burdayım
susmuyo
çok kızdırmışlar
sakinim
susmasını bekliyorum
o sesini yükseltiyo
hedef benim artık
sessizliğimi daha da derinleştiriyorum
gün ağırıyor
nasıl bu duruma kadar geldiğini düşünüyosun?
nerde yanlış yaptıgını
ayna çok soguk geliyo ilk defa
ve sözler bıcak kadar keskin ve anlamsız.

22 Ekim 2008 Çarşamba

çıkış


çıkmak ve türevleri..

20 Ekim 2008 Pazartesi

görmeye yeni yeni başlıyorum
eskilere tutunup kalmıyorum
topladım valizimi gidiyorum

17 Ekim 2008 Cuma

yeb

shoot me on my foot, no you shoot you on your foot.....c'est toujours la même ritournelle..

16 Ekim 2008 Perşembe

nights in rodanthe


dün d&r sağolsun davetiyesiyle Nights in Rodanthe(sevgi fırtınası) isimli güzide filmin ön gösterimine gittim ama açıkcası bence başrollerinde richard gere ve diane lane in oynadıgı ve yılın en romantik filmi gibi iddalı bir de yorum topluluğuyla gösterime girmeye hazırlanan bir film için oldukça başarısızdı..
böylesi başarılı oyuncuların bu kadar abartılı gerçek dışı rol yapması üçüncü sınıf filmlere bile taş çıkartıyordu.elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen lane ve devamlı bir ken edasıyla gergin bir şekilde ortalıkta dolanan gere ve onun duygusal iniş çıkışlarının abartılı ama çok abartılı aksedilmesi.
hani çok insafsız yorumlamamak için acaba yönetmenin amacı bu mu dedim ilk başta
ama yok yani olamaz öyleyse bile abartılı tiyatral replikler gerektiren bir film değil bence öyle olması istendiysede filmin kalanında bu bütünlük yok.
bir de film nicholas sparks ın kitabından uyarlamaymış kitabı okumadım
ama şuan okumayı planlıyorum acaba o da bu kadar kötü bir tat bırakıcak mı diye..
çünkü senaryo desek
sığlık sınırının bile altındaydı, tahmin edilebilir diyaloglar, beklenen gelişmeler, kaçınılmaz son.
görsel efekt ses de kullanalım demiş bir yerden sonra kurgucu
ama sözde romantik filmimizde türkiyede filme ismini veren fırtınınanın dahi senaryoda sadece kıytırık bir gece sürmesi filmin toplamında ise 15 dkyı bulması onunda başarısız oldugunun kanıtı..
Film boyunca ama şu da iyiydi diyebileceğim tek ayrıntılar
mükemmel doğa ve manzara ve tabiki araba çekimleri (bir lastik reklamını aratmıyacak şekilde yol çekimleri)ha tabi bir de gere in yakısıklı oglunu oynayan james franco..)
filmin sonunda iyiki davetiyem varmış dedim ben
çünkü bu filme para verip gelseydim gerçekten üzülürdüm..
dolayısıyla tavsiye etmiyorum.)
eve gelince bu tecrübeyle ilgili aklıma takılan tek şeyin sahildeki ev gerçekten varmı yoksa film için mi yapılmış yada varsa gerçekten otel amaçlı mı kullanılıyor gibi sorular oldugunu görünce yapımın reklamla ilgili amacına ulastıgını farkettim.))
ve internette küçük bir araştırma yaptım

ve bunun sonucunda filmde göz alam mavi panjurların aslında eve ait olmadıgını görmek beni üzdü.rodanthe sahilindeki bu enteresan sahil evinde (bana göre rüzgarlı bir sahil için cesur bir kat sayısı ve yüksekliğine sahip-mimar bakışı:)) ) 2 yıl önce çekilen filmimizin ardından
malesef artan fırtınalar sebebiyle fazla okyanus erozyonuyla karşılaşan yapı şu an kullanılmaz halde ve yıkılıp okyanusa karışmayı bekliyor..
ne yalan söyleyeyim buna üzüldüm
ama zaten o adacıgıda yakında okyanus yutar en azından elimizde dökümanter değerinde bir film var..
film de bir işe yaramış oluyor:P

12 Ekim 2008 Pazar

ö.h.

beni özene bezene
yaratan kim?sen
ne yapacağımıda
yazmışsın önceden
demek günah işleten de
sensin bana
o zaman nedir o
cennet cehennem ?

kim senin yasanı
çiğnemedi ki söyle ?
günahsız bir ömrün
ne tadı kalır söyle
yaptığım kötülüğü
kötülükle ödetirsen
eğer
seninle benim aramda
ne fark kalır ki

söyle..

10 Ekim 2008 Cuma

stepping stone

But I will never be your stepping stone
Take it all or leave me alone
I will never be your stepping stone
Im standing upright on my own



bu kadar içten ve güzel olabilir bir parça sanırım

tekrar tekrar dinleyen benn..
2gündür düşünüyor epey
doktorları sorguluyor
elindekilere ellerine bakıyor
doktor odası
sıradan bir dahiliye muayenesi
gülümsüyor
"aa deyin lütfen"
aaaa
şaşıran bir doktor.)
gülümsemeye değer..

9 Ekim 2008 Perşembe

ehehehehe

bişiler çarptı gözüme:D
çok güldüm çok çok çok
cnm ya iyiki varsınız:D
salakcıklar
daha yemeyin
o bilekler ne kdr kalında olsa o kiloları kaldırmaz kanımca ve tabi kaç kup onnar anacımmm.))))))))))))

3 Ekim 2008 Cuma

iyilikten maraz doğar



iyilikten maraz doğar

iyilik yer yer uzağım yer yer yanındayım dediğim bi kavram
ama bana sorarsanız hiçkimse kosulsuz bir şekilde kendini iyi olarak kabul etmemeli tanıtmamalı..
"merhaba, ben iyiyim"
iyilik de türkçedeki bir çok kelime gibi çok yönlü bir kelime
"ben iyiyim"
ve
"ben iyiyim"
iyi olmanın göreceliliğini getiriyor benim aklıma direk
bir iyi hissetmek var
fiziki ruhi koşulsuz iyi olmak
birde çevreye karşı iyi olmak var
işte bu ikinci koldaki iyilik kavramından başlamak istiyorum:

çevreye karşı iyi olmak
iyi davranmak
iyi şeyler yapmak
iyi şeylere vesile olmak
yada bunların hepsinin aksi
yada bunların hepsinin sadece oldugunu var saymak kendini kandırmak
başlangıçtaki iyilikten maraz doğar özlü
sözümüz..
çok iyilik yaptım bu yaz
ve
az iyilik gördüm
yaşımla orantısız bir noktada buldum kendimi şuan önümde
5 seçeneğim var
dosdoğru gitmek için
bunlardan biri bende geri dönülmez yaralar açabilir benim onda önceden defalarca açtığım gibi
biri beni ya çok mutlu ya çok mutsuz edebilir, önceden denediğim gibi ama değişebilir ama kesinlikle cevremce kabul edilmez..
birini denedim..beni mutlu ve mutsuz etti şmdi mutsuz ediyor..vazgeçtim sanırım
diğeri başka birtanesiyle ilintili çok fazla kayıp vaadediyor ve kısıtlı yerler..
bir başkası bana tam uygun istediğim şeylerin hiçbiri aşırı değil onda ama fazla mı mantıksal?ve o da şimdiden kaybetmiş oldugum biri olsada kaybını sabitlememi garantilememi sağlıyacak birinin..

durum böyleyken..
benim kendimde olmam lazım
kendimde olmam
için önce kendime iyilik yapmam lazım
herşey ben de saklı
herşey bana bağlı
kendi hayatımın kilit noktası gene benim
bu iyi bir şey sanırım..
pek çok kişi bu lükse sahip değil..
kendi adına karar verme lüksüne..

neyse konudan uzaklaşmadan gene dönelim
çok az iyilik gördüm diyordum ama
çoğu zmaan dediğim gibi olmuş la ölmüşe çare yok..
iyiliklerim yanlarına kar kalsın kötülük gördüklerimin
ben o "iyilik"leri yaparken zevk duydum eğlendim
benim sayemde kazandıklarıda yanına kar kalsın..
bana bir faydası yoktu zaten..
..

bir de iyi olmak konusu var
iyi hissetmek..
bu haftasonu iyi hissettim
biriyle arkadaş oldum
dertlerimi anlattım
onunkileri dinledim
karşılıklı rakı içtim
beraber denize girdim
taş sektirmeyi öğrendim!
.)
arabayı yolun kıyısına çekti
indik kaputa oturdum
uçsuz bucaksız bir deniz
maviliğinin gözlerime bulaştığını hissettim resmen
bir anda ikimizinde gözleri o deniz kadar derin baktı manzaraya
ikimizinde aklında başka yerler ,başka şeyler ,başka kişiler..
planlarımdan bahsettim yeni arkadaşıma
çoğuna güldük beraber
bazılarına takma kafana dedi..
anılarını dinledim
her taş her koy her gökyüzündeki anısını dinledim
güzeldi..
bir diğer gün bindik arabaya uzak bir koya gittik
giderken dağlar çok güzeldi
kendimi bu yaz çok hissettiğim gibi küçücük hissettim gene
kemerini tak dedi
gülümsedim
hoşuma gitti
gene dağlara daldım
dağın eteğinde boş bir ev
yarım kalmış
küçücük o da
aklım olasılıklara gitti, orada yaşıyanlara, yaşamayanlara, yaşamış olabileceklere gitti aklım
gittim geldim..
güzeldi..
güzel güzel giyindim
bol bol denize daldım gittim
gene mermer bir gökyüzünde ,ama bu sefer boguculuktan uzak ve yer yer yol vermiş güneşin altın mızraklarına yere saplanmaları için,
tavşanlar yakaladım
ve elma şekerleri
artık beni takip etmiyordu.

mezarlığa gittik.
oturduk şarap içtik can suyuyla sohbet ettik..
özendik..

ben bu yaz..ben bu yıl..
ben bu ..
iyiydim ya..
iyi davrandım
doğru söyledim
saf kaldım..
marazları da yemişim..
olmuş la ölmüşe çare yok.
bu haftasonu ise
kesinlikle
iyi hissettim..

dml
30.09.08

2 Ekim 2008 Perşembe

cy

en uzak mesafe ne afrikadır
ne çin, ne de hindistan
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan
en uzak mesafe
iki kafa arasında ki mesafedir
birbirini anlamayan

1 Ekim 2008 Çarşamba

günaydın

buz gibi bi yatak
nasıl souk burası.)
güneşe çıkmam lazm
dün çok güzeldi
sabah kalktım ölümüne alçak bir gökyüzü
gökyüzü sanki mermer bir salon gibiydi bebeğim
ve insan altında yürürken her an hangi tarafın yer yüzü oldugunun bilincini kaybedicekmiş gibiydi
o kadar alçaktı
hava garip bir sıcaktı
küçücük hissettim kendimi denize yürürken
sağımdaki kocaman dağlara baktım daha da küçüldüm
arkalarından hızla kayıp giden bulutların görüntüsüne kitlendim bi an
çok güzeldi
sahile indim
çok kişi yoktu
güneş te yoktu
ama bulutların arkasında oldugunu belli eden bi parlaklık vardı
kendimi başarılı bi yönetmenin
karamsar avrupa yapımı bi filminde gibi hissettim
hani zamansız dönemsiz filmler vardır ya
şemsiyler muhakkak çizgili
mekanda mutlaka ıssız bi kumsal bi deniz topu bi şezlong ve onun üstündede kocaman şapkalı ve kocaman gözlüklü bi kız vardır
kitap okuyan okyanusa karşı
kitabım gözlüğüm tamam
okyanusa nazı r değildim evet
ve kumsalda bnden baska bi kaç kişi daha vardı aama aldırmadım
güneş geldi gitti
ortam hep hafif loştu
yanmışım hatta biraz.)
çok gerçek üstü geçti sabahım yani..
kitabımdanda keyif aldım
zewkle merakla okuyorum
ondanda melankolik oldum heralde sabah
ama aklıma hep çok güzel sahneler geliyo
sanırım o gün gitmem gerekmese bütün gün oturabilirdim o şantiyede.)
ama güzel sahneler sırf size hususi değil efendim
baska sahnelerde var
.
ojelerimi beğendim
dün biri bana dosdogru tikimisin dedi
çok gülüyorum bu soru ya
tikimisin
tokai,çakar çakmaz çakan çakmak
tikky tombo kalem
çok fena ya:D
vericek cevap da yok
yok deilim desen inkar en byük kabuldür
ama değilim bnce
ben deli değilim
..aksamım çok güzel geçti
gerçekten bi meyhanede
ama öle nevizadenin deeri abartılmış ortam malı olmuş meyhanelerinden değil
bildiğin meyhane
balığını yandan alıyosun
onlar yaparken mezen rakın geliyo
müzik desen..
ilk 1 buck saat ezginin günlüğüydü sırf bence.)
bir ihtimal dha var ardından bide eksik bişey
bide beyrut patlatınca
püü dedm mesaj atiim şu çocua
ama uyudugunu tahmin ettim daha atarken..
çok keyifliydi aksam işte..sonra film festivalinin son filmine yetştik izledik..sonra gümbetten kaybola kaybola eve geldik
malum ben alkollü
yakalanmyalm
gelince bi yamur
önce tv gitti
sonra telefonlar
en son elektrik
bizde yattık.)
sora elektrik geldi
biraz bilg derken sızmısım..
budur.
günaydın

21 Eylül 2008 Pazar

bence

BENCE SEN DE SIMDI HERKES GIBISIN

Gözlerim gözünde aski seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence simdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçiyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktim da iste iyice
Anladim ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karisti simdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de simdi herkes gibisin


334 (1918) - Yaz - Kadiköy

Gönlümle bas basa düsündüm demin;
Artik bir sihirsiz nefes gibisin.
Simdi tâ içinde bombos kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karisip sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artik sen de herkes gibisin.


Nazım Hikmet Ran

15 Eylül 2008 Pazartesi

made up

gerçekten karar verince
insanın önünde pek bişey kalmıyo
çığlık çığlığa
her istediğini hiç konusmadan yapabiliyo
bir kız gördüm
küçücük kocaman gözlü
sol kaşının üstyünde boyuna bi yara izi var
kimbilir hangi dedesinin evindeki mermer
masada yarmıştı küçükken
boyum ondan çok uzun bana dik dik yukarı bakıyo o yüzden
elleri yumruk
soru neden
ve inatçı kocaman
inatla bakıyo
hırs sız
ama inatla
o o şekeri yiyecek.)
afiet olsun madem..


when your mind's made up-Glen Hansard%Marketa Irglo

plus

çok az insanda gördüğüm bişey
beni tanımaları

çoğunu hatrlamıyorum o az insanında hatta
sadec e anlar böyle gene an an gelen akla
beni bildiklerini küçük hareketlerden anlamalar
kaçıcapımı öğrenmeler mesela ufaktan.)
buna önlem acele etmeler
neyden sogudugumu
neye ısındıgımı çözmüş olmalar hafiften
garipçe vazgeçmemeler benden
ama ürkütmemeye çalışmalar
garip
tanınmak güzel şey
farketmek keyifli..

12 Eylül 2008 Cuma

çok yalnızım atam

bazen olur böyle dml..

bişileri insanlar direk sordugunda aklıma gelmiyo
mesela en sevdiğin film repliği film grup kitap vb vb
şmdi geldi unutmadan yazıym
sanırım komser şekpr deydim
atatürk büstüne
çok yalnızım atamm
diyodu
onu severm mesela
yer yer
hatırlar gülümserim
yalnızım lan derim
ööle işte

10 Eylül 2008 Çarşamba

eskilere bakış.))(iyi ki sarışın değilim)

gece gündüz demeden düşündüm durdum ben,
sevmeyi hiç bilmeden hayaller kurdum peşinden
geç olsun güzel olsun dedim avundum yenilmeden
sonunda sen çıktın karşıma, vuruldum!

günler boyu ateşinle yandım hep tutuştum,
sen de bana iyisin dedin, beni ne çabuk uyuttun.
ama bir gün kalktığımda anladım artık yoktun.
sonra gördüm başkasıyla, çabuk unuttun.

şimdi senin düşmanınım, mutsuzluğun mutluluğum!
resmindeki gözleri oyup, başucuma koydum!
bakıp bakıp tükürdüm sana! seni unuttum!
anlamama yardım ettin: aşk yoktur! ve sarışınlar boktur!

sonrasında boyun eğdim, yerlere yıkıldım,
yatağımda günler boyu ağladım sızladım,
eşyalara bakıp bakıp gelmeni umdum,
her defa kapı çalınınca bir umut koştum,

günler dünler geçer bugünler, yarını yoktur.
herşey geçer düzelir derken, hepsi yıkılır,
yeter artık, yeter bunlar, kalbim kırılır.
terkedilmek ağır gelir ağzım bozulur !

şimdi senin düşmanınım, mutsuzluğun mutluluğum!
resmindeki gözleri oyup, başucuma koydum!
bakıp bakıp tükürdüm sana! seni unuttum!
anlamama yardım ettin: aşk yoktur! ve sarışın esmer hepsi boktur!


.))))

7 Eylül 2008 Pazar

spazz

fedo-be original
n.e.r.d.-spazz
n.e.r.d.-everyone nose
yoav-club thing
nelly ft fergie-party people
the roots-the seed
roisin murphy-tell everybody
faithless-salva mea

evt bu kdr karısıgım işte.

5 Eylül 2008 Cuma

nancy botwin

bugün günlerden cuma
içimde çığlık atmak isteyen biri yok
boğaza bakıyorum bol yıldızlı gemiler geçerken
yazık
yazık diyo bi amca
yazık harbiden..
bi kanal bu ihlal mi diyo?
çüş değil de ne diyorum
bi arkadas bilmemne teröristlerle çeklmiş dio
ben dieri onun allahı diorum
o beni şaşırtan bi cümle kuruyo
kanım o andan beri donuk
nereye gidiyorum
insanlar görüyorum etrafımda
epeyce uzaktan
yaptıgı işte başarılı
sevdiğini ciddi seviyo
hakettiği gibi
baskaları yüzünden nasıl ön yargılı baktıgımı farkediyorum
çüş diyorum kendime
ne salağım
herkes en iyi yaptıgı işte basarılı
renkler ne kdr cart bi önemi yok
haset edip kaybettiğini unutamayıp hırs yapıp
devam edenleri ksıkanıp hayatlarını karartmaya çalışanlara bakakalıyorum ilk defa tarafsız
ve taraf oluyorum baska yöne
vah vah..
bodrumun yolları gene tastan
gidip köy kahvaltısı etmek lazım
..
nancy gibi bi kadeh şarap alıp küvete giresim var..

30 Ağustos 2008 Cumartesi

thingz da done.)









"anne ben photoshop oldummm"


en iyi arkadasım annem
en güzel desteğim babam
en sevdiğim varlıklar ailem
farkında olmak
ben her zaman ne yaparsam yapayım onlara dönerim
bir tanesi her zaman daha fevri yaklaşır
ama artık genelde alttan alır dinler benimle kızar
hak verir
..
iyiki var.
diğeri hep sakindir
dinler düşünür
az yorum yapar
yapıcı yorum yapar
canım yandıgında
kibarlıgından eser kalmaz..
kalemi kırar.
en sinirli halini en korkunç yüzünü ailesinden hep saklar
diğeriyle yer yer kavgama hak verir
ama asla kışkırtmaz
..
iyiki var.

yapılanlar:
uzun süre görüşülmeyen kişilerden telefonlar
randevular
ortamdan sıyrılış
biraz nefes alış
revaç durumu
azıcık poh poh
eski bir arkadasla ölümüne iyi vakit geçirmece
şaşırmaca
ghetto lamaca
kuyruk muhabbetleri
kuyrugun yarısını kendi çabamızla boşaltmaca.))
deli gibi gülmece
yanakların bu sebeple ağrıması
bogazda gıcık olusması
daha iyisi bunların hepsinin alkolsüz olması.)
çilekeş
pulp lamaca
sıkılmaca
sevgilenmece
monolamaca
komik çift
bağğğğdemcik ameliyatına şahit olmaca
check-up a şahit olmaca
japoncuklar dansedemezi onaylamaca
japoncuklar doru düzgün giyinemezi onaylamaca
japoncuklar bir türlü büyüyemezi de onaylamaca.PP
80 ler de doğup da nasıl bu kadar 80 ler delisi olunuru bangır bangır bir müzikte felsefik bir masada tartışmayı başarabilmece.
dans dan s dans etmecee
eve gelmece
gayet kendinde giyinmeceee
ve yatmaca
.)
yapımda ve prodüksyonda emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkürler
ama special thanks to:
ikinizde bitaneciksiniz..

27 Ağustos 2008 Çarşamba

ciao!

her şiir in
her içli parçanın
her intikam parçasının
her güzel sözün
her meyhane masası muhabbetinin
her hüzünlü komik yada duygusal filmin
her övgünün
her yerginin
her güzel elbisenin
her güzel saçın
her kötü bir tırnak kırıgının
her iyi bir gelişmenin
her soguk biranın
her komsu muhabbetinin
her keyifli dedikodunun
her güzel ayakkabıya sahip olmanın verdiği hissin
her saçma sapan bahanenin
her gözyaşının
her güzel çiçeğin
her elde edilen güzel bir demetin
her güzel parfümün yada lezzetli bir yemeğin
her güzel manzara muhabbetinin
her özlemin
her görüşün
her gidişin
her vazgeçiş ama farketmeyişin
her farkettirmeyişin
her kafada çekilen klibin
her klima serinliğinin
her saçının arasından geçip giden rüzgar hissinin
her atladıgın 15 metrelik mesafenin korku hissinin
her tekne turunun güzelliğinin
her keyifli şarkı sözünün
her güzel yaş pastanın dudakta bıraktıgı hissin
her aksamdan kalmalıgın
her annenin
her babanın
her şeyin..
her sevdiğinin bakısının
her sevdiğini sandıgının sözünün
her aklından bir türlü gidemeyenin
her seksiliğin
her anlamsız saksının
her anlamsız dağınıklıgının
her seviyede insanın
her yapılması gereken işin
her güzel şarabın
her sevimli yavru kedinin
her güzel kokan kırmızı gülün
her güzel pırlantanın
her imitasyon kürkün.)
her nasihatin
her kendi kendini gaza getirişin
her bodrum dansının
her bodrum denizinin
her kır yürüyüşünün
her rahat spor ayakkabının
her ela yeşil gözün
her elde etmenin
her köpek etmenin
her zaferin
.herkesin.

diz çöktüğü yerdeyim.)
ayakta duruyorum
aşağıya bakıyorum.)

selam!..

günce

an itibariyle weeds in 4üncü sezonunu indirmeye basladım
mutluyum mesudum
işim gücüm biter gibi
planlar planlar
günler kazalar aksilikler küçük ama öz memnunluklarla geçiyo gibi
bu kafayla kimseyi değil evi bile zor bulurum diye dırının dırının şarkı söylerken
bide baktım herşeyi bulmusum.)
iyidir iyidir.)

13 Ağustos 2008 Çarşamba

so dreamy yet so sweet.)

A girl quickly punches a number into her phone and waits until she hears the other line pick up.

“Becky, I don’t know what to do, I really don’t. I love him so much and I don’t think he thinks of me that way. I mean, whenever I see him or think of him, I can’t help it, this smile comes across my face. Sometimes he sees me smiling and smiles back. That’s when my knees turn to jello and I get butterflies in my stomach. I know you think that he’s is so totally adorable and cute, but if you look past that and actually listen to what he has to say, you find a totally different person. He’s so caring and considerate and he makes me feel like I don’t deserve him. Well, actually, I don’t deserve him. He’s too perfect, I mean, look at all the girls that fall over for him. I could never be one of those. Their all so pretty and bubbly and….. not me. I couldn’t even start to compare myself to them. But whenever I think of him or see him, I can’t help it, I smile. Now I didn’t tell you this but he called me the other day about homework. I tell you now, I made a complete fool of myself. I’m so embarrassed. I stuttered the whole time, but he was so sweet and just kept talking and making me feel better. He’s so perfect Becky, I don’t deserve him, so why do I keep wishing and praying that he will notice me, why?............Becky? Becky are you there?”

“This isn’t Becky.”

Petrified the girl asks, “Then who is this?”

“ This is the guy who’s smile turns your knees to jello and I just wanted to say one thing. Everything you just said now, I’ve been wanting to say since the day I met you.”

11 Ağustos 2008 Pazartesi

hayyam

Dünya üç beş bilgisizin elinde;

Onlarca her bilgi kendilerinde

Üzülme eşek, eşeği beğenir:

Hayır var sana kötü demelerinde..


Felek ne cömert aşağılık insanlara!

Han hamam dolap değirmen hep onlara

Kendini satmayan adama ekmek yok;

Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya..

Sen sofusun hep dinden dem vurursun

Bana da sapık dinsiz der durursun..

Peki ben ne görünüyorsam oyum;

Ya sen?Ne görünüyorsan omusun?

Tanrı cennette şarap içeceksin der

Aynı Tanrı nasıl şarabı haram eder..

Hamza bir arabın devesini öldürmüş;

Şarabı yalnız ona haram etmiş Peygamber..

Sen içmezsin içenleri kınama bari

Sen içersin insan kanı

Ben içerim üzüm kanı

içmem diye övünürsün ama..

Yediğin haltlar yanında şarap nedir ki..

30 Temmuz 2008 Çarşamba

benbene ben


gözlerimi açtıgımda yanımdan hızla görüntüler akıyordu
şaşkınlıgımın geçmesi birkaç dakikamı aldı
yanımda dev bir elma şekeri oturuyordu
beni kandıramamıştı
bunun hüznüyle şekerli terler döküyordu
yapışmaktan kaçınarak yanındAN kalktım
otobüs hızla ilerliyordu ama elma şekeriyle ben dışında pek yolcusu yok gibiydi
yol kenarında küçük ışıklar vardı
öğleden sonrayla akşamüstü civarında olmalıydık
bir dikkat geyik çıkabilir tabelası gördüm
ve polonezköye geldiğimizi anladım
ilk durakta
kendimi otobüsten attım
lanet!
elma şekeri hala peşimdeydi
ona kanmıyacak kadar büyüdüğümü
ona nasıl anlatıcaktım ki?
restorant görevlileri geyiğimi otopark a çekmeyi teklif ettiler
anahtarı bıraktım
mangalın başına geçtim
elma şekerinin gözü korksun diye lavabosunda birkaç marshmallow bogdum
ama kime diyoruuum
aynen devam
çok geçmeden ikimizden rakı kadehinin dibinde oturuyorduk
lavabo çoktan taşmıştı
kelebekler saçlarımdan çekiştiriyordu
birden bire saçlarım sarı turuncu dalgalar oldu
bütün kelebekler yandı
sarışınlıga yakınlıgın verdiği
saçma gülümsemeye yapıştım
dünya çok çok daha anlamlı geldi
en nihayetinde
en büyük düşman sadece
şekerden bir elmaydı
pirinç rakısı mı üzüm rakısımı derken
üzümün ne kadar faydalı bir meyve oldugu çekti dikkatimi
sarışınlıga giden yolu kısaltan
saçlara alev aldıran
hakkında sayısız şiir bulunan
ellerimi havara uzatmıştım
parmaklarım ince uzun kemikliydi
kimsenin elimi tuttugu yoktu
sadece gereksiz bir kalabalık vardı
yangın dolabının önce kenarına sindim
sonra içine girdim
serinlikte seslerin uzaklaşmasını bekledm
dışarı çıktıgımda
elma şekeri beni hala bekliyordu
yangın dolabıyla uyumlu rengi hafif solmuştu
erimektende iyiden iyiye küçülmüştü
kandıramazsın beni dedim
beni de götür dedi
peki dedim..

fujiya&miyagi


http://www.fujiya-miyagi.co.uk/mp3.htm


21 Temmuz 2008 Pazartesi

kalpsiz

2008 e giriş yılbasısı
yanımda bir arkadasım
sebnem ferah tan bahsediyo
şöyle iyi böyle bilmemne
müziği iyi..
bok püsür..
bayanı severim
yani sevmek abartılı bir kelime olabilir
ama nötr üm diyelim
o konusurken
arkadaki televizyona takılıyo gözüm
karanlık bir boşluk içinde kendilerini hırpalarcasına gitar çalan
şarkı söyleyen adamlar ve bir kadın
özlem tekin
türkçeye müzik yönünden aşkım kıt olsada oldukça
klibin rengi çok hoşuma gidiyo
ayıpça bir dakika diyorum arkadasa ve sesini açıyorum
bu parça
sanki şimdiye kadar kaç kere kırıldıysa bi kalp her parçanın hesabını soruyo
her tınısında
şebnem fln unutuyorum herkesi içerde bırakıyorum
kendi salonumda ..
odama geçiyorum bilgisayarımı açıyorum
ve klibi hipnozdaymışcasına izlemeye başlıyorum tekrar tekrar tekrar..
5 senelik bir aşk
verilen sözler
şehrin orasına burasına konan isimler
izlenen filmler
görülen arkadaslar
beslenen hayvanlar
edilen kavgalar
çekilen resimler
fotograflar
hep bişey bekliyo gibiyim gene bu his var içimde bugün
nerden çıktı bilmiyorum
nerden dinledim gene
ikinciden çok fazla ayrılık yasandı
çok fazla kötü söz söylendi
ama ellerimde gözlerimi kapadıgımda aklımda gene hep tek bir göz
kulaklarımı tıkadıgımda ise hep bir gevrek gülüş kaldı..
yıl sonra
anlamsız belki bu yazı
ama herkes diyo zaten
unutmak ayıp olur asıl
sadece saygı var smdi
olması gerekn vakitten çok geç gelip de geç kalmış bir saygı..
neyse..

20 Temmuz 2008 Pazar

frog rain


bugn uyandım
basımda davullar çalmıyodu
fillerin seks hayatıda kafamı pek sarsmıyodu
dün geceyi düşündüm
eksik parça yok
her söz
her bakıs her gaf her espri aklımda
içilen her duble
dinlenen(neredeyse) her parça
şaşırdım
ağzım içki bile kokmuyodu
kalktım
babama ayıp olmasın diye erkenden..
arkadasımı uyandırmadım
dişlerimi fırçaladım beynim yerindemi diye kontrol ettim
malum bu kdr süre zonklamaması anormal
sonra kahvaltıyı hazırladım
güneş odamın göbek deliğine kadar geliyodu
ama ben mutfak camından gökyüzüne bakarken gene kasvet buldum
arkadasım günaydın dedi
tamam dedim.)
kahvaltı ettik
sohbet mohbet
yüzeyselliğimi zorladıgımı farketmem daha kaç yılımı günümü olmadı olmadı anımı alıcak?
özlediklerimin geri gelmeyeceğini gelemeyeceğini anlamam hep anlık aydınlanmalarla olup sonra gene geçicekmi
çok düşünüyorum dedim bile bile bunun hayatımda ki 3 dönemdemden 2ncisiyle 3 üncüsünün arasındaki bosluk oldugunu..
diğer nöbete çok olmasını umdum
hayatın kısalıgını ölçmeye çalıştım
evden çıkarken gene sanki sonkez görüyomusum gibi vedalaştım babamla
meraklı oldugumu biliyorum
sadece şimdiye kadar olmayan kimseyle tanısmadım
sadece ya çok sabırlılar yada çok tembeller var..
meraksızlık değil bu..
her insanın mutlaka bir fiziksel olarak baska "bir"inin çok beğeneceği noktası
bir başka "bir"inin çok beğeneceği huyu(iç güzellik vıyvıyı)
vardır..
hep böyle düşündüm
her insan "bir"inin göz bebeğidir
bu "bir" lerin kim oldugu hep değişir kişiden kişiye
çok az zaman sevgili eş dir hatta
her insanın bir de kötü bi yanı vardır
bütün hayatı boyunca mutlaka "bir" insanın canını çok ama çok yakar..
bilir bilmez..
bana göre her insan istisnasız bu üç özellikle doğar..
bunun sonucunda ömürleri boyunca sadece birine taparcasına değer verip gözbebeği yaparlar onu..
anlattım bu fikirler silsilemi
çünkü bugn merak ettim bnm bir ime vurulmuş birini
birimsiz yapamayan birini
gördümmü yada tanıstımmı yada tanısıcammı
birinin canını çok ama çok yaktımmı
beni bu yüzden hiç unutmamasını sağlıyacakcasına..
sonra gene çok düşündüğümü düşündüm
kendim kadar düşünen bir en yakın arkadasım olduguna sevindim
realistliğimi sevdim gördüm ki o da realist
ve siyah ve beyaz kadar keskin olmamdan gocunmadım..
içimdeki çocugu öldürmüşüm diyemedim çünkü varlıgından emin oldugum bir zaman belirleyememiştim
sinemadan çıktıgımızda gökyüzü bulutlarla dolu kapkaraydı
adımımızı kaldırıma atar atmaz deli gibi bir kurbağa yağmuru basladı
saçlarıma takılan kurbağaları temizlerken arkadasım şemsiyesini çıkarttı ve ilk köşeden bir sandal çevirip eve kadar kürek çektik..
ve işte burdayım..





18 Temmuz 2008 Cuma

anne ben photoshop cu oldum





17 Temmuz 2008 Perşembe

bodrum08









16 Temmuz 2008 Çarşamba

en lezzetli

kısa ve öz tatiller
bodrum
aspat
bodrum da balık
közlenmiş soğan
50lik bira
balık yanında rakı
mangal
yemyeşil bir bahçe
masmavi turkuaz hiçbirşeye değişilmeyecise bir deniz
arkadaşlar
arkadaş olmayanları anlamalar
anne
baba
annenin yemekleri
annenin sesinden seni anlaması
annenin yüzünde seni çözmesi
babanın seni merak etmesi
arkadasının senin için telaşlanıp şehirler uzağından azarlaması
güzel nişanlar
güzel nişanlılar
küçük zulalar
cici kediler
aşkım kedim
yaslanılan bir omuz
illede kırmızı şarap
tekne turları
kara ada da girilmeyen kükürt mağarası
yeni arkadaşlar
candan insanlar
ayıp telefon konusmaları
yazık insanlar
bozulan sinirler ama eğlenceden ödün vermeden sttr etmeler
tekne tepesinden atlamalar
sahile çıkarma yapmalar
mini etekler
yanmalar
kremlenmeler
atışmalar
ille de viskiler
buzlu meyveler
kötü olmayan limonatalar
yemek için birton yol tepmeler
herşeye değen yemekler
bitmeyen yolculuklar
deli gibi eğlenmeler
eğlenemeyenler üzülmeler ama çok.))
insanların kendinle aynı fikirde olmasına sen ağzını açmadan hemde şaşırmalar..
sevinmeler
yazık insanlara verilen değere acımalar..
topukluyla dansetmeler
farklı sahiller denemeler
maviye dalıp gitmeler
ızgara ahtopotun lezzeti
tatil planlarının tekrarı
dersten zevk almalar
hızlı yol almalar
şaşıranlara şaşırmalar
gözünü artık açma kararı almak
yeni parçalar keşfetmeler
beğenmeler
bakmalar
dinlemeler
beklemeler
napsam diye düşünürken durup gülmeler
sıcacık mırıltılar
yok artıklar
suskunlugun huzuru
terliğin rahatlıgı
ve bundan vazgeçmeme
vazgeçememe
havanın bozulmasına bile üzülememe
bolca yemek yapma
nasılsa kilo verme
farkedince şaşırma
yanma ama kızarmama.))
bronz olma
dönmeye ilk defa üzülmeme
kökü nasıl olsa bendece yapmaca.)
fonza taşı
karpuzlu frozen
sahilde biraz
sahilde şezlong savaşı
"neyyyy".))
vb vb vb vb
.)))

7 Temmuz 2008 Pazartesi

luwv

Verilmiş sözler birdi, edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek
Bir başka aşk sipariş edildi yeniden
Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu
Soyulurmuydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğundamıydı...

3 Temmuz 2008 Perşembe

aslında bir konu var


üçgen gezegenleri meşhur cinayetleri
yine onu vurdular yine ona bam!
yine geri sar, yine sarhoş
yine benden uzak kalmış!
beni terketmedi, beni bırakıp gitmedi!

bir yanı tura bir yanı yazı,
bir yanı da bana kalmış!
yine ona ne güzel seslendiler...
yine gözü apaçık, gözleri apaçık!
birileri bize çok acı çektirdiler!

2 Temmuz 2008 Çarşamba

dünler



uzun süre reddettim
iyiyim dedim
yok öyle birşey bana gayetde koymadı dedim
çok da fifi dedim
kimse ya damla yalan söyleme allasen demedi
herkes peki dmlcım dedi sustu
iyide yapmnışlar çünkü ben içten içe farkındaydım
gayetde koydu
gayetde üzüldüm
hala üzgünüm yer yer
ama bugn baktım şöyle bir
elinden birşey gelmeyen konularda bırakmayı o kadar çok arkadasıma öğüt etmişken bunu yapmamak saçma ve iki yüzlüce olur.
o yüzden yavaş yavaş bırakıyorum
çoğunu bıraktıgımı iki günlük sefahattan sonra farkettim bu yazının sebebide o.)
yani kısaca "sebebi çokkk...."
.))


ha bide içimden bugünlerde bol bol millete dönüp
kalabalıkta yalnızlıkta
"ÇOK DA FİFİİİİİ"
diye bagırasım geliyor..
yaparsam çok rahatlıycam hadi bakalım..
.))

30 Haziran 2008 Pazartesi

anyway

Eat right, exercise regularly, die anyway.

25 Haziran 2008 Çarşamba

handsfree



sonny j in bu süpper yenisi
devamlı dönen bu klip ekranlarda
ben hatuna bayıldım mini şortu
koyu renk bluzu ve çizmeler
parçada
eskilere götürüyo
sabah bunun rüyasıyla uyandım resmen
hemen açtım dinledim
e dinlemişken haberdar da ediyim dedim
yaptıklarımda çok mantık aramamak lazım değilmi:)



If you hold my hand
Things won't be the same
If you hold my hand
Things are about to change

Summer's gone, spring is gone, life goes on and on and I'm just bored to tears
If I could find a little space to paint a smile upon my face and hide the years
If winter comes and I'm around to see the snow upon the ground, what can I do
When I don't have the will to fight the coldness of the summernights are the darkest blue

24 Haziran 2008 Salı

haftasonu

eh-hehehehehe
bugn kü haftasonu sonrası bulusmadan sonra
haftasonunun süperliğini bide istanbul içinde anladık
ii oldu
toplayamadıım kafamı bi kenara koydurdu
harbiden alakasız insanlarla dertleşir durumda buldum kendimi
ii di güzeldi
fotoları biyere koyamıyacak olmamız çok yazık:D:D:D
sevgiler saygılar
a-d-c-c-s-t

23 Haziran 2008 Pazartesi

nefes













http://www.nefesfilm.com/

19 Haziran 2008 Perşembe

dml


aşkla acı birbirine benzer
varken aşkıda acıyıda anlayamazsın
tam alıştıgın anda ikiside yok olur.

18 Haziran 2008 Çarşamba

dündebugün

Dediler ki hayat güzel eğriyi doğruyu bilenler

Dediler ki umut sürer insanları seversen eğer

İyiler kazanır kötülükler kazınır dediler

Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler

İyiler kazanır kötülükler kazınır dediler

Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler

Tekrar gözden geçirdim yalan söylememişler

Tekrar gözden geçirdim ... yalan




bugün zombi gibi uyanmaktı gün
kalkıp iki parçayı yine uykuda gibi açmaktı
eğriyi dogruyu bilenlere sağlam bir küfür sallamaktı
sonra son 7 günde sergilediğim tavıra bir bakmaktı
aferim lan demekti kendi kendime
tutmasaydım kendimi
aptal olmaya devam edicektim
dedilerki diye diye birşeylere inanmayı sürdürücektim
7 gün durmanın sonucunu almaktı dün
vay be demekti
olgunum lan ben demekti.
olgunum lan ben.))
gidip vücudunu ödüllendirmekti dün
silkelenip kendine gelmekti
ders çalışmaktı
çalıştırmaktı
iyi arkadaş olmaktı
iyi arkadaşlarına huzurla bakmaktı
kötüleriyle muattab olmamaktı
ve bundan gurur duymaktı

son yaptıgın projeye bakmaktı dün güzel olmuş demekti
daha çok yapmaya karar vermekti

track 12 diye bir parçayı şans eseri dinlemek bugün ise
adam şöyle diyorr:
"güneş dogdugunda başka bir şehrin sabahında olucam
her insanın bir hikayesi vardır ya benim kide böyle işte
bu sabah pencerene bak bu koca şehri sana bıraktım
başka bir şehrin sokagından başka bir dilde elveda"

güzel demiş adam garip bi parça nerden bulmuşum ona bakıcam
ama zamanım yok
hem dün umursamamaktı biraz nede olsa.

dün ne kadar iyi arkadaşım olsada
birşeyleri bir yabancının gücüyle atlattıgıma şaşmaktı yeniden
hayatımın devam etmesi s. nın iki dudagının arasındaymış
dün teşekkür etmekti
kendimi farketmeme yardımcı oldugun
tekrar ben olmama sebep oldugun
ve beni azarladıgın için.))

annem dönsün beraber uğrıycaz sana demekti not etmekti dün.))

bugün azıcık kro olmak
sınawdan sonra muhtemel ipini koparmak olucak
bugün derinden düşünmek
çok mu uzağa gitsem
yoksa
yakın uzagamı gitsem ama dönmesem
mi?
düşünüyorum
düşünüyoruz
bakalım...

16 Haziran 2008 Pazartesi

The Terminal


Terminal filmi Tom Hanks in sempatik yüzüyle insanı gerçekten yer yer hüzünlendiren herhangi bir amerikan yapımı gibi gözüksede aslında hem amerikan toplumunun konulara yaklaşımını hemde bizim konumuza daha yakın olarak ait olma hissini ve belli kalıpların bozulabilirliğini anlatıyor.
Filmin geçtiği mekan gayet tanıdık bir mekan aslında bir havaalanı; tanıdıklıgının sebebi ise bu mekanın her ülkede dünyanın her yerinde aynı olması. Havaalanları tren istasyonları gibi mekanlar insanların hep geçip gittiği yerler oldugundan hep bir tekrar halindedir, birbirinin benzeridir. Kişi kendini oraya ait hissetmez ve kurulu düzen sentetiktir.
Bu aslında geçiş alanı olmasıyla da ilintili çünkü kullan at bir mekan yaratılıyor sentetik olması da bunu tamamlıyor. Kullan at bardakta içilen bir kahveye duyulan yakınlığın derecesi ve işyerlerinde ki oralarda tamamen sahiplenilemez ama buna bir girişim olarak kendi bardaklarını kupalarını kullanan çalışanlar.
Böyle yerler "none-places" yani olmayan yerler olarak da tanımlanıyor. Her aksam temizleniyor ve ertesi güne yeniden sıfırdan başlıyor dolayısıyla bir hafızası da olmuyor. Buna hem amaç hem de sonuç denebilir çünkü terminal durulmak istenmeyen beklenmek istenmeyen bir yer oldugundan ,amaç orayı hafızasız bir mekan haline getiriyor ve aynı anda bunuun sonucuylada hafızasız bir mekan oluyor.
Filme dönersek konu bize böyle bir yok yerin nasıl ait hissedilebilinecek bir yer haline getirilebileceğini gösteriyor aslında ingilizcedeki house-home ayrımındaki gibi evin bir yuva haline dönüştürülmesini sindire sindire kurulu düzenin yanlışlıklarına da değinerek anlatıyor.
Öncelikle baş rolde Tom Hank in canlandırdıgı Viktor Navorski karakteriyle terminal müdürünün arasındaki çarpıcı karşıtlık var. Müdür karakteri burda sisteme bir gönderme olarak kurgulanmış Viktor ise sistemdeki bir hata bir pürüz olarak görülüyor.
Ülkenin dilini bilmiyor, kendi isteğiyle olmasada terminal den çıkamadıgı için ordaki kurulu düzeni bozuyor. Bu süreç içinde izleyici zaman aralıgından koparılıyor kaç gün kaç hafta kaldıgı belirtilmiyor birnevi zaman paranteze alınıyor. Ve bir süre sonra onun orda belli bir zorunluluk sonucu bulunması yani kendi rızası dışında bazı değişimlere yol açmaya başlıyor ve belki de bu sayede orda çalışan hergün aynı şeyleri yapan insanların hayatına da bir bakış kazanıyoruz ve Viktorun bu yok alanı evi haline getirmesinin ardından böyle yerlerin bunun gibi bir değişim geçirebileceği sistemin aslında göründügü kadarda güçlü olmadığını görüyoruz. Mekanlara yeni fonksiyonlar yeni anlamalar katıyor hatta insanlara bile. Bu noktada tuvalette traş oldugu adamın "Bazen kendini havaalanında yaşıyormuş gibi hissetmiyor musun?" sorusu bu duruma bir gönderme.
Viktor un yarattığı bu değişiklik bir nevi bir text in bozulması anlamına geliyor ve eğet mimari açıdan yaklaşırsak bize mimarlık text i yazmak yaratmak mı yoksa önceki lerden fotokopi çekmek mi sorusunu sorduruyor.
Çünkü aslında toplumda yaşamanın getirdikleriyle herkes belli bir text e uygun yaşıyor ona uygun önceden belirlenmiş birbirinin aynı hayatlar. Ama aslında durum bundan biraz farklı Anadoluya yapılan uydu kentlere yerleşen oralı insanların çatılarına inek çıkarması 8 inci katta kurban kesmesi bunlar hep alışılmış hayatların yani yuva olarak benimsenmiş yaşam şekillerinin bir şekilde sokulmaya çalıştıkları o prototip hayatlardan taşmasının sonucu. Mimarın görevi insan ın ihtiyaçları çevrenin getirdikleri ve ana amaç doğrultusunda en uygun çözümü üretmek gibi duruyor bu durumda ,mekanların eleştirilmesi kişilerle alakalı oluyor hep ama misal evsizler
onlar için bütün bir kent yuva oluyor nerde en iyi çöpü nerde artık yemeği bulacağını biliyor. Bizim taksimin arka sokaklarında kaç sokak aşağıda yürürsek başımızın belaya gireceğini bilmemize benzer bir durum bu.
Ve sonuç olarak eğer herşey bu kadar insan odaklı ise textlerin dışına çıkmak da gayet önemli , mevcut text bozulmalı, her durum her topluluk her ortam için ayrı ayrı düşünülmüş şeyler yaratılmalıki kullanıcı mimarın ürettiği text i bozar durumda değil ona aşina durumda yerleşsin içine. İşte tam da bu noktada o text lerden uzak o yakıştırmalardan o zorunluluklardan ve ezberletilmişlerden kurtuldugumuz anda gerçek bir mimar olarak birşeyler yaratılabilineceğine inanıyorum.

15 Haziran 2008 Pazar

bir itü mezuniyet planlama hikayesi 1 nci adım





Allah belanı versin İTÜ

açıklama değil mat 101 final sorusu


Büyük maç. Camia olarak hedefe kitlendik. Son taktikler hazırlanıyor... Basına kapalı olarak yapılan son antremandaki taktik basına sızdırıldı.

İleri uçta 220 kişilik nüfusu ve 01 kodu ile İnşaatın görev yapması bekleniyordu zaten, bununla beraber, diğer taktiksel dizilim şu şekilde gerçekleşti:



TÜm futbol otoritelerinin de üzerini çizdiği üzere, bu maçta kanatlara çok iş düşecek.

Elektrik: Sol kanattan yapacağı seri bindirmelerle diplomaya giden yolda etkili olması bekleniyor. Oyuncularının yüksek ortalaması rakip takımın korkulu rüyası.ELMAK ve LAB derslerindeki ağır eğitimin yorgunluğunu üzerinden atabilirlerse, oyunun seyri tamamen değişir. Fakat Forvet hattında olan inşaat ile elektrik arasında havuz derslerinden kalan bir çan anlaşmazlığı söz konusu. Bu ikili iyi anlaşırsa gol yollarında etkili bir takım izleyebiliriz.

Makina: Sağ kanatta gökhan gönül performansı yapması bekleniyor. Forvet hattında İnşaat ile olan uyumu ile, gece hayatındaki kaderdaşlığı ile makina, hakem oyunlarına gark olmazsak, geceyi ateşleyen ortala sahip olacak. Ayrıca, Makina tasarımı, Mukavemet gibi derslerden saçları dökülen makina mühendisliği öğrencileri, bu stille Zinedine Zidan türü işle çıkartabilirler.

Mimarlık: Bununla beraber, orta sahada dinamo görevi yapması beklenen Mimarlığuın ise, takıma adaptasyon sorunu yaşamasından korkuluyor. Maslak türü futbola alışık olmayan mimarlık, eğer takıma alışabilirse, mezuniyet gecesinin maestrosu olmaya aday, Jürilerdeki başarılarından dolayı, hakemin tüm kararlarına onların itiraz etmesi bekleniyor. Hakem ile mimarlığın muhatap olacağı gelen bilgiler arasında.

Kimya-Met: taktisel dizilimde, mimarlığı maslak futboluna alıştıracak, oyun stili olarak yine de mimarlığa yakın olduğu için bu bölgede tercih edildi.

Defans bloğu ise, Elektronik ve Bilgisayarın milimetrik, titiz çalışmalarına emanet.

Hemen defans blğunun önünde yer alan Gemi İnşaat ise, Erkek nüfusun yoğunluğu sebebi ile "beyler şahsi oynamıyouz, paslı, top geçiyor adam geçmiyor, aykut! bas bas bas" türü cümlelere aşina olduğu için libero görevini layıkı ile yerine getirecek.

tabii bu mevkideki jeodozi ve jeofiziği de disipline edebilmesi gerek. Sahanın geniş alanına hükmetmek zorunda kalacak olan jeodozi ve jeofizik, 50 derece sıcak altında TOPOGRAFYA antrenmanlarında öğrendikleri tam saha presi uygulayabilirlerse, gemi inşaat çok rahat eder




-kop-

12 Haziran 2008 Perşembe

yerçekimi sıfır



dünyanın heryerinde geçerli tek bir yasa vardır..

yerçekimi yasası


ancak insan acıların derin karanlıgındayken
yada mutlulugun zirvesinde
insanın dünyayla baglantısı azalır
ve yerçekimi sıfırlanır..

yerçekiminin sonsuza dek sıfırlandıgı tek bir an vardır..
ölüm anı..