3 Ekim 2016 Pazartesi

bugündeböyle

Seksendört - Acemiler - Dailymotion Video: Seksendört- Acemiler - 2015

30 Eylül 2016 Cuma

Cinnet

Cinnet
Sanırım şöyle bir şey olabilir:
"Minibüs durağının az ilerisinde
ama hala minibüs durağının yolunda
ezilmiş
ama öyle böyle değil
kıyma gibi görünene kadar ezilmiş
böyle pembe
taze
bir yavru kedi cesedi gördüğünüzde
ilk minibüsü durdurup
adamın kafatasını kırana kadar
ona levyeyle vurmak."
Ama böyle kolunuz yorgunluktan kesilinceye kadar
yüzünüz gözünüz başka birinin kanı ve doku
parçalarıyla
kaplanana kadar
sonra salak bir sırıtmayla geriye düşüp oturarak
önce gülmeye başlayarak
sonra ağlamaya



Belki o adam hiç bir şey ezmedi hayatında
Belki birini öldürmüştü
Belki o gün ilk iş günüydü
Belki kızını taciz ediyordu
Belki dün gece çocuğu oldu
Belki kendi orospu çocuğuydu

Belki belki belki


bir sürü pozitif ve negatif belkiler

ama

işte



cinnet



sanırım cinnet böyle bir şey.






ve hayır




"yok bence öyle değil "
yorumlarınızı götünüze sokun




saygılar.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Brr

çok soğuk ya
beynim donuyor ne anlatacağımı unutuyorum
neyse hatırlayınca yazıcam.

8 Eylül 2016 Perşembe

Tuhaf Şey







3 yıl boyunca canım, hiç mi beni sevmedin? 
aşka doyunca canım, sevgim artık bitti dedin! 
tuhaf şey sevilmek canım, herkese çok fazla gelir 
insan hep aşk ararken canım, buluğundan iğrenir 
garip varlıklarız, başkasında kendini hep arar varlıklarız 
bulduğumuz an uzaklaşan... 
bana anlattığın canım, hiç bir şey doğru değil 
sana anlattığım canım, aşkım aslında zor değil 
tuhaf şey sevilmek, kendini üstün görmek 
altta kalan sevgiden, imkansızı beklemek!

6 Eylül 2016 Salı

Are We Ready?

Bir koltukta oturuyorum
Kadın bana mantıklı şeyler söylüyor.

Benim de ona söylemek istediğim şeyler var bir süredir.
Mesela o far ona yakışmıyor
Ya da saçlarını daha farklı yapabilir.
Tırnakları da bilmiyorum neden
itiyor beni bazen.

Bugün kırmızı oje sürmüş ama
en azından bunun için susabilirim
yutabilirim bu mantıklı ama kırıcı yorumlarımı

Konuşmaktan konuşuyoruz.
Konuşamamaktan konuşuyoruz.
Konuşmam gerekiyormuş.
İçime bakmam gerekiyormuş.

Dedim ya
Mantıklı şeyler söylüyor.

Saatime bakıyorum.

O da bakıyor.
Tedirgin gülümsüyor.

Benden korktuğunu düşünüyorum.
Boyumdan posumdan değil
Kaçmamdan.

Kaçmıyorum be
oturuyorum işte.

Sen bana bak.





Bir kitap okuyorum.
Hikayeci bir baba ve onun oğluyla alakalı

Bu hikayeyi oğlan anlatıyor ama
başarılı bir kitap
kucaklıyor
güzel ormanlara nehir göl kenarlarına taşıyor insanı

bitmesin diye bir çaba harcıyorum okurken kitabı
bazen oluyor böyle farkındayım.

ve burada paylaşamayacak kadar kıskanıyorum gene bu kitabı.))






size burada normallik vadedilmedi
hatta hiçbir şey vadedilmedi
dağılın ulan.
.))





olur olmaz nedenler

Geçmişin şeytanları
Günümüzün hayaletleri olarak dolaşıyorlar aramızda.
Ve bununla ilgili yapabileceğimiz hiç bir şey yok
Markete giderken içlerinden geçip yürüyeceğiz
Ama sadece içimiz ürperecek
Nedenini hiç bilemeyeceğiz.

Bir çakmak hiçbir zaman bir daha sadece bir çakmak olmayacak.

mükemmel bir şekilde sildiğimiz her anı

mükemmel bir şekilde her an aklımızda olacak
ve biz bunun farkında bile olmayacağız.

"tekila bir kere çok içmiştim, kusmuştum ondan içemiyorum artık"
derken bulacağız kendimizi ona buna
ama aslında sebebi apayrı olacak
ve işte biz bile bilmiyor olacağız bunu.

bazen bir şey dürtecek
bir bakayım bu neden böyle diyeceğiz
bir soluk duracağız belki yolda
yetişsin bir yüzünü görelim diye




her seferinde daha hızlı koşarken bulacağız kendimizi.

ama hayaletler koşmaz uçar.)
süzülürler.

korkmaya lüzum yok
bizde bir yerlerde
birilerinin hayaletiyiz.

bilmem
beyaz bana yakışır

siyah kadar olmasa da.

30 Haziran 2016 Perşembe

Vay aq

Bugün 30 haziran.
Ben 2 gün sonra Bodruma gidiyorum.
Doğduğumdan beri neredeyse her yaz bodruma gidiyorum.
İstanbul'un iyi bir semtinde yaşadım hayatım boyunca
Ve çeşitli yerlerde de evlerimiz var.
Aileme ait.
Çeşitli evcil hayvanlarım oldu.
En uzun vakit geçirdiğim 19 yaşında geçen sene ölen siyam kedisi Felix oldu.
Şimdi bir siyam kedim daha var.
Tenis oynamayı, ata binmeyi biliyorum.
Profesyonel yüzücülük geçmişim var.
Ömrüm İstanbul'un beyaz kesimlerinde geçti genel olarak.
Ve bembeyaz bir Türk'üm diyebilirim.
Ama bu bilinçsizliğe ilgisizliğe bir bahane değil bence.

Mavi minibüslere çok az bindim hayatımda.
Bizde sarı dolmuşlar var.
Eski uzatılmış 55-56 chevrolet ler kıvamında.
Toplu taşımayı belki ancak bu sene bu kadar yoğun kullanıyorum.
Üniversite hayatımda bile bu kadar çok değildi.
Metroya biniyorum.
Marmarayı ailemin ilk kullanan ferdiyim.
Metrobüse biniyorum.
Ne çılgınlıklar ne çılgınlıklar.
Ama sürekli bir insan kesmece
Şunun çantası biraz yüklü
Şu biraz hırpani.
Yani kısaca o mu patlar bu mu patlar analizi.
Bunu düşünmeden bir saniye geçmiyorsa
durum zaten ortadadır.
Sonra etrafıma bakıyorum.
Bir tek ben mi böyle düşünüyorum diye.
Yoksa hani yakalar mıyım bir kaç gözde de aynı endişeyi gibi bir umudumsu
Ama şöyle diyeyim, yani 1000 kişiye baktıysam 5 çifttir belki o gözler.
Kalanı bezgin yorgun.
Ya da inek gibi o ekranlara kitlenilmiş.
Yavru kedi videoları izleniyor.

Şimdide işte Sofuoğlu sürat denemesi yapacakmış
meşhur çok gerekli Orhan gazi köprüsünde.
Yok efendim Suriye sınırında 2 eşidli öldürülmüş
Muhtemel intihar bombacılarındanmış biri.
Bakın yani çalışıyoruz aslında hesapları...

Yani başka bir yerde whatsapp grubunda
"arkadaşlar pozitif kalın pozitif olmamız lazım ,hadi madem ben sizin havanızı değiştireyim"
kıvamında paylaşımlar.

Bir tarafta aklı uçkurundan kendinden ötesini göremeyen eskiler.

Siz bir değiştirmeyin havanızı ya
bu konuya bir kitlenin.
Bir uyanın artık.
Hani ben beyazdım aq
Hani ben kavanozda büyümüştüm.
Siz misiniz halk çocuğu.
Vay arkadaş ya...

27 Haziran 2016 Pazartesi

güzeeeeeel

I don't mean no harm
I just miss you on my arm
Wedding bells were just alarms
Caution tape around my heart
You ever wonder what we could have been?
You said you wouldn't and you fucking did

Lie to me, lie with me, get your fucking fix
Now all my drinks and all my feelings are all fucking mixed
Always missing people that I shouldn't be missing
Sometimes you gotta burn some bridges just to create some distance
I know that I control my thoughts and I should stop reminiscing
But I learned from my dad that it's good to have feelings
When love and trust are gone
I guess this is moving on
Everyone I do right does me wrong

So every lonely night, I sing this song

25 Haziran 2016 Cumartesi

Badabooooom

Bir diğer cumartesi günüm
Diğerlerine oranla daha verimli geçiyor.
Uzun süreli bir tatil hayatından çıkmamla alakası olduğundan şüphelendiğim
bir
tatili sallamama durumum söz konusu
sanırım bunun icabına da bir kaç aya kadar bakarız.

Boğ beni hayat
üstüme işler at
başımı kaşıyamayım hayat.)

Şuan akbilim yanımda mı diye meraklanmaya başladım
sanırım vakit ayırıp çantama bile bakacağım metronun kapısında dikilip aramamak için.)

işyerim metro durağına çok yakın
which is nice.
şimdi ufaktan toparlanacağım

Damlalar
ilk hedefiniz Nişantoşu!
İLERİ!

He calls u baaaaaaby
but cant u seeeeeeeeee

şarkıyıda şiddetle tavsiye edeyim beni takip etmeyen insanlara.)

Badaboum - Hooverphonic

gerçekten
BOOOOOOM
.))))

6 Haziran 2016 Pazartesi

per l'amor di Cieli

Mis gibi bir hafta ve hafta sonunun ardından
Yorgunluktan ölüyorum.
Kafamı kaldıramıyorum
Sesim çıkmıyor.
Ama işte
yüzümde de bir sırıtma
gitmiyor.)


3 Haziran 2016 Cuma

Easy as Pie

Gotta act like you don't care and eventually you won't , then BOOM you're happy.

27 Mayıs 2016 Cuma

Take Shelter










 





Gerçekten mükemmel bir film.
Cassandra karakterini mükemmel bir şekilde vermiş abimiz.
Biraz geç yazabildim bu filmle ilgili aslında epey oldu izleyeli.
Sanırım arada sırada tekrar izleyebilirim sıkılmadan.)


24 Mayıs 2016 Salı

Why, tell me why, did you not treat me right? Love has a nasty habit of disappearing overnight

Alev alevim
gözlerimden lazerler çıkıyor.

Dokunduğum yer yanıyor.

Soğuk sulara atmalı beni.

20 Mayıs 2016 Cuma

Her sikim hıyar diyene elinde tuzla gitme

Böyle en az 20 katlı binalar
Hepsi gri hepsi çirkin
Gökyüzü dumanlı bulutlu
Hava ılık bayık bir ağırlık var
su bulanık balçık
Her şey gri
durduğum yer hep suya çok yakın
ya da suda olmaması gereken bir şey suda
yatak araba falan
ya da başucu lambası mesela
bunlar hep kabuslarımın ana fikri
neden bilmiyorum
ama fonda bunlar oluyor
sarımsı bir renk hakim
gri sarı
kum toz
ama illaki beton ve yüksek binalar
mümkünse yollarda çöküntüler
oralarda gözüken temel tesisatlar
bilmiyorum neden
ama zaten o sarartıyı görünce anlıyorum ki

bu bir kabus





Dün de böyle bir şey gördüm
bunun içinde
benim içimde




Bazen bunları düşünebilmek çok mu korkunç diyorum
bazen bunları düşündüğüm için çok mu korkuncum diyorum
bazen acaba herkes mi böyle düşünüyor diyorum
çünkü bazen ben gerçekten çok korkunç şeyler düşünüyorum.

Düşünülmemesi gereken
kime göre neye göresi olmayan bir gerekliliği olan
öyle kötü
ama yani bu sonradan olmadı
hep böyleydi
ben sonradan bunun normal olmadığını fark ettim denebilir.

Belki.





Başlığım hayatımda ayrı yeri olan bir kadının bir lafı.

İlk duyduğum andan itibaren hiç yadırgamadım argo halini.
ki o zamanlar bu kadar küfür etmezdim.

hayat dersi gibi.
take it








9 Mayıs 2016 Pazartesi

to do

Bir şey yapabilmenin güzel yanları var
Bir şey yapabilmek mesela
Yapabilmek.

Bir de mevcut yapılmış olanı bozmak var.

Kırılabilir.
Üstüne sıcak bir madde dökülüp eritilebilir.
Ezilebilir.
Küçük parçalara ayrılabilir.
Yakılabilir.

Daha bir sürü yol yöntem.



Hayat enteresan.


5 Mayıs 2016 Perşembe

I love you Felix

Sevgili Felix
Seni çok özledim
her an özlüyorum daha doğrusu seni
ve bu hiç eksilmiyor.
Gittiğin zaman nasıl olacağını düşünerek çok vakit geçirdim.
Ama hiç bir şey tahmin ettiğim gibi ilerlemedi
Düşündüğümden çok daha kötü oldu bir çok şey
Ama mesela bütün o kan ve göz yaşı arasında
Ben daha farklı bir üzüntüm olacağını düşünmüştüm hep
Ama böyle bir sevgiyle özlüyorum seni
Öyle çektim acımı da hep.
Çünkü sen bütün kedilerden daha yumuşaksın
Çünkü senin gözlerin hepsininkinden daha anlamlı bakıyordu.
Dilin en pütürlüsüydü
En az horlayan sendin.
En mis kokan.
Misssss gibi hemde
ölmeden önce ağzın kokuyordu mesela artık bir şeyler yiyip içemediğin için
ondan bile tiksinemedim
Yani sanırım sen benim annem babam harici
gerçekten içten tamamen sevdiğin tek şeydin.
Sen biraz bendin
Benim güç hayvanım
sembolüm
Adına konuştuğum
Adıma konuşturduğum
zaman zaman (tamam sık sık) arkasına saklandığım.
Çok gördüm mesela rüyamda
öldüğünü gittiğini bir şekilde
Oralarda hep daha böyle yıkılmış gitmiş biriydim
sen gerçekten gittiğinde ise
yıkılmadım sürünmedim
ama çok sinirli bir insan oldum
kötü bir insan oldum
görsen şaşırırdın
o kadar büyük bir iyilik ve denge sağlıyormuşsun benim için
bende çok şaşırdım.
daha bir yıl olmadı ama yaklaşıyoruz yavaş yavaş
ben hala her gün çok şaşırıyorum
küçücük bir canlının bu kadar fark yaratabilmesi mümkünmüş bir insan hayatında.)

özlüyorum seni hala her gün
bugün de çok özledim mesela
yeni tanıştığım insanların seni tanımadıkları
seninle olan beni tanıyamadıkları için ne kadar şanssız olduklarını düşünüyorum sık sık.
eve gidince seni göremeyeceğimi bilmek mesela hala her akşam buruyor içimi.
Seni çok özlüyorum.
Sen dünyanın en güzel kedisiydin.
Sen dünyanın en güzel kedisisin.
yumuşacık patilerini öpebildiğim için çok şanslıyım.

Habitat

Ortalama bir Damla 175 cm uzunluğa ve 70 kg ağırlığa ulaşır.
Saçlarının rengi sarı-kahverengi ve gri-kahverengi tonları arasında değişir.
Ama boğazı ve göğsü daima beyazdır ve dolgundur.

Dış görünümü ile ilk bakışta normal bir kadına benzetilse de, ikisini ayırt etmek o kadar zor değildir.
Damla normal kadından daha büyük ve daha güçlüdür, çenesi daha ince, kulakları daha büyük ve bacakları daha uzundur.

Sosyal davranışı normal kadında olduğu kadar gelişmiş değildir.
Ama daima yalnız yaşadığı da tam olarak söylenememektedir.
Damlalar bazen bir çift olarak, bazen de birbirlerine fazla bağlı olmayan kardeş damlamsılardan oluşan kücük grupların içinde görülebilir.
Ama en sık rastlanılanlar yalnız gezenlerdir.

3 Mayıs 2016 Salı

Napak Ölek mi?






27 Nisan 2016 Çarşamba

Muviiiz

Arada The Witch de dahil :P bir çok başka film olmasına rağmen
Hemmennnn
The Invitation dan bahsetmek istiyorum!

























Öncelikle şunu açıklamalıyım ki
LOGAN MARSHALL-GREEN!!!!!!
Hani Tom Hardy e paranız mı yetmedi?
Logan ı alın
Adam güzel
yapacak bir şey yok
Adamı saça bulamışlar ama adam hala güzel
Adamı delirtmişler
Adama yeminini bozdurmuşlar
adam bebek.

Tamam şimdi bunu off of our chest yaptığımıza göre.) (ne be erkekler için şu abla bu abla derken iyiydi! Bizim başımız kel mi?)

.))

Neyse.

Abimizin dışında
Ben filmin konusunu çok sevdim.
Açıklama da Beyimizin Eski karısı ve onun yeni eşinin evinde bir yemeğe davet ediliyor bütün arkadaş gruplarıyla. O da yeni kız arkadaşını alıp gidiyor. Gel gör ki bir süre sonra olayda bir terslik olduğunu ve bu garip çiftin onları öldürmeyi planladığını düşünmeye başlıyor.

Şimdi açıkçası ben bu  yorumu okuduktan sonra filmi izlemedim biraz sıkıcı geldi sonra dün ne olduysa şeytan dürttü dedim bir bakayım.

Hikaye evet böyle gelişiyor ama tabi yan konular var işte sıkıntılı bir geçmiş
arada flashback ler
arada abimizin delirme anları ama sadece kendi içinde which i personally adore!
Sonuç olarak filmin sonu bizi şaşırtıyor.
Karakterleri iyisiyle kötüsüyle seviyoruz.
Ortam kaliteli.
Kapılar falan kitlenmesine rağmen klostrofobik hissetmiyoruz.
Ve film bittiğinde aa ne güzel iyi ki izlemişim diyoruz.

E zaten bunlar benim bir filmi izlemem için yeterli.
Bir daha izlenir mi
İzlenir
Konu için mi?
Hayır Marshall için!

Dürüstüm yapacak bir şey yok!
.))

































watch it!......................................................................

22 Nisan 2016 Cuma

Filmler Biraz dursun o zaman

İçim kıpır kıpır gene
Ha rüyalarımda yumurtadan çocukları seviyorum kapalı kapılar ardında
Anneleri Madonna falan.

Ama I am hype!
Ne zaman senenin bu zamanları gelse ben böyle olurum zaten.

Aslında hastayım.
Herkes hasta.
Dolayısıyla bende hasta oldum.
Genzim akıyor.
Genizlerim.))
Başım böyle bir ağır
alnım öne çekiyor.

Ama mesela bu umurumda değil.
Dün akşam dışarıdaydım.
Bu akşam gene dışarıda olacağım.
Yarın zaten kopuş noktası olacak.
Muhtemelen pazar günü yani asıl doğum günümde de hasta evde yatıyor olacağım ateşler içinde.)

Bu seneyi böyle planladım.)


Dans etmek istiyorum.
Ellerimden tutmaya çalışan herkesten tek tek kurtarıp kendimi dans etmek istiyorum.
Etrafımda sadece dönen çizgi çizgi ışıklar görerek döne döne dans etmek istiyorum.
Çevremdeki kimseyi tanımadan.
Tanıdıklarımdan da uzaklaşarak.
Saçlarımı savurarak.
Gözlerimi kapatarak.
Sendeleyerek.
Sonra nefes nefese dışarı koşmak istiyorum.
Gökyüzüne bakmak.
Ay a bakmak gülmek istiyorum kendi kendime deli gibi.
Sonra içeri geri girip biraz daha dans etmek istiyorum.
Arkadaşlarımın ellerinden tutarak onları da döndürmek istiyorum çevremde.

Sonra beraber İstanbul'a karşı bir tepede oturup sıcak bir kahve içelim istiyorum.

"Ah be.
Kurtaramadım kendimi
geldim gene buradayım!
Ne güzel şehir be
Her yerinden balçık akıyor
Ama gene de ışıl ışıl.
Ne güzel hayatım var!"

diye düşüneyim istiyorum.


Sonra sabah kalkayım.
Hasta olmuş olayım iyice.)

Aslında planlara sadık kalamayan biri için gayet gerçekçi bir plan diyebiliriz. sanırım.



18 Nisan 2016 Pazartesi

EducatedEye

Çok güzel filmler izledim şu geçtiğimiz günlerde.

En çok aklımda kalan, aklıma takılan sanırım

"They're Watching"
O yüzden ondan başlayacağım.













Hikayemiz Romanya da geçiyor. Filmkorku da yeni neler var diye bakarken rastgele karşıma çıktı bu film çoğu güzel filmi bulma şeklim gibi.)
Yorumlara şöyle bir baktım ama çok da önemsemedim açıkçası
dedim fragmanını falan izlemeden şöyle bir bakayım
kötüyse sonuna bakar geçerim.
Ama beni şaşırttı doğrusu.
Son 1 yıldır sıkı bir şekilde takip ettiğim House Hunters International ekibinden/programından esinlenmiş bir grup
Romanya nın bir köyüne götürüyor bizi
Hikaye klasik bir çift ev arıyor ve bu köyde kırık dökük bir ev buluyorlar.
Ama yani müzikler ara grafikler falan direk HHI den alınmış gibi
O hissi güzel veriyorlar.
Programı bilen bilir gerçi ama ben gene de kısaca bahsedeyim House Hunters International da
Programın bulduğu yerel bir emlakçı ev arayan adayımıza 3 seçenek gösteriyor aday ya da adaylarımız bu üç seçenekten birini seçiyor ve o yeni ülkeye taşınıyor. Ekip se 1 ila 3 ay sonra onları gene ziyarete gidiyor hani ne yaptılar nasıl yerleştiler gibi.

Burada da olay aynı ama emlakçımız üç kağıtçı bir roman (tipi tam bir türk.) )
Köydeki yerel halk korkunç
ve tabii ki çiftimiz bir 'garip'.
Ekibin başına gelmedik şey kalmıyor haliyle ama
Zaten ciddi bir film çekmediklerini alenen belli ediyorlar dolayısıyla karanlık bir komedi olarak bakıldığında bence hakkı yenen bir film sayılabilir.
Ben 7.8 veriyorum.)





Sırada "The Boy" var.













Ben bu filmi epeyce bekledim aslında.
Umutsuzca internette mi aramadım dersiniz.
2015 yapımı bir diğer the boy filmini mi izlemedim bu umutla
(O da fena bir film değil bu arada. Daha çok dram gibi gerçi)
Ama işte ne zaman bir şeyi bu kadar beklesem istesem bir sıkıntı oluyor malesef.
gene de çok kötü değildi diyebilirim.
Mekan hissi güzeldi.
Sanki böyle bir Dont't be Afraid of the Dark havasına yaklaşır gibi ama o kadar da başarılı olamıyor.
Hikayede boşluklar var
zaman yetmemişcesine ama ne oluyor ne bitiyor anlıyoruz tabii.
Sonu farklı. Yani benzer şeyler izledik tabii ama Gerilimle böyle bağlanması güzel olmuş.

Filmde bir kızımız var, amerikalardan kaçmış ingilterelere gelmiş çocuk bakıcılığı yapmaya
tabii rahat oluyor amerikalı olunca
Neyse
Onun kendi sıkıntıları var işte şiddetli bir ilişkiden kaçmış
Ama geliyor bir görüyor ki
Çocuk mocuk yok bu Mükemmel ingiliz şatomsu malikane de
sadece yaşlı bir çift ve onların taş bebekleri var
Kız garipsiyor tabii ama diyor yani bir ton para
napalım bakalım.
Oğlumuzun adı Brahm
Yatırılması yedirilmesi temizlenmesi lazım düzenli
Neyse yaşlı anne baba gidiyor
Kız tabii direk sallıyor brahm ı
Yanlış seçim tatlım
Problemler de başlıyor akabinde
Yok eski koca çıkıyor geliyor
Evin alışverişini yapan ingiliz çocuk kafalanıyor
Brahm iyice çıldırıyor.
Ama hepsi güzel bağlanmış
İzlendi mi izlendi
bir daha izlenir mi?
nope!
Sorry Brahm!



Bu filmimizi Sinemada izledik arkadaşımla;
"10 Cloverfield Lane"


















Arkadaşım tam da karar vermişken filmin 2008 yapımı Cloverfield filmiyle alakalı olduğunu söyledi
Çok hoşuma gitmeyen bir bilgi oldu bu çünkü o filmi de biraz vasat bulmuş pek beğenememiştim(ama şimdi bir ara vakit ve heves bulursam tekrar hatırlama izlemesi yapmayı planlıyorum)
Eski filmi izleyenler bilir.
Bu bir uzaylı filmi.
Ama bizi sadece sıkıcı uzaylı kovalamacasıyla boğmuyor şaşırtıcı olarak bir kere oyuncular bonus!
Bir kere gönüllerin Fred Çakmaktaşı John Goodman var neredeyse başrolde!
Hemde alışık olmadığımız bir rol seçimiyle.
Ona bu atılımında yardım eden aktrisimiz ise
Scott Pilgrim vs. The World de bir çare Scott ımızın aklını başından alan Ramona Flowers- Mary E. Winstead den başkası değil.
Mekan biraz klostrofobik ama zaten verilmek istenen his de o.
Her detay gayet yeterli yani Cloverfield filmine ön yargımdan dolayı biraz sevimsiz başladığım bir filmdi ama sinemanın atmosferiyle de(tıklım tıkış bir salon ne ilgiymiş ve kardeşim! Paltomuz kucağımızda oturduk!)
gayet keyifli devam etti
iliklerime kadar gerildim heyecanlandım
sonu da güzel bitti
bu cloverfield serisinin daha çok ekmeğini yiyecekler belli ki
öyle bir sondu yani.
Tavsiye edebilirim.
Filmkorku ya da düşmüş durumda zaten.



Emelie ve Deccal araya sıkıştırmalık özlesine izlediğim filmler ama genede şöyle bir bahsedeyim.

Emelie de klasik bir nanny hikayesi izleyeceğimizi anlıyoruz;













Emelie kızımız biraz problemli bu her halindende belli zaten
ama işte salak bu ebeveynler genede alıyorlar bunu
Evin 3 çocuğu var 1 i en büyük abi
ortanca piremses kızımız
birde küçük şirin mi şirin oğlan çocuu
Anne baba sorunlu ilişkilerini(tabii ki)
kurtarmaya bir yıldönümü yemeği yapalım demişler
Çocukları da bu hiç tanımadığımız kıza teslim edelim
which is cool, i would do that too.)
Onlar orda sorunlarını beceriksizce masaya yatırıp kah hoşça kah gergin
vakit geçiredursunlar
Emelie kızımız kendini öldürüp yerine geçtiği Anna olarak tanıttığı bu ailenin evinde çocuklara türlü türlü eziyetler etmektedir
hem de bütün bunların amacı küçük oğlanı kaçırıp kendi ölen oğlunun yerine alma isteğidir.
Bir suç ortağı vardır o da ondan da deli film boyu yüzünü değil sadece gözünü görebildiğimiz bir beydir.
Bla bla bla
çocuklar kurtulur
Emelie ölmez kaçar
Çocuklar 45 yaşına kadar psikolojik yardım alır muhtemelen
Emelie nin yardımcısı amca ölür.
aile kavuşur viola mutlu son.
İyi bir film değildi ama Sarah Bolger için izlenir herhalde.
Yani en azından erkek izleyiciler için daha teşvik edici bir etken olur diye düşünüyorum.
Çünkü kendisi Tudors da Breh Breh BREH dedirtecek kadar iyi bir Mary Tudor olmuştu.

Deccal e gelirsek ise
Yani söylenecek çok bir şey yok tabii;

















Fotoğraf gereken herşeyi anlatıyor konuyla ilgili.
Şimdi korku filmleri benim özel ilgi alanım olduğu için
Türk film sektörünün de bu konudaki bütün yeniliklerini yakından takip ediyorum. Bu ne demek oluyor
yani bütün türk korkuları izliyorum.)
Ama malesef bana yenilik vermek yerine hep aynı hikayeyi daha iyi veya daha kötü bilgisayar efekt ve teknikleriyle vermekten başka bir şey yapmıyorlar.
Konu gene şeytan bir bebek
gene bolca dua var
Gene Kendini dünya zevklerinde kaybetmiş bir kızımız.
Gene korkunç bir yaşlı teyze.
Salak bir yakın arkadaş
Saçma sapan efektler.
İyi değildi kesinlikle
Yani ben zaten bu filmleri korkmak için izlemiyorum ama en azından bu kadar tekrara düşmeseler de heyecan olsa diyorum ama işte napalm eldeki bu.
Başrolde Öznur Serçeler diye bir kızımız var. Oyunculuk olarak olmasa da görsel olarak hoşça bir abla belki onun için gene erkek jüri ok leyebilir ama kimi kandırıyoruz ha.) erkekler bu filmlerden çok korkuyor dostum.P


Daha bir kaç tane daha film var tabii eklemem gereken ama biraz yoruldum ve sıcakladım.
Ayh çarşamba 32 derece olacakmış ayol
ALAM cehennem ateşlerini burada mı çektireceksin bize yarebim!

8 Nisan 2016 Cuma

I'm not o-fucking-kay

Sabah sabah my chemical romance güldürdün beni.))

Adamlar depresif şarkı yapmak isteseler de olmuyor.)
Bir yerinde insana komik gelen bir şey çıkıyor.)

Bu bulutlu karanlık sonbahardan çalıntı İstanbul sabahına ben en güzel ayakkabılarım
ve jilet gibi kıyafetlerimle hazırlanmıştım oysaki
Zaten erken kalkıyorum
hava hep karanlık oluyor aşağı yukarı
Sonradan ofise gelene kadar güneş çıktığı için ona göre bir şeyler girdim
sonra baktım no güneş what so ever
neyse artık napalım
zaten güzel ayakkabılarımı asfalta değdirmiyorum kolay kolay
Dolayısıyla suya sabuna çamura da değmez
Gerçi yağmurdan bahsedilmiyor hava durumunda
sadece kocaman bir bulut
güneşi perdeleyen.



En son Tutsak Güneş i okudum.
Uzun süredir Ayşe Kulin okumuyordum en son adı aylin i okumuştum sanırım
Kadının yazımını seviyorum
İçinde kaybolup gidebiliyorsun hikayenin.
Tutsak güneşte de böyle perdelenmiş bir güneşten bahsediliyor
Kitabı okuduğumdan beri hava ne zaman böyle kapalı olsa hemen hikayeye gidip içinde kayboluyorum.)

Biraz hüzünlü ama hoşuma gidiyor.

Şimdi iş arkadaşım sayesinde Wardstone diye bir seriye başladım.)
Hemde pdf yani!
BEN! pdf ten kitap okuyorum.
Yani
Okumaya çalışıyorum.))

Daha çok kitabımı alayım
başucu ışığımı yakayım
İnsanı olduğum için biraz zor gidiyor ama
eh işte
.)

5 Nisan 2016 Salı

questa é la vita

you meet someone
you two get close
it's all great for a while
then someone stops trying
talk less. 
awkward conversations
the drifting
no communication whatsoever
memories start to fade
then that person you know
becomes that person you knew
that's how it usually goes, right?
sad isn't it?

4 Nisan 2016 Pazartesi

uzun lafın şortu

Sakalı bulaşık teli gibi
ortası farklı ama
ortasında kocaman bir gülümsemesi var

Ara ara çalılardan baş vermiş beyazlarından şikayet ediyor
Gözlerinin yanındaki çizgilerini fark ediyorum o sırada
ama anlaşılmıyor gülümsemekten mi yoksa yaşından mı
gülümsemekten olduğunu düşündüğümü fark ediyorum
yıllarla alakalı olmasına imkan yok

Üzüldüğünde bana bakamıyor hala
uzağa bakıyor

Kırılabileceğimi bildiği cümlelerine güzel sözlerle başlıyor hep
sesini yumuşatıyor
üzülür gibi olursam hemen şapşalca olduğunu düşündüğü bir şey söylüyor
çok kötü olursam beni gıdıklıyor.

Ne olursa olsun değerli olanın ben olduğumu söylüyor hep bana
söylemekten öte öyle düşündüğünü görüyorum yüzünde

Beni seviyor
beni ailesini sever gibi seviyor
beni değerli ama biraz aptal buluyor bazı konularda
korumak istiyor
ama biraz korkuyor.

kendinden pek bahsetmiyor
Kaldıramayacağımdan endişeleniyor
Önemsemeyeceğimden çekiniyor.
Merak etmeyeceğimden endişeleniyor


Oturup bakarken ona ne kadar az şey sorduğumu fark ediyorum
o gittikten sonra kendime kızıyorum.

o bana ne güzel bir arkadaş oluyor.
ben ne kadar eksik kalmışım.

gene de ne güzel bir insan kazanmışım.

30 Mart 2016 Çarşamba

her şeyi güç savaşına döndürenlerde olan hal: dertlilik.

the tempest a selamlar saygılar olsun.






Sadece sevmediğim hatta önemsemediğim insanlara yapmak şöyle dursun
(normali o olsa diyelim)
aksine sevdiklerime daha çok yaptığım durumum.
hani nasıl durdurulur nasıl geçer.
bilemiyorum.
şimdi nefes terapisini deneyeceğim.
geçmezse kendimizi kandırmaya devam.n'apalm.




29 Mart 2016 Salı

when one door shots, a window opens!


23 Mart 2016 Çarşamba

Bunu alışkanlık haline getirebilirim!

Eskiden yani laptoplara esir olmadan önce desktoplara esirken.))
bu eski klavyelerden kullanıyordum
tıkır tıkır
yazarken tak tuk klavyeyi döverek
evdekiler haliyle sinir olurlardı herhalde
kim olmaz ki yani.))
Şimdi iş yerinde merak ediyorum aynı şey oluyor mu diye.)))
Gerçi iş mailleri yazışmaları falan da oluyor tamam ama
takır tukur burayı yazmak
sanki sesi bile farklı :P
HHani sanki ben burada işten başka bir şey yapıyorum diye bas bas bağırıyor.))

Herkesin takıldığını fark ediyorum bugünlerde
Hani an geçiriliyor.
Getting by it gibimsi.
Baştakinden sondakine herkes
bir rehavet
bir go with the flow
tasarım süreci bir sıkıntı mı
kıçımızdan uydurmak zor mu
falan filan.

Ya basmane çukurunu satmışlar.
Dün gelen mimarı bültende gördüm.
Şimdi gelsin yerine gökdelenler.
E ne yapacaklardı adamlar
park mı yapacaklardı.
Yok artık.
Lütfen ama.
Hadiii amaaaa.

22 Mart 2016 Salı

I write, U write, They don't know how to read!

Uzun süredir Sinemaya gidemiyorum.
Partnerimin bunda etkisi çok oldu ve yaşadığımız yerinde tabi
ama daha çok onun etkisi bence.
Bence pek sevmiyor sinemayı
Belki eski bir sevgilisi yüzündendir belkide (muhtemelen) sadece sevmiyor motion pictures ı.

Şimdi doğal habitatıma döndüğümden beri sinemaya gitme isteği aldı gene beni.
Filmlere baktım hoşuma giden bir şeyler bulayım diye
ve şu şok edici gerçeği fark ettim(gark ettim)
Alışmışım sinemaya gitmemeye!!!!

Tabii ki film izlemeyi bırakmadım. Come on! It's me! Çok güzel internet sitelerim var online film izlediğim.
Hatta gösterime girmeyen filmleri bile erkenden izlediğim.
Sadece uzaktaydım aklımı kaybetmiş değil.
Ve tabii korku filmi takıntım tam gaz devam ama açıkçası o türde de bir kısırlaşma mevcut.
Öyle ki beğendiğim korku, gerilim filmlerini tekrar tekrar izliyorum arada.

Neyse sonuç olarak sinemaya gitmek istiyorum ama gidecek film yok.
Zaten kuyruk sokumum kırık.
O kadar saat çok da wuhuhu olmadığım bir film için saatlerce oturamam o milyon popo değmiş koltuklarda dedim.
Ve o an gene fark ettim ki
Ben bir coach potatoe olmuşum.

Sosyal medyadan koşarak kaçışımın son etabında paylaşımlarıma dikkat etmeye bile başladım.
Sonuçta başka bir şehire gidiyorsunuz
Herkes gibi oranın sadece güzel yanlarını çekip paylaşıyorsunuz.
Ve herkesin içi gidiyor sizin de diğerlerininkine gittiği gibi.
E sonra gene yurdum yani
Ne koyayım şimdi.
Kendimi koyasım yok.
Yüzüm eskimesin.
Kendimi anlatasım yok.
Ay anlayan anlardı şimdiye kadar embesillerse ben ne yapayım hıııııh.
Oturur herkeslerin unuttuğu bloğuma yazarım dedim bende.
İçimden akar ama su yolunu bulmaz.

Çünkü bir süredir düşünüyorum
eskiden ne kadar sabırlıydım diye
ama eskiden yani
böyle lise -üni başı gibi eskiler ve öncesi tabii.

Sonra böyle bir ölüm korkusundan mı nedir.
Bir saman alevi.
Bir "amaaaaan uzatmayayım kaç günlük ömür yieaa"
havaları.

Gereksiz gereksiz.
Sevgi kelebeklikleri.

Acaba şişman insanlar gerçekten daha mı mutlu?
Doktor bir arkadaşım geçen gün tiroidlerime baktıktan sonra şey dedi
çok kiloya da sebep olabiliyormuş tiroid galiba aşırı zayıflığa da
işte çok üretirse az üretirse artık ne salgılıyorsa.
Zayıf olunca çok sinirli oluyorlarmış bir de gene o salgı yüzünden.
Tabii benim tiroidim para tiroidlerim falan hepsinin maşallahı varmış o ayrı.

Ama hep derler ya
şişman ve mutlu
acaba zayıfladım diye mi böyle oldum
yada amaaan
no bahane
U ve always been a bitch!

21 Mart 2016 Pazartesi

sene olmuş 2016

Sene olmuş 2016 ben hala internet sağlayıcımla telefonda "hmm... peki neden yeni üye benden daha az ödüyor? sonuçta sizin bana yıllardır beraberliğimizi toz kondurmadan sürdürdüğüm için daha  uygun bir tarife önermeniz gerekmez mi?" ana fikirli konuşmalara giriyorum.

Sadece internet olsa gene iyi! Televizyon paket kullanımım ,telefon tarifem!
Arkadaş dünya yeni gelenlerin dünyası. Gerçekten.

Bunları düşünürken fark ettim. Sadece teknoloji ve gündelik hayat ihtiyaçlarımızla alakalı bir konu değil bu.
Özel hayatımızda da böyle.
İlla ki kişiden kişiye değişiklik gösteriyordur ama genel olarak konu şu ki
çocukluğumuzdan beri bir durum var ki
yeni oyuncak geliyor eskisi kenara atılıyor.
Yeni arkadaş eskisi ne kadar da sıkıcı
Yeni dizi eskisi zaten artık baymıştı
Son olarak da yeni sevgili adayları
eskisi ...hmmm zaten eskimişti.
Tamam belki her an için durum bu değil ama
izlediğimiz diziden reklamdan filmden bile yönlendirildiğimiz durum bu!

Bir de şöyle bir durum var mesela
kişinin daha doğrusu
"Kadın" kişisinin kendine yetebilmesi durumu
"kendi ayakları üzerinde durabilen kadın"
bu günümüzde sadece finansal olarak ele alınıyor sanırım
pekala çok iyi para kazanan ve "kendi kendine yetebilen" bir kadın
duygusal olarak kendine yetemiyor olabilir
e bu durumda bu zaten daha büyük bir eksiklik olmuyor mu?

"Aman tanrım istediğim bütün ayakkabıları alabilirimmmmmm!!!!"

ama akşam yatağına yattığında evli veya bekar yalnızsan ayakkabılarına sarılıp uyuyamazsın.
hele ki toplum baskısının tavandan uçup gittiği
her köşe başı tecavüze uğrama ihtimaliyle yaşadığın bir ülkede
finansal olarak güçlü olsan kaç yazar.

Ama duygusal olarak "kendi kendine yetebilen" "kendi ayakları üzerinde durabilen" bir kadın olduğunda işin rengi değişiyor biraz.
Gerçi o zamanda mahalle baskısı falan
"ah evladım ne zaman evlilik?" "haydi darısı senin başına"
"şimdi istemezsin ama sonra istersin çocuk" "kocan ister kızım?"

yumurtalarını düşünüyorsun
işlemeseler keşke de yapamasam o deyyus istese de diyorsun.))

Yıllarca yazmadığın bloğuna sarıyorsun kendi fikir ve davranışlarını bir ülke kadınlarına mal-ediyorsun.

Yani aslında herkes ofiste yemeğe 12:30 da çıkıyor bense öğle yemeğimi 2 de yiyorum
sıkıntı burada baş gösteriyor.

Sıkıntının pozitif etkileri tekrar yazmamı sağlaması iken.
mesela benim internet sağlayıcısının callcenter ındaki kızcağızla yaptığım konuşmadan daha önemli konular olmasına rağmen kafamı toparlayıp o konularda yazı yazamamam
hani bombalar patlıyor.
genci yaşlısı ölenler
biz bile ölebiliriz.
dünyanın 4 yanından arkadaş eş dost arayıp soruyor yaşıyor musunuz diye
bu tip şeylerde var ama ben daha
bırakın böyle ciddi konulara eğilmeyi
call-center muhabbetine bile loyal olamıyorum da konu erkeklere sevgililere oradan da kadın haklarına geliyor.

meditasyon deniyorum şimdi odaklanmak için bugünlerde.
Aşırı birikim yapan enerjimi atmak içinde yürüyüş.

derken eskiden beri aklımda olan hep demo derslerine gidip bir türlü devam edemediğim dövüş kurslarına baktım gene hani madem artık Türkiye'nin en sükseli şehrinin en kalbur üstü semtlerinde bile tecavüze uğramadan evime dönmeyeceksem;
dedim en azından bir-iki yumurta patlatmayı kemik kırmayı öğreneyim bari.

sonuçta hayatımın fiyuuuu hemde nasıl kararlı bir dönemindeyim.
devamlılık çılgın atıyor.
en azından bir işe yarar.
Tabii baktım çok tırnağım kırılıyor.
ne bileyim çeşitli eklem sıkıntıları falan o zaman her zaman için yasaklı teaser larımıza yada biber gazlarımıza sarılabiliriz.

çiuv çiuv

18 Mart 2016 Cuma

çokdaşeyetme

çalışan didinen kazanan insanlar topluluğu.
hep bende o topluluğa dahil olmak istedim
oldum da.
yazdık çizdik gezdik tozduk
konuştuk yedik içtik
bir şeyler yaptık
önce ikili gruplar halinde
sonrasında ikilinin vasfına göre çoğalarak
böyle mikroskopta gösterilen bir görüntü vardır ya
filmlerde genelde
çoğalan hücreler gibi
minik organizmalar gibi
böyle küçük şeyleri yanına katarak ya da onları yiyerek büyüyen.
öyle olduk
normaldim yani.

bir dönem notlar çok önemliydi
bir dönem notların kötü olması "cool" du
sonra gene iyi olması daha iyi oldu
sonra bunun bir önemi kalmamaya başladı.
bunu da liseden bir adam söylemişti zaten.
içimizde insanları biriktirip devam eden hayatımızda onların üzerinden bir şeyler paylaşarak mı yaşıyoruz
bu da bir dil öğrenmek gibi bir şey mi.
yoksa ben mi böyleyim sadece
ya da bunun tam olarak bir önemi var mı?
sanki yani
sadece ben böyleysem
böyle olmamak için kendimi değiştirmem mi gerekir
ya da değiştirsem bir işe yarar mı
ya da zaten bir insan bunu değiştirebilir mi
ya da boşver bir insanı sen değiştirebilir misin
bunların hiç birinin cevabını bilmiyorum
ya da yeni inancım doğrultusunda
biliyorum ama bildiğimin farkında değilim

sonuç olarak onu da öyle bir adam söylemişti yani
geçmişimde nur içinde yatsın


yeni bir şey deniyorum
zararlı olarak adledilen her şeyimi bırakma "şeysi"
tabii bunun tespitini başkaları yapıyor
toplum yapıyor
fiziki zararlar sanırım bu sebeple asıl korkulan
ama sonuçta yaptık bizde kendimizce bir şeyler işte
mesela alkolü bıraktım
un yağ şekeri bıraktım
keyif verici her şeyi bıraktım
bana keyif veren şey ölüp gitti daha doğrusu
bende diğer şeylerin bana keyif veremediğini fark ettim
durum böyle olunca onları da ben bıraktım
onlar içinde ben ölüp gittim



işin garibi
zor olur sandım
olmadı
20 kilo da beni bıraktı gitti
eksisi ne dersek
hani bir muhasebe yapsak. daha çok üşür oldum
ama psikolojik de olabilir. giyecek kıyafetim kalmadı(ama bu tam bir eksi sayılmaz sonuçta ben bir bayanım)
başka hmmm
asıl tabii şöyle bir şey oldu
bu yazıyı yazmama da sebep olarak
bir şekilde kendimi uyuşturduğumu düşünüyordum hep
hani böyle deli deli düşünüyorum
yoruyorum kendimi ama kim bu kadar dağıtsa böyle olur zaten gibi
o öyle değilmiş belli ki
o çıktı ortaya
daha berrak olmayı bekliyordum
o olmadı
yani pek bir fark göremiyorum.
bilmiyorum.

daha temkinli oldum
sağ şeride atlamadan aynama bakıyorum.

üst üste çok fazla araba çarptı o şeride atladığımda bana sanırım
artık bir anda yapamıyorum bu yüzden bir çok şeyi.








yeni bir kedi geldi
küçük bir felix
benden başka herkes sevindi
benim için sevindiler tabii sorsak
ama dürüst olalım yavru bir kedi zaten tek başına da pozitif bir şey.
ben bahaneleriyim.
bana iyi davranıyor kedi.
aslında sanırım en iyi bana davranıyor.
küçük anlamlı bir suratı var
annem karıştırıp felix diyor ona arasıra
bana ise
çinlilerin o meşhur cevabını hatırlatıyor
"bize göre hepiniz aynısnız!
-siz de bize göre aynısınız"
çekikler ve çekik olmayanlar.
bu kedi de öyle
o başka biri
bambaşka bakıyor
gözleri daha yuvarlak ve soluk mavi
onun gözleri tam badem şeklindeydi ve akyarlar denizi kadar maviydi
burnu daha büyük
benim oğlumunki hokka gibiydi
patileri fazla büyük
kuyruğu fazla kıvrık
işte bir şeyler.

geceleri kafamda uyuyor.
gündüzleri ayaklarıma dolaşıyor.

çok da şey etmemek lazım belki
kedi falan bunlar sonuçta
yaşıyorlar ölüyorlar
biz de insanız
yaşıyoruz
öleceğiz

hem savaşlar falan var
insanlar patlıyor ölüyor
her an ne olabileceği belli değil
öööyle yaşamak lazım

yüzüğümün kenarı çizilmiş işte benimde
iş çıkışı onu parlattırmaya gideyim diyorum
bakalım
nasip kısmet işi bunlar.